BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Kemal sözlerini noktaladıktan sonra, “Hepinize iyi günler” diyerek kapıya yöneldi. Berrin şoke olmuştu. Annesi de... Ahmet bey ise “Hay Allah, bak şu tersliğe” diyerek olayın zorluğunu dile getiriyordu. Kayınvalidesi ise Kemal beyin ardından yürüdü...



“Niye işi bu kadar zora sokuyorsun?” Bütün gözler Kemal’e çevrilmişti. Özellikle Berrin, eşinin ne konuşacağını tahmin ediyor gibiydi. Çünkü çok endişeli ve mahçup duruyordu. Nuriye hanım ise damadının halen kırgın olduğunu hissediyor, ama haklı olduğunu da biliyordu. Kemal de, kendine çevrilmiş bakışların anlamını çıkartacak kadar zekiydi. Kendinden emin konuşmaya başladı: -İsterdim ki, böylesi bir beraberlik, ta evliliğimizin başında olsaydı. Ama olmadı. Neyse önemli değil. Ben gençliğimde dahi hiçbir kadına kötü gözle bakmadım. Böyle bir karakterin ne kadar değerli olduğunu az önce Rasim bey denilen o mafya babasından bizzat dinlediniz. Lakin Berrin hanımla olan evliliğimde yaptığım hatalar oldu. Bu hatayı, her şeyi eşimle birebir konuşmamak olarak değerlendiriyorum. Ama asla art niyetli olmadım. İş hayatı çetrefilli bir yoldu. Bu yolda yara almadan ilerlemek çok zordu. O bakımdan eşimin morali bozulmasın diye böyle bir tarz seçmiştim. Ama eşim bunu göremedi. Olabilirdi. İnsan eşinden şüphe dahi edebilirdi. Ama bir insan eşi hakkında bir başka insandan bilgi alabilecek kadar eşini dışlayamazdı. Ben Berrin’le olan kavgadan sonra, sırf ona kastım olmadığını anlatabilmek için bütün malımı mülkümü feda ettim. Günlerce İstanbul sokaklarında yaşadım. Ama ne arayanım oldu ne soranım. Ben eşimin bir kez olsun “Acaba?” diyerek beni merak etmesini beklerken, karşıma benden ayrılmak üzere gönderilmiş evrak çıktı. Bir evlilik bu kadar kolay mı yıkılırdı? Bu nasıl sevgiydi böyle? Bu nasıl itimattı? Dolayısıyla çok kırıldım. O kadar ki hayatımdan bezdim. Şu an hiçbir şey gözümde yok. Ve kendimi hayatta yapayalnız tek başıma bir insan olarak görüyorum. Nuriye hanım yerinde kıpırdadı: -Anlıyorum evladım, ama cahillik işte... -Şimdi sizin huzuruzunda açıkça diyorum ki, ben böyle bir evlilik istemiyorum. -Nasıl yani? -İşte sizin yanınızda Berrin’e teklifimi sunuyorum. Cevabını da hemen vermesini istemiyorum. İyi düşünüp öyle karar vermesi lazım. Ahmet bey, biraz öfkeli araya girdi: -Nedir bu teklif? -Ben nasıl ki eşimden başka kimseye dönüp bakmadıysam, bütün hayatımı eşimle paylaşmak üzere kurduysam, eşimden de aynı duyguda hareket etmesini beklemek hakkım. Eğer bir kadın kocasının malı mülkü için varsa, işte bütün malım mülküm onundur. Yok eğer bir kadın gamda kederde, tasada ve sevinçte eşiyle beraber olmaya karar veriyorsa ona olan itimadında da şüpheye düşmemelidir. Bunu da ispat etmelidir. Ben şu anda beş parasız bir insanım. İş adamı falan da değilim. Beni bu halimle kabul edecek bir evlilik istiyorum. Bana hayatını, en az benim adadığım kadar adayacak bir evlilik. Bu konuda kararınız “evet” de olabilir, “hayır” da. Saygı duyarım. Dolayısıyla, kararınızı verene kadar, yine kendi dünyama çekilmek üzere Allahaısmarladık diyorum. Kemal sözlerini noktaladıktan sonra, “Hepinize iyi günler” diyerek kapıya yöneldi. Berrin şoke olmuştu. Annesi de... Ahmet bey ise “Hay Allah, bak şu tersliğe” diyerek olayın zorluğunu dile getiriyordu. Kemal beyin ardından yürüyen kayınvalidesi “Oğlum, niye işi bu kadar zora sokuyorsunuz” dediyse de, Kemal beyin cevabı netti: -Anne, ben işi yokuşa sürmüyorum. Kızınızın cevabını bekliyorum, hepsi bu. Allahaısmarladık. Kemal bey çıkıp gitmişti... Anne kız birbirinin yüzüne baktılar. Berrin kendisiyle hesaplaşmaktan çekinen bir ruh haliyle annesine dayandı: -Ne olacak şimdi? -Ah çocuğum ne olacağını ben bilsem söylemez miyim? -Ondan özür diledim ya. Babası lafa karıştı: -Dizlerine kapanmanı bekliyor galiba! -Ne biçim laf konuşuyorsun Ahmet! Adam çok kırıldığını söylüyor. Normal değil mi? -Eee ne haliniz varsa görün o zaman. Ben evime gitmek istiyorum. Çok sıkıldım. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT