BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taşlar dile gelse...

Taşlar dile gelse...

Kayseri oldum olası taş işçiliği ile tanınır. Hele Gesi, Bürüngüz ve Ağırnas’ta meslekten öte sevdadır. Zira civar ocaklardan çıkarılan taşlar peynir gibidir ve rahat işlenir. Ama beş on gün güneşi gördü mü sertleşir. Hele üç beş mevsim geçince “taş” kesilir. Eh elinizde böyle bir malzeme olduktan sonra evinizi kemerlerle süslemek kolaydır. 1500’lü yıllar filandır. Küçük bir çocuk derinliklerinde ışıl ışıl zeka parlayan gözlerini kalfalara kilitler. Bıkıp, usanmadan onları izler. Sonra kuytulara çekilir, kırpıntı taşlardan minik kubbeler, minyatür köprüler örer. Ondaki kaabiliyeti kim keşfeder bilemiyoruz, ama birileri sırtını sıvazlar, İstanbul’a yollarlar. En seçme âlimlerin, en bilge müderrislerin önüne oturturlar. Kahramanımız tedrisatını tez tamamlar, ama yerinde duramaz. İçindeki coşkunun seline kapılır, orduya katılır. Kâh Çaldıran’a yürür, kâh Mısır’a koşar. Tebriz’in, Bağdat’ın, Rodos’un, Belgrad’ın fethini yaşar. Onlarca ülke, yüzlerce belde görür ve gittiği her yerde kemerleri, kubbeleri inceler. Kimine hayran olur, kiminin eksiğini bulur. Gemiler, silahlar arabalar, insan elinden çıkan herşey ona birşeyler fısıldar. Hepsinden de ders kapar, ince ince notlar tutar.



Yayabaşından mimarbaşına... Beklediği fırsat karşısına Van önlerinde çıkar. Osmanlı ordusu göl cihetinde çaresiz kalınca cesaretini toplayıp veziriazam’ın yanına çıkar, “tekne çakmak” gibi beklenmedik bir teklif yapar. Güngörmüş paşalar sakallarını sıvazlar, çelebiler kavuklarını sallarlar. Bu inanılacak bir şey değildir ama, denemekle ne kaybederler ki? Esrarengiz asker kısa bir süre sonra gelip selâm verdiğinde gölün üzerinde tekneler gezinmektedir. Hem bunlar basit ve kaba sallar değil, sülün endamlı kalyonlardır. Ardından Karabuğdan seferinde sahneye çıkar. Onlarca mimar uğraşır ama Prut nehrinin kaypak zeminine bir köprü oturtamazlar. Padişah sıkıştırmaya, asker sabırsızlanmaya başlamıştır. Kahramanımız münasip bir lisanla müsaade ister ve sadece 13 gün sonra “Buyrun!” der. Yaptığı köprü kelebekten zarif ve örsten sağlamdır. İşte bu hizmet Kanuni’nin dikkatini çeker. “Sen!” der, “ Bundan böyle reis-i mimaran-ı dergâh-ı âlisin!” Bizim anlayacağımız şekliyle “mimarbaşısın” yani. Haa söylemeyi unuttum bu askerin adı mı? Sinan’dır elbet. Koca Sinan, yüce Sinan! Selimiye’nin sırları Edirne’de nereden bakarsanız bakın Selimiye Camiini görürsünüz. Şehre İstanbul yolundan sokulanlar, yanına yaklaşıncaya kadar camiyi iki minareli sanırlar. Selimiye o kadar zariftir ki bibloyu andırır. Belki de bu yüzden olduğundan sevimli ve küçük görünür. Ama eline cetveli alanın dudakları uçuklar. Aslında minareler hatırı sayılır ölçüde kalındırlar, ama dikine çizgiler onları kalem endamlı yapar. Saç örgüsü gibi birbirine dolanan şerefe merdivenleri akıllara ziyandır ve her yol ayrı şerefeye çıkar. Cami mimarinin de ötesinde sırlar taşır. Meselâ 4 minare dört kitaba, dört meleğe, dört halifeye işarettir, dört kürsü ise dört hak mezhebe. Selimiye’nin 999 tane penceresi vardır ve bunlar 5 sıra halinde dizilip, İslâm’ın 5 şartını hatırlatırlar. Arka minarelerdeki 6 yol iman edilecek 6 şartı, külliyenin 32 kapısı 32 farzı fısıldar. Müezzin mahfilindeki lale motifi tasavvufta Hak teâlâ için kullanılır çünkü “Laleh” kelimesi Allah lafzı ile aynı harflerle yazılır ve ikisi de ebcet hesabında 66 rakamına tekabül eder. Hoş “66’ya bağlanmak” deyimi tevekkül etmek ve işi Allah’a bırakmak mânâsına gelir. Minareler eğri olursa Sinan’ın Rum asıllı olduğu söylense de o iyi bir Müslümandır. Kızlarına Hatice, Ümmühan, Neslihan, oğullarına Muhammed ve Mustafa adını koyar. Servetini hayra, hasenata harcar. Süleymaniye külliyesinin son rötuşlarının yapıldığı günlerdir. Ufak bir çocuk gölgesine girdiği minareye bakakalır. Eh o mesafeden minareye yalancı bir kavis oturur, seyredenin üstüne abanır. Çocuk ölçer biçer ve “bunlar eğri” diye söylenir. Koca Sinan ufaklığa gülüp geçmez, aksine ciddiye alır. “İyi ki söyledin” der, “Bak nasıl da kaçmış gözümden.” Sonra minarenin gövdesine bir halat bağlayıp çekmeye başlar. Çocuk eli belinde emirler yağdırır. Nitekim “Şimdi tamam” der, “düzeldi işte” Mimarla çocuk el sıkışır, iyi bir iş yapmanın rahatlığıyla kucaklaşırlar. Görüyorsunuz değil mi. Sinanımız kuru hesap adamı değil insandır. Hâzâ insan. Belki de onu böylesi çok eser yapmaya iten şey mahlukata şefkatidir. Kimbilir? 50 yıla 477 eser Sinan padişahının yüzünü kara çıkarmaz. O sadece tasarımcılıkla kalmaz imparatorluk sınırları içinde satılan malzemelerin standartlarını oturtur, kontrolünü yapar. Diğer devlet inşaatlarını da denetler ve hassa mimarlar ocağında geceli gündüzlü ders verir. Yani o, hem bayındırlık bakanı, hem de fen işleri müdürü, hem müfettiş, hem müderris, hem de zabıta amiridir. Sinan çok çalışır, memleketi camiler, medreseler, köprüler, imaretler, şifahaneler, hanlar, hamamlar, ambarlar, mutfaklar ve kervansaraylarla donatır. Enteresandır ama hiçbir eseri diğerine benzemez. Daima kalıpları kırar, kendini aşar. O kısacık mimarlık dönemine 477 eser sığdırır. Hıristiyan âleminin çok öğündüğü ve benzeri yapılamaz denilen Ayasofya’dan daha geniş ve yüksek bir kubbeyi Selimiye’ye oturtur. Üstelik daha zarif ve aydınlık bir mekân elde eder. Onun yaptığı camilerin kandillerinden çıkan isler bile tezyinatı kirletmez. Havada belirli helezonlar çizerek kubbeye yükselir ve katran odalarında birikirler. Hattatlar bunlardan yapılan mürekkeplere bayılırlar. Zira müminleri aydınlatırken kararan katranın kamışa güç verdiğine inanırlar. Hepsi bir yana Mimar Sinan’ın akustikte vardığı nokta ulaşılmazdır ve günümüz mühendislerine bile parmak ısırtır. Doğduğu ev restore edilecek KAYSERİ - Kültür Bakanlığı, Mimar Sinan’ın Kayseri’nin Melikgazi ilçesine bağlı Ağırnas Beldesi’ndeki doğduğu evi restore ettirecek. Mimar Sinan’ın 1489 yılında beldelerinde doğduğunu belirten Ağırnas Belediye Başkanı Mehmet Osmanbaşoğlu, “Mimar Sinan’ın adını verdiğimiz mahalledeki evin mülkiyetini, belediye olarak satın aldık ve restore edilmesi için Kültür Bakanlığı’na devrettik. Kayseri Valiliği de evin çevresinde yaptığı kamulaştırma çalışmaları için 60 milyar lira harcadı. Restorasyon projelerini ise Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden bir kurul hazırladı. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan da gerekli izni aldık. Kültür Bakanlığı’nın restorasyon için açacağı ihaleyi bekliyoruz.” diye konuştu. Osmanbaşoğlu, beldelerinde Sinan’ın çıraklık dönemlerinde yaptığı iki çeşmesinin halen kullanıldığını da söyledi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT