BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Ayşe de salona girmişti. Gerçi genç kadın içeri girdiğinde, gireceğine pişman oldu ama geri de çıkamazdı. Bir kenara çekilip, kendisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu aile toplantısını izlemeye başladı. Çıt çıkmayan ortamda şimdi Rasim beyin sesi çıkıyordu



Murat “Eyvaah” diyordu... Ayşe şimdi Berrin’e bağırıp çağırmaya başlar da ortalık karışırsa. Bu endişeyle terlemişti bile. Ayşe’ye ricada bulunmaya başladı: -Ayşe, şimdi içeride konuklar var. Sadece Berrin yok. Annesi babası... -Eee? -Yani bugün konuşulup bitecek galiba... -İnanmıyorum. İçeriden hiç ses gelmiyor. Sen beni kandırıyorsun. -Niçin kandırayım ki Ayşe? -O halde girip bakacağım. -Ama bir dakika... Bu gürültüler, içeriden bile duyulmuştu. Rasim bey Haluk amcaya seslendi: -Dışarıda neler oluyor? -Beyefendi, doğrusunu isterseniz, Kemal beyin çektiği sıkıntının bir benzerini de Murat bey çekmekte. -Nasıl yani? -O da eşini Berrin hanımdan kıskanmakta. Galiba böyle bir şey olup olmadığını gözleriyle görmek istiyor. -Gelsin, dedi Rasim bey. Zaten ne olursa şeffaf olmamaktan kaynaklanıyor. Gelsin gözleriyle görsün durumu. Neden zorda bırakıyorsunuz kadıncağızı. Dolayısıyla Ayşe de salona girmişti. Gerçi genç kadın içeri girdiğinde, gireceğine pişman oldu ama geri de çıkamazdı. Bir kenara çekilip, kendisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu aile toplantısını izlemeye başladı. Çıt çıkmayan ortamda şimdi Rasim beyin sesi çıkıyordu: -Beyler hayatta ayıp olan işler vardır. Kusur olan işler vardır. Kirli işler vardır, temiz işler vardır. Bu işlere bulaşmış olanlar vardır, bulaşmayanlar vardır. Bunlar bu hayatın gerçekleridir. Ama hayatta bir de gerçekten ayıp olan vardır. Bana göre en ayıp şey de bir insana iftirada bulunmaktır. Bir insanda olmayan bir şeyi ona yakıştırmaktır. Şimdi beni iyi dinleyin! Biz piyasa insanıyız. Çarkımızı biraz farklı çeviririz. Bu çarka, bazen, bu çarka layık olmayanlar da takılır. Doğrusu böylelerini dinlemeye, çarkın dışına almaya ne vaktimiz olur ne de imkanımız... Ne yaparsınız hayat böyledir. İnsanlar bazen paralarını kaybederler. Yuvalarını kaybederler, hayatlarını kaybederler. Ama en kötüsü onurlarını kaybetmeleridir. Şimdi lafı nereye getireceğim. Kemal bey, işte yüzüne karşı söylüyorum. Bizim çarkımıza takılan bir kimseydi. Çarkın içine girmesi gerekiyordu. Biz de bu işi raconuna uygun oynamak durumundaydık. Lakin beceremedik. İşte bu iş için birlikte çalıştığımız şu kadın, adı da Arzu’dur, bu işi beceremedi. Biz de hem kendisini bu beceriksizliğinden dolayı cezalandırmaya, hem de çarkı meşgul eden Kemal beye haddini bildirmeye karar verdik. Ama bu kız bir şey söyledi. Dedi ki: “Kemal beyi her konuda ikna edebilirdim. Lakin bir kadının püskülüne takılacak karakterde biri olmadığı için cezbedemedim.” Biz de dedik ki: -Bu ne biçim laf. Sen bu iş için para alıyorsun bizden. Bir adamı nasıl cezbedemezsin. Af buyurun burada büyükler kardeşim, küçükler evladım. Ama bu kadın bana o gün bir şey söyledi: “Erkek iffetli oldukça erkektir” bizim gözümüzde dedi. Böyle bir erkek tanıdığım için gam değil dedi. Ceza alması gam değilmiş yani. Bu söz bana çok koydu. Biz erkek değil miydik yani? Ama bu yolun yolcusu bir kadın, ölümü bile göze alıp bize erkek olmanın tarifini yapmıştı. Bu sözden öyle etkilendim ki, Kemal beyi takipten vazgeçtim. Sırf bu bilgiyi açık yüreklilikle söylediği için bu Arzu’yu da cezalandırmadım. Kemal bey paralarını da hanımının üzerine yatırmıştı üstelik. Biz sanıyorduk ki, parasını bize kaptırmamak için böyle yaptı. Olsun dedim. Namusuna düşkündü ya dokunmamak gerekirdi. Adamlarım paranın peşine düşmek istedi. Ama bizde kadına zor kullanma yoktur. Hepsinin görevine son verdim. Bu konuyu unutmuştum. Ama geçen Kemal bey bana geldi. Hem de özür dilemek için falan değil ha... Yardım için falan değil. Ne için biliyor musunuz? Beni öldürmek için. Ortalık bir anda buz kesmişti. Kadınlar bir tuhaf oldular. Hatta Murat bey bile, dudaklarını ısırdı... Haluk amca ise sessiz, öylece dinliyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT