BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zaro Ağa’ya kalmayan dünya!

Zaro Ağa’ya kalmayan dünya!

Dünyanın en yaşlı adamı Bitlisli Zaro Ağa tamı tamına 160’ına kadar yaşamış... Asırlık çınar kısacık ömründe, üç ayrı yüzyıl, on padişah, yirmi sekiz veziriazam, iki reisicumhur, beş başbakan, altı savaş, onüç eş ve sayısını bilemediği torunlar görmüştü.



Tarihler 29.06.1934’ü gösterdiğinde Zaro Ağa’nın 65 yaşındaki kızı Güllü hanım babasının arkasından “Vuy anam... Vuy anam... Dünyaya doyamandın Zarom!...” diye ağıtlar yakıyordu. Öyle ya 160’lık koca çınar hiç de kolay kolay devrileceğe benzemiyordu. Dile kolay Zaro Ağa üç asrı birlikte yaşamıştı. Zaro Ağa ömrü boyunca 13 kere evlenmişti. Doğduğu yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtında 26. padişah, Sultan 1. Abdülhamid oturmaktaydı. 95 yaşında baba oldu Zaro’nun ölümünde çocuklarından sadece 65 yaşındaki kızı Güllü hanım sağdı. Yani Zaro Ağa 95’inde baba olmuştu. Öldüğünde istatistiklere göre İstanbul halkının ortalama ömrü 46 yıl civarındaydı. Zaro Ağa’ya bu ömrün 3-4 katını yaşamak nasip olmuştu. Zaro Ağa’nın kimliği, hayatı hakkında ne yazık ki bir eser yazılmış değil, zaten bu asırlık çınar hakkında bilinenlerde 1930’lu yıllarda gazetelerde yer alan haber ve röportajlardan ibaret. İşte bu bilgilerden en kıymetlilerinden biri de damadı Macit Efendi’nin 1 Temmuz 1934 tarihli Milliyet gazetesine verdiği mülakatta yer alıyor; Zaro Ağa 1774 tarihinde Bitlis vilayetinin Merment köyünde doğmuş. 18 yaşına kadar köyünde kalan Zaro Ağa, daha sonraları İstanbul’a gelmiş. Zaro, o dönemler İstanbul’un önemli mimari yapıların inşaatlarında çalışmış. Sultan 3. Selim zamanında İstanbul’da yapılan Selimiye Kışlası’nın inşaatında emeğinin geçtiği gibi, Sultan Abdülmecid’in yaptırdığı Ortaköy ve Tophane Camii’nin yapımında da pek çok taşı sırtında taşımış. Kazandığı üç beş kuruş para ile memlekete dönen Zaro Ağa orada evlenmiş, çok para kazanma sevdasıyla tekrar İstanbul’a gelmiş. Yakışıklı, iriyarı, güçlü kuvvetli olduğundan sarayın nazarı dikkatini celbetmiş ve askerliğini sarayda yapmış. Hamalların kahyası 1826 yılında Yeniçeriliğin kaldırılması sırasında Zaro Ağa ocaktaydı. Ancak kıyımdan Ayasofya’nın altındaki saklanarak kurtuldu (Malik Aksel). Zaro Ağa sadece yaşıyla değil evlilikleriyle de ünlüydü. Çünkü Zaro Ağa memlekete her gidişinde köyün bir diğer güzeliyle nikahlanırdı. Bu sayede Zaro Ağa memleketinden 7 eşi olmuştu. Zaro hayatının büyük bir bölümünü gümrüklerde hamallık yaparak geçirmişti. Yaşı ve karizması sayesinde bütün hamalların kahyalığını üstlendi ve bu görevi 20 sene devam ettirdi. Zaro’nun ihtiyarlığı ölümünden on sene evvel Belediyenin de nazarını celbetmiş, kendisine operatör Emin Bey’in şehreminliği zamanında Belediye serhademesi ünvanı verilmiş ve 50 lira maaş bağlanmıştı. Amerika macerası Ölümüne yakın bu ihtiyarı “zengin olacaksın!” vaadiyle kandırıp Avrupa ve Amerika’da diyar diyar dolaştırarak teşhir ettiler. Tabii onlarında amaçları Zaro Ağa’nın bu özelliğinden yararlanarak bunu paraya kavuşturmaktı. Öyle ya hayatı boyunca kıt kanaat geçinen Zaro Ağa’ya böyle bir şans bir daha ne zaman gülecekti. Zaro Ağa’ya bunca yıllık sade ve düzenli hayatına aykırı, macera denebilecek bu seyahate hayır diyemedi. Ama Zaro Ağa ne yazık ki üç sahtekâr Amerikalının eline düşmüştü. Zaro haklı olarak bu geziye yalnız gitmek istemediğinden yanında 40-45 yaşlarında Kiğılı Mustafa Ağa’yı götürmek istemişti. Zaro Ağa’ya da 1000 dolar para vermeyi vadeden Amerikalılar seyehatten üç gün evvel Mustafa Ağa’yı kandırıp ona sahte veba aşısı yaptılar. Zavallı adam günlerce hasta yattı, onu hastaneye götürme bahanesiyle arabalarına aldılar, onu başka bir yere götürüp bıraktılar ve Zaro Ağa’yı vapur kalkıyor diye kandırıp apar topar gemiye bindirdiler. Gerisini sonra hallederiz diyerek eline 100 dolar sıkıştırdılar. Kiğılı Mustafa Ağa kendine geldiğinde vapur çoktan Amerikaya doğru yüzmeye başlamıştı bile... Uluslararası şöhret 1925 yılında İtalya, 1930 yılında Amerika ve 1931 yılında İngiltere’yi ziyaret etti. Zaro Ağa’nın her gezisi yabancı basında büyük yankı uyandırmıştı. Özellikle 9 ay süren Amerika seyahati hayli renkli geçmişti. Ancak seyahati sırasında yaşanan çirkin bazı haberlerde basına yansıdı. 22 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyat Gazetesi’nde yer alan haberde New York’taki bir lunaparkta ücret karşılığında Zaro Ağa’nın halka teşhir edildiği yönünde haberler yer alıyordu. Ailesi Zaro’nun derhal yurda dönmesini istiyor, ama bunun için hiç bir şey yapamıyorlardı. Ama herşeye rağmen hayatında hamallık ve odacılıktan ileri gidemeyen Zaro Ağa 155’inde beklediği itibar ve ilgiyi burada görmüştü. Zaro’nun gezileri, yabancı kadınlarla boy boy çekilen fotoğrafları ve ayak üstü röportajları gazetlerde yer buldu, artık Zaro’nun şöhreti uluslararası olmuştu. Gazeteciler peşinde Mayıs 1932 nüshalı gazetelerde Zaro Ağa’nın Amerika’dan dönüşü ile ilgili çıkan haberlerden biri şöyleydi: “Amerika seyahatinden döndükten sonra, Zaro Ağa’yı ilk defa olarak Tophane’de, Boğazkesen’de, Belediye Tebhirhanesi yanındaki küçük kulübesinde ziyaret ettik. Hâlâ Amerika’nın hayret ve hayranlığı içinde bulunan Zaro Ağa, vakit çok erken olmasına rağmen akşam yemeğini yemeye hazırlanmakta idi. 65 yaşındaki zevcesi Gül Hanım gurbetten yeni dönen sevgili eşinin etrafında pervaneler gibi dönmekte idi. O kadar ki, bu hâl, ziyaretçi gazeteci arkadaşların dikkatini çekmişti. İçimizden biri: “Zaro Ağa... Özletmişsin kendini!... İtibar bayağı artmış. Halbuki oralarda kim bilir ne yaramazlıklar etmişsindir!...” dedi. O zamana kadar sus pus oturan Zaro Ağa zevcesine bakarak telaşla tekzip etti: “Vallahi, billahi, tallahi bir şey yapmamışımdır!... Yeminle işte.”Sonra hiddetle söylendi: “Kim çıkarır bu lafları?... Tövbe Yarabbi!...” İşin sırrı ayranda Arkadaşlar tam yaşını sordular. Zevcesine seslendi. Gül Hanım bir dolabın içinden eski bir nüfus kağıdı sureti çıkardı. Bunda Zaro Ağa’nın doğduğu vilayet Bitlis olarak gösteriliyordu. Kazası: Mutki. Doğum tarihi: 1188 yani 1774!... Bir arkadaş hesap ederek: “156 yaşında oluyorsunuz?...” dedi. Zaro Ağa: “Hayır... Hayır... 155 yapar...” diye düzeltti. “Peki Zaro Ağa; böyle uzun yaşamanın, genç kalmanın hikmetini bir kere daha söylesene bize...” dedi. “Amerika’da da çok sordular... Şimdi görürsünüz bunun hikmetini... Nerede benim yemeğim?...” Ve Zaro Ağa’nin yemeği önüne getirildi, bir kase ayran, bir dilim ekmek... Zaro, ekmeği ayrana doğradı... Tahta bir kaşıkla lokmaları bastıra bastıra ayranla şişirerek paparasını yaptı. Ve ilave etti: “Çok yaşamak istersen yemeğine dikkat et... 100 senedir bunu yerim ben!...” 49 ayrı hastalığı vardı Hayatı boyunca, o şehirden bu kasabaya gezdi, daha doğrusu gezdirildi Zaro Ağa. Fakat acı gerçek!.. Neticede bizim sevimli Zaro Ağa’miz hep kullanıldı. Ne yazık ki bu seyahatler ihtiyara yaramamıştı. Zaro’nun bu seyahatler sonrasında sık sık sıhhati bozulmuş, zatürre olmuş, üstelik geçirdiği trafik kazası bedenini iyice yıpratmıştı. Onuncu eşi Kudret de ölmüştü. Ölümünden önce kendisiyle yapılan bir röportajda, “On üçüncü eşim Kudret öldü bekar kaldım... Geceleri yorganım kayıyor... Üstüm açılıyor... Üşüyorum...” demişti. Artık yalnızdı Zaro Ağa. Bedeni artık koca çınarı taşıyamaz hale geldi ve Nisan 1934 yılında hastalanarak önce Alman Hastanesine sonra da Şişli Eftal Hastanesi’nin Dokuzuncu hariciye Koğuşu’na 19 numaralı hasta olarak yatırıldı. Böbreklerinden rahatsız olan Zaro Ağa, 15 gün hastanede yattıktan sonra iyileşti. Zaro Ağa, evinde 15 gün yattıktan sonra 15 Haziran 1934 günü tekrar fenalaşarak Şişli Eftal Hastanesi’ne tekrar getiridi. Bu sefer durumu pek de iyi değildi. 28 Haziran günü doktor Neşet Ömer Bey’in son muayenesinin ardından geceyarısı iki buçuğa doğru gece nöbetçisi Zeynep Hanım yorganı çenesine kadar çekili olan Zaro Ağa’nın düzensiz nefes aldığını gördü Hemen doktora haber verdi. Ama artık çok geçti. Asırlık çınar terk-i diyâr etmişti... Cesedi müzede sergilendi Zaro Ağa’nın ölümünün ardından akrabalarının itirazlarına rağmen İstanbul Üniversitesi’nde otopsisine başlandı. Doç. Dr. Besim Bey ve ekibi tarafından 2.5 saat otopsi çalışması yapıldı. Zaro Ağa’nın otopsi protokolü bir hayli ilginçti, zira raporda akciğer, bağırsak, lenf nodulu veremi, akciğer anfizemi, damarlarda yaygın ateroskleroz, arcus aorta’danevrizmatik genişleme, aorta intimasinda yer yer ateromatöz ülserasyonlar, safra kesesinde taş teşekkülü, böbreklerde arterio - arteriolosklerotik degişiklikler, prostat hipertrofisi, idrar yollarinda genişleme ve iltihaplanma bulgulari, hidronefroz, beyinde yersel özellikte ufak bir erime odagi gibi 49 madde siralaniyordu. Bu hastaliklarin her biri Zaro Aga’yi bu kısa hayatindan edebilecek güçteydi. Ne hikmetse Zaro Ağa bunca hastalığa göğüs germiş, üreye yenik düşmüştü. 160’lık Zaro Ağa hayatın tadına varamadan ölmüştü. Belediye, onun şanına layık bir cenaze tertip etmek niyetindeydi. Merhumu, çiçeklerle süslü 112 numaralı cenaze arabasına koydular. Otopsi sırasında parçalanan bedeni kokmasın diye derhal arabaya yerleştirildi ve Zaro Ağa’nın vasiyeti olan Eyüp mezarlığına gidildi. Bu olay öylesine yankı bulmuştu ki yabancı gazeteciler bile Zaro Ağa’yı mezarlığa kadar takip etmiş ve telgrafla haberi tüm dünyaya iletmişlerdi. Ve nihayet Zaro Ağa gözyaşları arasında toprağa verildi, mezar taşı da belediye tarafından yaptırıldı. Eskilerin “Ömr-i tavîl” dedikleri uzun bir hayatı idrak etmekle kuru kuruya bir şöhret sahibi olmuştu Zaro Ağa, ama ölümdü bu, bin yıldan fazla yaşayan Nuh Aleyhisselâm da ilahi kaderin yazgısıyla bu fani dünyadan göç etmişti. Gördün mü Ağam! Bu fani dünya sana da kalmadı!... Zaro Ağa ölümünün ardında bedeni Sıhhi Müze’de halka teşhir edilmeye başlandı. 160 senelik o bedenin altında aynen şöyle yazmaktaydı; “Zaro Ağa gibi çok yaşamanın şartları sıhhi çalışma, temiz yiyecek, temiz ve bol hava, iyi yaşayıştır...”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT