BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onu anlayamadık

Onu anlayamadık

Sağlığında icraatlarıyla hep eleştiri konusu oldu. “Özal, İhtilalin sunî kahramanı. Türkiye’nin olağan gelişmesini siyasi çıkarları için kullanıyor “ suçlamalarına muhatap oldu. O, yaşadığı dönemde rüştünü ispat etmesine rağmen ne yazık ki, tarih onun hakkını yeni yeni teslim ediyor. Merhum Özal’ın 15 yıl önce yaptığı uyarıları kimse anlayamadı. O gün “Mutlaka yapmalıyız. Yoksa Türkiye zor günler geçirir” dediği konular, bugün Türkiye’nin öncelikli meseleleri oldu. Ekonomik krizlerden nefes alamayan halk, yana yana Özal’ı arıyor. Özal konuşma fırsatı bulduğu her ortamda, “KİT’leri devredin”, “Genel Müdürlükleri kapatın”, “Türkiye’de petrol var”, “Vergiyi sadeleştirin”, “Bürokrasiyi azaltın”, “Enflasyonu düşürün”, “Kıbrıs’ta iki federal devlet olmalı”, “ABD süper güç olacak” dedi. Fakat kimse dinlemedi.



İşte Özal’ın penceresinden Türkiye profili ve çok kısa sürede yapılması gerekenler Bürokrasi azaltılmalı Türkiye gereksiz formaliteler içinde boğulmuştur. Ülkemiz idare sistemini seçerken yanlış bir tercih yapmış ve bürokrasisi en ağır olan Fransız sistemini kopya etmiştir. Her yerde müfettiş var. En iyi insanlarını başkalarına iş yaptırmamak için kullanır. Bugün bakarsak Türk idare sisteminde de en iyi öğrencileri, en iyi mezunları tutar müfettiş yaparız. Müfettişin görevi, diğer çalışanların iş yapmasını bir bakıma önlemektir. Halbuki Amerikan ve İngiliz sisteminde devlet memuruna, memur da vatandaşa güvenir. Örneğin orada nüfus hüviyet cüzdanı sureti veya ikâmetgâh senedinin istendiği görülmemiştir. Bir kişiden bu bilgiler istendiği zaman, kişi nüfus suretini, ikâmetgâh adresini beyan eder. Belge getirmek zorunda değildir. Çünkü memur vatandaşa güvenir. Her vatandaşı namussuz veya suçlu gibi görüp, doğru söylediğini ispat etmesi için belgeler istenmesi, bürokrasiyi yoğunlaştırmaktadır. Bakanlık sayısı düşmeli Vatandaşın devlet dairelerinde gereksiz yere sıkıntı ve eziyet çekmesi önlenmeli. Biz devlet içinde bulunan genel müdürlükler yüzde 40 oranında azalttık. Yetki ve sorumluluğun kamu hizmetinin gereklerine uygun olması şarttır. Yetki dağınıklığı önlenecek ve aynı işi yapan kuruluşlar biraraya toplanarak, teşkilatlanmada sadeleştirmeye gidilecektir. Nüfusu Türkiye’den 4-5 misli fazla olan batılı ülkelerde bile Türkiye’deki kadar bakanlık, genel müdürlük yoktur. Hizmetlerin aksamasına sebep olan aşırı merkeziyetçi birimlerin ise, bazı yetki ve sorumluklarını yeniden mahalli teşkilatlara vermeleri gerekir. Bürokratik formalitelerin sebep olduğu gecikmeler ve kaynak israfını önlemek için memurlarımızın daha seçkin ve daha tatminkâr ücret almalarının gereğine inanmaktayız. Vergiler sadeleşmeli Vergi kanunlarının sadeleşmesine ve vergi oranlarının düşürülmesine taraftarız. Vergiler hem basit, hem az olmalıdır. Vergi oranlarının çok yüksek olması demek, çok vergi toplamak demek değildir. Vergi oranları ne kadar yüksek olursa o kadar fazla vergi kaçırılır. Bilhassa “bordro mahkumları” dediğimiz işçi, memur kesiminin vergi yükü dolaylı ve dolaysız yoldan azaltılmalı Buna ilave olarak vergi vermesi gereken vatandaşın ayağına devletin gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Vatandaş vergisini vermek için vergi dairelerinde saatlerce ve günlerce beklemektedir. İleri ülkelerde olduğu gibi, devlet vatandaşın ayağına giderek vergisini almalıdır. Mahalli idarelere yetki Devlet idaresinde merkeziyetçiliğin azaltılmasını; hizmetlerin daha etkin, daha müessir, süratli ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için mahalli idarelerin yetkiler ve imkanlar yönünden güçlendirilmesini zorunlu görüyoruz. Belediyelerin imar, altyapı konularında daha tesirli olabilmeleri, hem belediye imkanlarının güçlendirilmesi, hem de bürokrasinin sadeleşmesi gereklidir. Petrol var ama... Petrol politikamız çok muhafazakâr ve bağnaz davranışlarla sürdürülmüş. Petrol konusunda yabancı araştırıcı ve firmalara imkan verilmesini vatanı satmak kadar kötü telakki eden bir zihniyet, ülkede yıllarca petrol konusunda büyük keşifler, büyük buluşlar yapılmasını önlemiştir. Bu konuda en kati olan 1 milyar nüfuslu Çin bile, petrol sahalarını tamamen yabancı firmalara açmış ve petrol üretimini büyük ölçüde artırmıştır. Petrol sondajı bir kumardır. Açtığınız kuyulara sarf ettiğiniz milyarlarca lira boşa gidebilir. Bu bakımdan kumarı niye kendi paramızla oynayalım. Bizim de daha akılcı, tutarlı, mantıklı bir yol izlememiz gerekir. Türkiye’de petrol olduğuna inanıyoruz. Türkiye’deki petrol rezervlerinin Türkiye’nin petrol ihtiyacını karşılayacağına ve dolayısıyla Türkiye’nin petrol ithalatının azalarak tasarruf ettiğimiz parayla yatırımları ve kalkınmayı hızlandıracağımıza inanıyoruz. Akıllı bir petrol politikası güttüğümüz taktirde, hem kısa zamanda petrol bulabilir hem de kalkınmamızı hızlandırabiliriz. Esnaf ve sanatkâr Esnaf ve sanatkâr toplumumuzun orta sınıfını teşkil etmektedir. Orta sınıf da toplumun orta direğidir. Bunlar yıkıldığı takdirde Türkiye’nin ayakta kalmasını mümkün görmüyoruz. Bu bakımdan esnaf ve sanatkârımızın durumunun iyileştirilmesi, güçlendirilmesi en önemlidir. Esnaf ve sanatkârımızı güçlendirecek en önemli konulardan biri de hayat pahalılığının durdurulmasıdır. Enflasyon durdurulduğu zaman esnafımızın, sanatkârımızın geliri yükselecek ve tekrar Türkiye’nin orta sınıfını daha kuvvetli bir şekilde oluşturacaklardır. Ordu güçlü olmalı Türkiye dünyanın hemen hemen en kritik noktalarından birinde bulunan bir ülkedir. Çok güçlü bir ordu ve milli savunma teşkilatı bulundurmak mecburiyetindedir. Bu bakımdan ordumuzun en mükemmel şekilde eğitilmesi, en modern silah, araç ve gereçlerle donatılması gerekir. İnancımız şudur ki; ekonomisi güçlenmemiş bir Türkiye, milli savunma yönünden de arzu ettigi seviyede olamaz. Mücadeleyle geçen bir ömür 1927’de Malatya’da doğdu. İTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1950’de mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde çalışmaya başladı.İki sene sonra ihtisas için ABD’ye gitti. Döndükten sonra EİEİ ‘de Genel Müdür Teknik Müşavirliği görevini üstlendi. 1958’de yeni kurulan Planlama Komisyonu Sekreterliği’nin başına getirildi. 1960’ta bu görevi ile beraber ODTܒde ders vermeye de başladı. Daha sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde Genel Müdür Yardımcısı oldu. 1966’da Başbakan Teknik Müşavirliği’ne, bir sene sonra da DPT Müsteşarlığı’na atandı. 1971’de DPT’den ayrılarak Dünya Bankası’nda, Sanayi ve Madencilik Projeleri Müsteşarı olarak çalıştı. 1973’te Türkiye’ye dönerek özel sektörde idarecilik yaptı. 1977’de Madeni Eşya Sanayii Sendikası (MESS) İdare Konseyi ve Sendika Başkanlığı’na seçildi. 1979’da Başbakan Müsteşarlığı’na getirildi. Aynı dönemde DPT Müsteşar Vekilliği görevini de yürüttü. 12 Eylül 1980’den sonra Bülent Ulusu Hükümetinde, İktisadi İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi. 20 Mayıs 1983’te kurduğu Anavatan Partisi’nin Genel Başkanı oldu. 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerden sonra hükümeti kurmakla görevlendirildi. 1989 yılına kadar Başbakanlık görevini sürdürdü. 31 Ekim 1989 tarihinde TBMM tarafindan 8. Cumhurbaşkanı seçildi. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdigi kalp krizi sonucu vefat etti. Evli ve üç çocuk babasıydı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109572
    % -0.09
  • 3.8684
    % -0.58
  • 4.562
    % -0.46
  • 5.1465
    % -1.41
  • 156.68
    % 0.05
 
 
 
 
 
KAPAT