BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Yürüdü hızlı hızlı genç kadın. Ameliyathane önünde kendinden başka bekleyenler de vardı. Herbirine baktı tek tek. Hepsinin çehresinde korkuyla ümit arası bir bekleyiş vardı. Başlar öne eğik. Ara sıra sessizce çevreye bakınış. Sonra yine suskunluk...



Berrin, hastanenin ilaç kokan koridorunda gözlerinden yaşlar aka aka gösterilen odaya seğirtti. İçeride gözlüklü, biraz tıknazca bir beyefendi oturuyordu. Elinde bir film inceliyor gibiydi. Berrin’in odaya girdiğini hissetmiş ama dönüp bakmaya bile lüzum görmemişti: -Buyurun? -İyi günler beyefendi. Ben bir hasta sormaya geldim. Az önce galiba kalp krizi geçirmiş. Berrin kocasının adını soyadını söyledi. Yerinde duramıyordu. Aksine karşısındaki adam ne kadar da sakindi böyle: -Ha, dedi adam. İki saat önce getirilen iş adamı. -Evet evet. Yaşıyor mu? Ne olur söyleyin durumu nasıl? -Ameliyata alınmış olması lazım. Ameliyat sonrasına kadar bir şey diyemeyiz. -Beni yanına götürün ne olur? Yalvarırım, ben onun eşiyim. -Bayan, böyle telaşlanmaya gerek yok. Siz telaşlansanız da telaşlanmasanız da doktorlar görevini yapacaklar. Hiç olmazsa kendinizi paralamanıza gerek yok. -Peki ben şimdi ne yapmalıyım doktor bey, bana yol gösterin lütfen. -İkinci kata çıkın. Ameliyathanenin önünde bekleyin. Sessiz sakin bekleyin. Bir saate kadar hasta hakkında sonuç belli olur. Eğer ameliyat başarılı çıkarsa hastayı orada yoğun bakım servisine alırlar. Sonra da doktorlarıyla konuşur, eşi olduğunu söylersiniz. Size ne yapmanız gerektiğini açıklarlar. -Çok sağolun doktor. Berrin asansör bile beklemeden merdivenlerden ikinci kata çıktı. Bir sağlık görevlisi gördü. -Ameliyathane ne tarafta kardeşim? -Tam ileride koridorun sonunda. Kapısında yazar zaten. -Sağolun. Yürüdü hızlı hızlı. Ameliyathane önünde kendinden başka bekleyenler de vardı. Herbirine baktı tek tek. Hepsinin çehresinde korkuyla ümit arası bir bekleyiş vardı. Başlar öne eğik. Ara sıra sessizce çevreye bakınış. Sonra yine suskunluk... Bir yetim çocuk gibi, adımları yavaşladı ve bekleyenlerin yanıbaşına ilişti. Onlara geçmiş olsun demek bile gelmemişti hatırına. Belki orada bulunanlar telaş ve endişenin şokunu atlatmış olmalılar ki onlar söylediler Berrin hanıma: -Geçmiş olsun. -Sağolun. Size de geçmiş olsun. -Yakınınız mı ameliyattaki? -Eşim oluyor, evet. -Biz de kayınpederimizi getirdik. Kalpten ameliyat olacaktı da. -Acil mi? -Yok biz önceden randevuluyduk. Kalpte bir damar tıkalıymış onu açacaklar. Ya sizin? -Bizimki aniden kriz geçirmiş. -Vah yazıık... Kimbilir ne sıkıntısı vardı adamcağızın. Kimbilir neye üzülmüştü? Berrin “Bana üzüldü, başka kime olacak” diyemedi. Susmakla yetindi. Ama diğer kadın konuşmasına devam ediyordu: -Bu kalp de hiç sıkıntıya gelmiyormuş. Aslında üç günlük dünyada insanlar niye birbirini üzerler anlamıyorum. Neyse inşallah ameliyat başarılı geçer de kocanıza kavuşursunuz. -İnşallah... -Bakın eşisiniz, hemen koşup geldiniz. Bu devirde öyle yalnız insanlar var ki, insanın görünce yüreği parçalanıyor. Hatta ameliyata alırlarken üstündeki kimlikleri falan hemşireye bırakıyorlar. Yalnızlık o kadar zormuş ki... Berrin’in beyninde şimşekler çaktı. Acaba Kemal’in eşyaları neredeydi? Saatine baktı. Ameliyattan çıkabileceği saate onbeş dakika kadar zaman vardı. Bu arada hemşirelerin bulunduğu odaya gidip sorabilirdi. Ağır ağır yürüdü. Hemşirelerin bulunduğu odaya geldi. İçeride üç hemşire oturuyordu. Kendini tanıttı. Hemşireler, Kemal beyin adına açtıkları dolabı gösterdiler. Eşyalarını Berrin’e teslim ettiler. Berrin bir poşet içinde eşyaları aldı ve ameliyathaneye yürüdü. Allahım ameliyathanenin kapısı mı açılıyordu ne? > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT