BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

Uğur Bayar’ın “görevden uzaklaştırılması” olayı geçen haftaya damgasını vurdu. Ankara’nın “başarılı bürokratları kıyma makinesine atması” olaylarına daha önce bu köşeden defalarca değinmiştik.



Ulaştırma’da operasyon Uğur Bayar’ın “görevden uzaklaştırılması” olayı geçen haftaya damgasını vurdu. Ankara’nın “başarılı bürokratları kıyma makinesine atması” olaylarına daha önce bu köşeden defalarca değinmiştik. Uğur Bayar olayı da bu kıyımların en son ve canlı örneği oldu. Ancak, kamuoyu Uğur Bayar olayına kilitlenmişken Ulaştırma Bakanlığı’nda yapılan bir “görevden alma hazırlığı” gözlerden kaçıverdi. Bakanlık çevresinden elimize ulaşan bilgilere göre, Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, üst kademelerdeki bürokratlara yönelik olarak ciddi bir değişikliğe hazırlanıyor. Bakanlığa atandığından beri Müsteşar Yardımcısı Tahir Dengiz, Ahmet Bağcı ile uzun yıllar zarar eden ve göreve geldiği ilk yılda PTT’yi kâra geçiren PTT eski Genel Müdürü Dursun Dağaşan’ı “uzaklaştıran” Oktay Vural, son operasyonlarla ilgili hazırladığı görevden alma kararnamesini bugün Başbakanlığa sunuyor. Kararnameye göre, Müsteşar Yardımcısı Mustafa Turan ile Personel Dairesi Başkanı Nizamettin Çavuş bugün görevden alınıyor. Mustafa Turhan, ekonomi dünyasının yakından tanıdığı başarılı bir bürokrat. DPT kökenli olan Turhan, burada sosyal ve iktisadi sektörlerde çalıştıktan sonra kendisini enerji sektöründe de ispatlamış birisi... Türkiye Elektrik Üretim Genel Müdürlüğü, TEAŞ Genel Müdürlüğü görevlerinde başarılı olan Turhan, ekonomi üzerine İngiltere’de master yapmış ve doktora çalışmalarını tamamlamış tam donanımlı bir memur... Turhan’ın bir diğer özelliği de Japonya’da ekonomik kalkınma konusunda eğitim yapmış, bakanlıkta mühendis kökenli ve aynı zamanda ekonomi doktorasını tamamlamış tek Müsteşar Yardımcısı olması... Oktay Vural’ın görevden almaları sadece bu isimlerle kalmıyor. Bunlara bir diğer Müsteşar Yardımcısı Mehmet Kutlu da eklenmiş. THY ve TEDAŞ Genel Müdür Yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Kutlu’nun yanı sıra diğer bürokratların hangi gerekçelerle görevden alınacakları konusunda ciddi bir veri elde edemedik. Peki bu isimler niye görevden alınıyor, diye bir kulis yaptık. Bakın kulağımıza neler fısıldandı: Bakan Vural, görevden aldığı isimlerin yerine, kendisinin de bir zamanlar Genel Müdürlüğü’nü yaptığı TÜGSAŞ (Türkiye Gübre Sanayii AŞ) ile BOTAŞ’ta (Boru Hatları Petrol Taşıma AŞ) birlikte çalıştığı arkadaşlarını atamış. Örneğin, Müsteşar Yardımcılığı’na getirilen İlhan Özaltın, PTT Genel Müdürlüğü’ne atanan Murat Kaya ile Devlet Limanları ve Devlet Limanları ve Hava Meydanları (DLH) Genel Müdürü Niyazi Salgı TÜGSAŞ’tan getirildiler. Yine BOTAŞ’tan alınan ve Müsteşar Yardımcısı yapılan Selçuk Coşkun, Bakan Vural’ın eski ekibiymiş. Bir Bakan’ın kendine yakın isimlerle çalışmak istemesi en doğal hakkı. Ama görevden alınmalar sırasında, hangi gerekçelerin olduğunun bilinmesi de kamuoyunun en değerli hakkı... Bakıyorum da, bir hükümetin kendi kendini bitirmesini seyretmekten daha acı ne olabilir? Şaron kimden güç alıyor? Geçen hafta bu köşeden “kasap” Şaron’un, Filistin topraklarında yaptığı “soykırım”ı anlatırken, dünya genelinde “kabul” gördüğünü hatta buna “Türkiye’den bile destek verenler” çıktığını söyleyerek, mazeretlerinin de, “Ama Araplar da bize geçmişte ihanet etmişlerdi” olduğunu yazmıştık. Ne yazık ki, geçtiğimiz hafta içerisinde, yine Şaron’u Türk basınında haklı gösteren bazı köşe yazarlarına rastladık. Örneğin Hadi Uluengin’in 13 Nisan Cumartesi günkü köşesinde yazdığı yazı gerçekten yürek yaralayıcıydı. Ne diyordu Uluengin: “...Hayır, bin defa hayır, mazlum Filistin halkının şu an maruz kaldığı baskı, şiddet, zulüm ve hatta belki katliam ne olursa olsun, Şaron’un ve İsrail’in ‘soykırım’ uyguladığını düşünmek ve söylemek abesle iştigaldir. ...El insaf, eğer dünyada ‘soykırım’ yapabilecek ülke ve halklar hâlâ mevcutsa, hiç şüphesiz ki, İsrail ve Yahudiler bunların en sonuncusudur. ...Ne İsrail Filistin halkına ‘soykırım’ falan uyguluyor, ne de o İsrail’in Yahudi halkının uğradığı soykırımdan rant yemek hakkı bulunuyor.” Yürek yaralayan bir diğer yazı ise, yine 13 Nisan Cumartesi günü, bir zamanlar sağın güçlü kalemlerinden olan Taha Akyol’dan geldi. Akyol yazısına, “Anti-Semitizm, yani Yahudiler’in tabiaten kötü oldukları şeklindeki hurafe...” diye başlıyor ve devam ediyordu: “...Osmanlı tarihindeki rolleri bellidir. Değerli bilim tarihçimiz, Prof. Eklemeddin İhsanoğlu, göstermiştir ki, İspanya’dan gelen Yahudiler sadece ticareti geliştirmemiş, eski İslam bilim ve felsefesini de Osmanlı’ya getirmişlerdi. Cumhuriyet tarihinde bir Prof. Avram Galanti’ye, bir ‘500. Yıl Vakfı’na saygı duymamak mümkün mü? ...Ama dün, barış için ricada bulunmaya geldiği anlaşılan Amerikan Dışişleri Bakanı Powell’ın yanında Şaron, Kadüs’ü ‘İsrail’in ebedi başkenti ilan ediverdi! Ne hakla?” Hadi Akyol’un hakkını teslim edelim ve yazısını şöyle bitirdiğini de ekleyelim: “...Yitzak Rabin ne kadar saygıya layıksa, ‘haydut’ Şaron da o kadar lanete müstehaktır.” Diyeceğimiz o ki; bu tür yazılar Türk basınında çoğaldıkça Şaron, bugün Kudüs’ü başkent yapar, yarın da “vaadedilmiş toprakları” ister. Ve biz de sayfalarımızda, daha çoook “karnından kurşunlanmış Filistinli hamile kadın”, “göğsü parçalanmış 3 yaşındaki Filistinli bebek” resimleri basarız. Ortadoğu hakkında yeteri kadar bilgisi olmayanlara tavsiyemiz, gazetemizin Dış Politika Yazarı Mustafa Necati Özfatura’dan bu konuda bir dosya istemeleri olacaktır. Hayvan hakkı mı insan hakkı mı? “Hayvan sevgisi mi, yoksa insan sevgisi mi?” diye bir soru sormuş ve cevap istemiştik. Hayvansever okuyuculardan, özellikle iki bayandan “tepki” dolu bir cevap aldık. “Tepki”’den kastım hakaretlerle dolu olmasıydı. Bizi hayvan düşmanlığıyla, özellikle kedi ve köpek düşmanlığıyla suçluyorlardı. Ne diyelim, kendilerince haklı olsunlar, diyebiliriz. Ancak, geçtiğimiz Cumartesi günü İzmir’de yaşanan bir olay bizim yazımıza en güzel cevap oldu. İzmir’de sahibinin elinden kurtulan “Napoliten mastiff” cinsi iki köpek, 10 yaşında bir çocuğa saldırdı ve çocuğun hemen her yerini ısırdı. Daha açık yazalım, 10 yaşındaki çocuğun, vücudunun diğer yerindeki ısırıkları saymazsanız, özellikle kulağında, alnında ve baldırında derin yırtıklar oluştu. Çocuk hastanede yoğun bakıma alındı... En büyük sevincimiz ise, hayati tehlikeyi atlatması oldu. Buyrun bakalım, sevgili hayvansever iki bayan!.. Sonuç ne olacak? Yapanın yanına yine kâr kalacak. Çocuk “parçalandığıyla” kalacak. Oysa Amerika’da benzeri bir olayda, çocuk öldüren köpeğin sahibi “cinayet” suçundan yargılanmıştı. “Hayvan”ın hakkı olsun, peki o çocuğun hakkı ne olacak? Meclis’te bekleyen “Hayvan Hakları” diye bir kanun taslağı var. Acaba o taslakta bu gibi durumlar için bir madde yer alıyor mu, çok merak ediyoruz. Dünyada, çocukların kuduzdan öldüğü tek ülke olan Türkiye’de, Meclis’in, sokakta başıboş dolaşan köpekler için ne karar alacağını da sabırsızlıkla bekliyorum. Ben, geçmişte olduğu gibi, bugün de yarın da, sevgi hakkımı daima “insanları sevmek”ten yana kullanacağım. M60’lar motorsuz mu? 170 adet M60 tankının modernizasyonunun 1 katrilyon lira karşılığında İsrail’in IMI firmasına ihale edilmesi, krizi sürüyor. Bu anlaşma iptal edilsin mi edilmesin mi? Kamuoyu edilmesini istiyor ama Ankara direniyor. Tam bu aşamada, gazeteci Fatih Altaylı, ilginç bir yazı yazdı. Altaylı, köşesinde, “İsrail’in askeri araç ve gereçleri Almanya’dan tedarik ettiğini, Almanya’nın da son olaylardan sonra İsrail’e silah satışını durdurduğunu, dolayısıyla M60 Türk tanklarına takılacak motorların da bu ambargo çerçevesinde Almanya tarafından İsrail’e verilmeyeceğini” anlatan açıklamasını yaptı. Al sana bir kriz daha!.. Böyle kritik bir dönemde ihalenin İsrailli bir firmaya verilmesi zaten ayrı bir skandal olarak halen ortada duruyor. Buna şimdi de, “motorsuz M60 tankları” skandalı eklenecek gibi görünüyor. Hadi bakalım Ankara... Çık içinden çıkabilirsen!..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109877
    % 0.19
  • 3.8589
    % -0.82
  • 4.5524
    % -0.67
  • 5.1623
    % -1.1
  • 156.204
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT