BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kemal Abi’nin haftalığı

Kemal Abi’nin haftalığı

Ne ailemin Osmanlı Sarayı kökenli ve onlardan bana kalıtımsal yolla geçen terbiyesi, ne eğitimimde ana pay sahibi olan Fransız kültürü, ne de gazetecilikte ustalarımdan edindiğim meslek etiği, son günlerde futbol platformunda gelişen olayları yorumlamama, herhangi bir görüş belirtmeme izin veriyor.



Utanıyorum! Ne ailemin Osmanlı Sarayı kökenli ve onlardan bana kalıtımsal yolla geçen terbiyesi, ne eğitimimde ana pay sahibi olan Fransız kültürü, ne de gazetecilikte ustalarımdan edindiğim meslek etiği, son günlerde futbol platformunda gelişen olayları yorumlamama, herhangi bir görüş belirtmeme izin veriyor. Bu nedenle benden bu konuda bir kaç satır bekleyen okuyucularımdan özür diliyorum. Hayatımda hiç kayıkçı kavgası yapmadım. Fikir üretip, okurlarıma, izleyicilerime aktarmayı prensip olarak seçtim. Zaten gazetecinin de görevi bu değil mi? Siz siz olun, kulaklarınızı kapatıp, gözlerinizi dört açarak sahadaki gelişmeleri, yenilikleri yakalamaya çalışın. Çünkü medeni ülkelerde bunu yapıyorlar. Hem de elle atılan bir golle Dünya Kupası yarı finalinden dönülse bile... Bilmem anlatabildim mi? Lucescu’nun seçimleri! G.Saray’ın Rumen hocası, Suat ve Bülent Akın’ın yokluğunda Ergün’ün tek ön libero alternatifi olduğunu gördü. Ancak Ayhan cezalı olmasaydı Ergün yine sol kanada yakın oynardı diye düşünüyorum. Canım bu kadarı da kadı kızında bile vardır. Adam başarılı... Geçen sezon son iki maça kadar şampiyonluk adayı, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalist, bu sezon bitime üç hafta kala lider ve Avrupa’da çeyrek finalin kapısından son maçta döndü. Aslında Lucescu’nun görüşleri genelde mükemmel... Samsun’a golü atan Radu yedekte, Ümit ilk onbirdeydi. Bu çok doğru bir karardı. Çünkü, İstanbulspor, dörtlü savunma ile oynuyordu. Yani çabuk, tek hamleyle adam geçen ileri uç oyuncusu tercih sebebi olmalıydı. Lucescu da bunu yaptı. Bravo... Dersler devam ediyor. Ancak, ilk yarıda üç oyuncu birden değiştirmesi, her ne kadar 2-0 önde olmasına ve rakip 9 kişi kalmasına rağmen, bu derslerin sahibine yakışmadı. Ülker’i kutluyorum! Ülkerspor Basketbol Takımı, İsrail’de oynayacağı maça gitmeyerek, bana göre çok anlamlı mesajlar vermiştir. Maçın bir başka ülkeye alınması konusunda FIBA’ya yaptıkları başvuruyu da ciddi bir yöneticilik manevrası olarak görüyorum. Öyle ya, aynı ülkenin bir futbol takımını Milan, Güney Kıbrıs’a taşımıştı. Bravo Ülker! Türkiye’nin böyle müesseselere ihtiyacı vardır. Hadi yahu siz de! Emre Belözoğlu, İnter’in Feyenoord maçındaki tek ayakta kalan oyuncusu idi. Okan da oynasa idi aynı konumda olacaktı.. Milan, sanki Ümit’ten daha iyi oyuncuları varmış gibi, bu futbolcumuza yer vermiyor. Hakan Şükür gibi bir forvet bana göre oynadığı takımlara çok büyük katkıda bulunurdu. Özetle, İtalyanlar’ın kafası, bizim çocukların dar alanda pres yaparak, yüksek tempoyla oynamasını kavrayamadı. Zaten Fatih Terim hocanın devriminde de bu yatıyordu. Bu özellik yüzünden 10 maç hiç yenilmeden UEF Kupası’nı kazandılar. Bence Emre de, Okan da, Ümit de, Hakan da İtalya’yı bırakıp, başka ufuklara yelken açmalılar. Ben bu kafayı bir yerden hatırlıyorum! Bir gazetede okudum; Fenerbahçe Birleşik Vakfı’nın, yani gruplardan birinin lideri olan Aziz Yılmaz dostum, federasyon yönetim kurulundaki Şeref Has ve Ata Aksu’yu F.Bahçe Haysiyet Divanı’na verecekmiş. Sebep de, başkana verilen cezada taraf olmalarıymış... Ben bu kafayı bir yerlerden hatırlıyorum. Bir zamanlar birileri de Şenes Erzik’i aynı makama şikayet etmeye kalkışmış, daha sonra da Abdullah Kiğılı’yı hedef almıştı. Daha da eskisi var. Bu “birileri” F.Bahçe’ye verilen cezada oy kullandığı için şip-şak kulüpten ihraç edilmiş, daha sonra geri alınarak başkan bile yapılmıştı. Ne güzel işliyor değil mi mekanizma? Şimdi de F.Bahçeliler ‘Federasyon G.Saraylılar’ın elinde” diye feryat ediyor. Hep söylerim, önce aynaya bakacaksın... Serhat’ın icraatları! Okurlarımdan ve izleyicilerimden çok e-mail, cep telefonuna mesaj ve telefon aldım. Neyle ilgili mi? F.Bahçeli Serhat’ın rakiplerini oyundan attırmak adına onlara göre başvurduğu hilelerle ilgili... Bana göre bunlar hile değil, olsa olsa Serhat’ın dengesiz zıplamaları veya rakibin üzerine sıçramalarıdır. Serhat, çabukluğu, sürati yüzünden bazen dengesiz hareketler yapabiliyor. Bir de kendine göre ekstra hareketler seçiyor ki, bunlar onun futbolunu çoğu zaman olumsuz etkiliyor. Mesele budur. Haa, G.Saraylı Arif’i penaltı yaptırma üstadı ilân edenler, Serhat’ın gençliğinden kaynaklanan bu dengesiz hareketlerini gündeme getirmiyorlar. Eee, bu da bizim spor medyasıdır... Batista’yı anlamak! Baktım, G.Saray’daki Batista’yı, Turgay Şeren kaptan da anlamamış. ‘G.Saray, bu görüntüsü için mi aldı?’ diye soruyor. Onun gibi soranlar da çok haaa... Tabii bir Brezilyalı’yı kızaklarken, rakibinin ayaklarına uçarken, pas arasına dalarken görürseniz, şaşırabilirsiniz... Çünkü Brezilyalı alır verir, adam geçer, kesme yapar, ölü top kullanır. Doğrudur ama Batista’nın görevi bu varyeteyi yapanların hepsinden daha ağırdır. Onun görevi, Okan’la Emre Belözoğlu’nun yaptıklarını yapmaktır. Çünkü o görevi ne Fleurquin, ne Ayhan, ne de Ergün yapabilir. Bir Suat, bir de Bülent Akın’ın işidir ama biri sakat, diğeri ise ön libero oynuyor. Ben derim ki, Batista’yı bu ağır görevin sorumluluğu içinde izleyin. Moda; kırmızı! Futbolumuzda dönemin sevilen rengi kırmızıdır. Bu modayı da sağ olsunlar, hakemlerimiz sunmaktadır. Bu patlamayı nasıl ve neden oldu anlayamadım. Acaba Erman’ın dümen suyuna mı gitmek istiyorlar? Ama Erman da diyor ki, böyle ucuz kırmızı olur mu? Velhasıl, ne Erman’ın bugünkü yorumu ile dünkü tutuyor, ne hakemlerimizin dünkü kart tutumlarıyla bugünkü tutumları... Tabii, olan futbolculara, dolayısıyla da takımlarımıza oluyor. İstanbulsporlu Ferdi’nin ne günahı vardı? Ali Eren ucuz atılmadı mı? Ümit Özat ve Ceyhun’a yazık değil mi? Bunların yanı sıra özetleri görüntüye gelen diğer maçlarda uçuşan kartlar... Kaş yaparken göz çıkartmak diye buna denir işte... Daum doğruyu bulmuşken... Beşiktaş Teknik Direktörü Daum, kafasına dank etmiş ki, F.Bahçe maçına dörtlü savunma, çift ön liberoyla çıktı. Doğru, geç kalmıştı. Bu defa da hakem bu düzenin çalışmasına izin vermedi. Ama dokuz maçlık serinin dayandığı sağlam gerçek, daha sonra da devam etseydi, Muhittin Boşat da boşa atardı... Bilmem anlatabildim mi? Naylon protokol! Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu’nun, F.Bahçe Başkanı’na verdiği cezadan sonra ortaya çıkan “Aziz Yıldırım, Şref Tribünü’ne girer mi, giremez mi” tartışması sonucu, GSG Müdürü Kemal Mutlu zat-ı muhteremleri federasyonla aralarındaki protokolü iptal ettiğini açıklayıverdi. Helâl olsun! Derler ya erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır diye... Bak Kemal Mutlu! İşte biz yıllarca futbolun devlet kıskacından kurtulması adına bu yüzden savaş vermiştik. Tekrar ediyorum, stadlar kulüplerin ya da federasyonun olmadıkça daha çok delikanlılar tanırız. İnşallah yarın bir Avrupa kupası maçında veya milli maçta anlı şanlı Şeref Tribünleri’nden birinin ön koltuklarında Kemal Mutlu zat-ı muhteremlerinin “kafası” oturmaz... Lorant’ın kumarı! F.Bahçe Teknik Direktörü, Beşiktaş maçına öyle bir kadro çıkardı ki, herkesin ağzı bir karış açık kaldı. Hele hele Fatih’in takımda olmayışı sanıyorum tribündeki yönetimi de, taraftarı da bir hayli endişeye sevketti. Ancak Abdullah’ın da olmayışı dikkate alındığında, kadronun İlhan Mansız ve Ahmet Dursun için kurulduğu ortaya çıktı. Lorant zaman zaman sorumsuz çıkışlar yapan Fatih ve Abdullah’ın yerine askerler koymuştu. Böylece Beşiktaş’ın en etkili silahları kıpırdayamayacaktı. Öyle de oldu. Bir de Ali Eren atılınca, kaymaklı ekmek kadayıfı oldu. Ancak kurgu, tam anlamıyla beraberlik yani ikincilik üzerineydi. Maç kazanıldı ve şampiyonluk şansı elde tutuldu. Yani zar tam oturmuştu. Ne olarak mı? Tabii ki düşeş olarak. Şayet F.Bahçe maçı kaybetseydi, Lorant siz bu satırları okuduğunuzda Münih’te olurdu...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107921
    % 1.38
  • 3.8353
    % -0.54
  • 4.5054
    % -0.9
  • 5.1351
    % -0.04
  • 153.999
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT