BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlk kıblemiz kan renginde

İlk kıblemiz kan renginde

Kudüs'ü Nuh Aleyhisselam'ın torunları (Ken'âniler) kurar. Şehrin bilinen ilk büyüğü Hazret-i İbrahim'dir. O ve oğulları İshak ile Yakub (Aleyhisselam) halkı Hakk'a çağırırlar. Yusuf Aleyhisselam Mısır'da maliye nazırı olunca İsrailoğulları burada çoğalırlar. Ancak bir süre sonra Firavunların baskısı başlar ve felaket bunalırlar. Hazret-i Musa ve Kardeşi Harun Aleyhisselam İsrailoğullarını vaad edilmiş topraklara yerleştirmek için çok uğraşırlar. Ancak İsrailoğulları peygamberlerini bile yalnız bırakırlar. Bu yüzden Musa Aleyhisselamın ahını alır gazab-ı ilahiye uğrarlar. Yersiz, yurtsuz, vatansız kalır, şaşkın şaşkın Tih sahrasını dolanırlar. Ta ki Hazret-i Yuşa'nın sancağı altında toplanana kadar. İsrailoğulları zaman zaman taşkınlıklar yapar, kendilerine gönderilen peygamberleri öldürecek kadar yoldan çıkarlar. İşte bunalımlı yıllarda Buhtunnasar Kudüs'e girer ve Tevrat'ları yakar. Gerçi Hazret-i Üzeyir Tevrat'ı ezbere bilir ama bu kez de ona "Allah'ın oğlu" yakıştırmasını yapar iyice sapıtırlar. Ve korkulan olur, önüne gelen Tevrat yazar, içine kendilerinden de birşeyler katarlar. Yıllar sonra Hatem-ül Enbiya Muhammed Mustafa dünyayı nurlandırır. Yahudiler onun geleceğini adları gibi bilir ama (sırf kendilerinden olmadığı için) tavır alırlar. Allah-ü teâlâ Habibini miraç ile ferahlandırdığında Kudüs o güzel mucizeye şahit olur. Müslümanlar hicretten 16 ay sonrasına kadar namazlarını Mescid-i Aksa'ya yönelerek kılarlar.



Hazret-i Ömer'in halife olduğu yıllar... Ebû Ubeyde bin Cerrah ve Halid bin Velid (Radıyallahu anhüm) Yermük'te 240 bin kişilik Rum ordusunu yenerler. Artık önlerinde ciddi bir güç kalmaz. Şimdi Şam'ı ele geçirmenin tam sırasıdır, ki Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) bu hususta işaretleri ve müjdeleri vardır. Ebû Ubeyde , Şam'dan önce Humus'a girer ve nabız yoklar. Doğrusu halk onları beklediklerinden sıcak karşılar. Zamanı gelince büyük sahabi tellâllar çıkarır. Gür sesli münadiler "Ey Ahali" diye bağırırlar, "Artık, Humus İslâm beldesidir ve herkese adaletle hükmedilecektir. Bundan böyle kimse, kimsenin malına, canına, ırzına dokunamayacak. Sizi düşmanlarınıza karşı korumak bizim vazifemiz olacak. Ancak bu hizmete mukabil senede bir kereliğine mahsus olmak üzere cizye vermeniz gerekiyor. Biz Müslümanlardan da zekat ve uşr alıyoruz ki bunu bize Allah (Celle Celalüh) emrediyor." Rumlar koşa koşa gelir, cizyelerini verirler. Müslümanlar dediklerini yapar, onları örflerinde, adetlerinde, ibadetlerinde serbest bırakırlar. Ahali kafasına göre alır, satar, ticaret yapar. Artık kimse yol kesemez, kapılara dayanamaz, haraç alamaz. Ortalıkta hırsız uğursuz kalmaz. Asker beslemek zorunda olmadıkları halde emin ve emniyettedirler, İslâm sancakları altında hayatlarının en mes'ud ve bahtiyar günlerini yaşarlar. Aradan henüz aylar geçmiştir ki mücahidler Herakliyüs'ün Antakya'da büyük bir ordu topladığını duyarlar. Şimdi Humus'u boşaltmalı ve meydana koşmalıdırlar. Ebû Ubeyde bin Cerrah şehirden çıkmadan önce halkı toplar ve önlerine dağ gibi altın yığar. "Biz" der, "bu paraları sizleri korumak için toplamıştık. O ki sözümüzde duramıyoruz cizyelerinizi geri versek gerek. Buyurun paralarınızı alın!" Yıllardır imparatorların kahrını, soyluların kaprisini çeken Rumlar bir hoş olur, avuçlarına bırakılan altınlara bakakalırlar. O gün Humus'un kızgın taşları göz yaşları ile ıslanır. Evet Müslümanlar gider ama güzel izler bırakırlar. Merak edenler için söyliyelim. Müminler Rum ordusunu bir kez daha yenerler. Ebu Ubeyde (radıyallahu anh) Herakliyüs'ü bertaraf etmekle kalmaz. Maarra, Lazkiye, Antarius ve Selimiye'yi fetheder. Halid bin Velid'i Kinnesrin'e gönderir, kendi Halep'e girer. Kurs, Menbic, Delul, Riabe derken Fırat kıyılarına dayanır ve Kudüs'ü muhasara eder. Kudüslüler Humus'ta olup bitenleri duyar çok etkilenirler. Şimdi önlerinde iki hakikat vardır. İslâm ordularına karşı koyabilecek güçte değillerdir biiir. Müslümanların adaletle hükmettiğini iyi bilirler ikiii. Ancak Vali Kudüs'ü "ucuza" kaptırmaya niyetli değildir. "Şehrin anahtarlarını teslime hazırım" der, "ama Halife Ömer buraya gelirse..." Hazret-i Ömer haberi duyunca şahsi imkanlarıyla hazırlanır, kölesini alıp yola düşer. Yanlarında bir kırbaları ve bir torbaları vardır. Onun da bir gözüne hurma, bir gözüne süveyk (bir nevi kuru ekmek) doldururlar. Ama develeri sadece bir tanedir. Hazret-i Ömer ile hizmetçisi hayvana münavebe ile binerler. Olacak bu ya şehre yaklaştıkları demlerde sıra kölededir. Kudüslüler bir anda ortaya çıkar köleyi kuşatırlar. Tazimle eğilip iltifatlarda bulunurlar. -Hoş geldiniz ya Emir-el müminin -Şehrimize şeref verdiniz. Köle donar kalır. Yuları tutan hırkası yamalı zatı işaret eder ve zor duyulan bir sesle "Ömer o" der. Evet, Ömer o olmalıdır. Zira dağları imrendiren heybet de ondadır, gönülleri ferahlatan asalet de. Ertesi gün hep birlikte şehre girecek, anahtarı teslim alacaklardır. Rumlar bu tarihi an için çok masraf eder, muhteşem merasimler düzenlerler. Ebu Ubeyde (Radıyallahü anh) Hazret-i Ömer'e yerinde duramayan bir küheylan ile tiril tiril bir libas getirir. "Ya Ömer" der, "Bilirim böyle şeylere değer vermezsin. Ama benim hatırım için bunları giy. Dinimiz ve devletimizin şerefi için" Hazret-i Ömer bu içten, bu masum isteği reddedemez, zarif gömleği giyer. Ebu Ubeyde onun omuzuna değerli bir kaftan bırakır. Yüce Halife cins ata çıktığında göz kamaştıracak kadar şık, prensleri kıskandıracak kadar yakışıklıdır. Ancak Hz. Ömer büyük mücahid kısa bir murakabenin ardından atından atlar, kaftanı çıkarıp Ebu Ubeyde'nin omzuna atar. Soluk harmanisine ve yamalı hırkasına bürünürken "Müslümanlıktan büyük şeref yok!" buyururlar. Rütbelilerden önüne geçenler olur, "Ama Efendim..." diyenler olur. Yüce halife şehre doğru yürürken "Server-i âlem Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez! buyurmadı mı?" der, "n'olur beni zorlamayın. Ömer helâk olmasın! Hazret-i Ömer şehre girince kiliselere dokunmaz. Mescid-i Aksa metruk ve bakımsızdır. Yüce mabeti güzelce temizletir. Yıkatıp paklatıp ibadete açar. Müslümanlar köhne Kudüs'ü silbaştan elden geçirir, şehri kubbelerle donatırlar. Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan, Resulullah'ın hicrete yükseldiği kaya üzerine Kubbet-us sahrayı yaptırır. Ömer bin Abdülaziz ile El Velid hizmette yarışırlar. Abbasi halifeleleri Ebû Cafer el Mensur, Mehdi ve Me'mun Kudüs için hiçbir masraftan kaçmazlar. Ancak yıllar sonra Haçlılar şehre girer. Yakar, yıkar, taş üstünde taş koymazlar. Ahalinin boyunlarını vurup, gözlerini oyarlar. Allah'tan o zor dönemde Selahaddin Eyyûbi adlı bir yiğit çıkar. Bu talancı güruhu buğday tarlasına giren tırpan gibi kırar. Tolunoğlulları yeniden imara başlar ama Fatımi sultanı İsa el- Kâmil, kutlu Kudüs'ü saltanat savaşında kendisine yardım eden Bizanslılara bağışlar. Lâkin Eyyûbiler hem Fatımileri kazır hem de Kudüs'ü geri alırlar. Sonra? Sonrası Memluklar ve Osmanlılar...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT