BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Kemal bey ne zamandan beridir ilk defa eskisi gibi şık giyinmişti. Kendisiyle barışık olmak gerektiğine inanıyordu. İnsanların diyalogla herşeyi çözebileceğine olan güveni dünden tazelenmişti. Aynanın karşısına geçti. Dün kendine ağlayan aynalar bu sabah gülümsüyordu.



Bir gün daha geçmiş, takvimden bir yaprak daha kopartılmıştı. Sabahleyin önce minibüsler ve belediye otobüsleri, ardından servisler ve özel otomobiller yavaş yavaş şehrin uyuyan sokak ve caddelerini korna sesleriyle uyandırmaya başlamışlardı. İnsanlar birer ikişer evlerinden sokağa çıkıyor, sonra özel ya da toplu taşıma araçlarıyla bir yerlere doğru taşınıyorlardı. Her akşam bu sokaklar gün batmasıyla birlikte yavaş yavaş dönüşe geçen insanları mekanlarına uğurluyor, her sabah caddeler insanların ayak sesleriyle irkiliyorlardı. Saat on sularıydı. Rasim beyin ofisinde her zamanki rutin telaş vardı. Rasim bey, zile basıp sekreterini çağırdı: -Buyurun efendim. -Arabam hazırlansın, gidiyoruz. -Peki efendim. Az sonra garaj kapısından ışıl ışıl parlayan siyah renkli son model bir otomobil çıktı. Rasim beyin ofisinin önüne gelip park etti. Özel koruma olduğu her hallerinden belli iki üç kişi peydahlandı arabanın etrafına. Rasim bey, omuzunda mafya usulü palto. Gözünde siyah gözlük. Boynunda Versace marka kravat olduğu halde merdivenlerden ağır ağır iniyordu. Yanında korumalardan başka bir de kadın vardı. Ama bu kadın ofisteki çalışanlardan değildi. Rasim beyin koluna da girmiyordu. İş arkadaşı denilse öyle bir hali de yoktu. Rasim beyin kapısı açıldı. Önce Rasim bey, sonra da yanına o kadın oturdu. Araba salına salına yerinden kalktı.  Berrin vestiyerdeki aynanın karşısında saçını başını kendi usulüne göre taramakta olan babasına seslendi: -Bir dakika baba, ben geliyorum. -Neye geliyorsun ki? Berrin alelacele geldi. Babasının kravatını, gömleğinin yakasını, ceketinin vatkalarını falan düzeltti. Babasının karizmasını düşünüyordu. Ahmet bey ise bir yandan Berrin’e müsaade ediyor bir yandan da homurdanıyordu: -Canım sanki düğüne mi gidiyoruz. Bu ne telaş böyle? -Sen bilmezsin baba. Sen hiçbir şeye karışma ama bu halde olmalısın. Bir yandan da annesine seslendi Berrin: -Anne hazır mısın? -Ben hazırım kızım. Sen de git hazırlan. Geç kalmayalım haydi. -Benim hazırlanmam on dakika bile sürmez. Siz arabaya geçin ben geliyorum. Karı koca, tin tin adımlarla otomobile giderken Nuriye hanım başını sallıyordu kendi kendine: -Ah gençlik ah... Her işleri böyle gösterişe dayalı. Allah kolaylık versin... Gerçekten aradan çok geçmeden Berrin de gelmişti işte. Direksiyona geçip oturdu genç kadın. Annesi Nuriye hanım ve babası Ahmet bey arka koltuktaydı. -Niye biriniz öne gelmediniz ki? -Canım ne yapacağız önde. Burada iyiyiz. Sen sür haydi. Berrin fazla üstelemedi. İstikamet Avukat Murat’ın bürosuydu...  Kemal bey ne zamandan beridir ilk defa eskisi gibi şık giyinmişti. Kendisiyle barışık olmak gerektiğine inanıyordu. İnsanların diyalogla herşeyi çözebileceğine olan güveni dünden tazelenmişti. Aynanın karşısına geçti. Dün kendine ağlayan aynalar bu sabah gülümsüyordu. “Şimdi Haluk beyle daha rahat görüşebilirim” dedi. Gerçi ne görüşeceğini o da bilmiyordu ama evlilikleriyle ilgili bir şey olacağını tahmin etmek zor değildi. Şehrin dört bir yanından büraya gelmekte olan misafirleri bekleyen Haluk amca da sabahın erken saatinde büroya gelmiş, Murat beyin ofisine her zamankinden daha fazla çekidüzen vemeye niyetlenmişti. Bazı koltukların yerini değiştiriyor, bazı çiçekleri ön plana çıkartıyor, avizelerin tozunu alıyordu. Bu muamele acaba kime ve neyeydi? İşte kapının zili çalınmıştı bile... Sekreter Burcu’ya seslendi Haluk amca: -Haydi kızım başlıyoruz... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT