BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Kemal bey, hastabakıcılarla birlikte yoğun bakım ünitesinden çıkartılıp odasına götürülüyordu. Berrin ise bu sürpriz gelişmeden habersiz, hastaneye yakın bir çiçekçiden çiçek yaptırıp gelmişti. Kocasının odasını çiçeklerle süslemeyi düşünüyordu...



Berrin hastane dışındayken, Kemal beyin de durumu iyice normale dönmüştü. Yoğun bakımdan biraz sonra çıkartılabileceği hakkında bilgi veriyordu doktoru. Kemal bey gözlerini çoktan açmıştı. Ama yüzünde hiç sevinç işareti yoktu. Sadece doktoruna teşekkür ediyordu. -Şimdi birazdan sizi odanıza alacaklar. Daha sonra refakatçinizle birlikte üç gün daha misafirimiz olacaksınız. -Teşekkür ederim doktor bey. -Haydi şimdilik geçmiş olsun. Doktor gittikten sonra, gerekli ilaçlarını veren hemşire Kemal beye soruyordu: -Başka aramamızı istediğiniz yakınınız var mı Kemal bey? -Hayır teşekkür ederim. Kimsenin rahatsız olmasını istemem. -Refakatçiniz zaten var. “Kim?” diye soracaktı Kemal bey. Son anda vazgeçti. Galiba, “hastane görevlilerinden biridir” diye düşündü. Hemşire de Kemal bey biliyor diye başka açıklama yapmaya gerek duymadı. Bir saat sonraydı. Acil bir hastanın yoğun bakıma gelmesi gerektiğinden olacak, Kemal beyi biraz daha erken almak durumunda kaldılar. -Haydi Kemal bey, normal odanıza geçiyoruz. -Peki. Kemal bey, hastabakıcılarla birlikte yoğun bakım ünitesinden çıkartılıp odasına götürülüyordu. Berrin ise bu sürpriz gelişmeden habersiz, hastaneye yakın bir çiçekçiden çiçek yaptırıp gelmişti. Kocasının odasını çiçeklerle süslemeyi düşünüyordu. Çiçekçiler az sonra geleceklerdi ama kendisi de elinde bir demet gülle gelmişti. Odadan içeri girdi. Çiçekleri bir vazoya yerleştirdi. Kapıda bir ses duydu. Baktı içeri Kemal beyi getiriyorlardı. Kalbi küt küt atmaya başlamıştı. Kemal bey başı dönük olduğu için Berrin’i henüz görmemişti. Bu arada hastabakıcı belki de bahşiş koparmak için soruyordu: -Bir arzunuz var mı Kemal bey, haber vermem gereken kimseniz falan varsa? -Sağolun, kimseyi rahatsız etmeye gerek yok. Yatağa yatırdılar. Üzerini örttüler. “Haydi geçmiş olsun” dediler ve çıkarken Berrin’e döndüler: -Size de geçmiş olsun hanımefendi. -Sağolun. Çok teşekkür ederim. İşte o zaman fark etti Kemal, Berrin’i... İşte o anda film kopmuştu... Bir hoş oldu yaralı yüreği... -Berrin? -Kemal, canım benim... Ben yanındayım. Her zaman da yanında olacağım... -Ama, nasıl haberin oldu? -Benim haberim olmayacak da kimin haberi olacak? Kemal beyin gözlerinden iri iki damla yanaklarına süzülürken, Berrin de yanaklarındaki ıslaklığı siliyordu: -Canım karıcığım... -Biricik sevgilim benim... Seni üzdüğüm için kendime öyle kızıyorum ki? -Hayır hiç kızmana gerek yok... Beni anladın ya, her şeye değer bu... -Kemal, ne olur affet beni. -Affettim sevgilim... Sen de beni affet... -Ben seni affetmeye yetkili değilim. Çünkü seni ben üzdüm. Ama herşeyi anladım Kemal... Çok geç de olsa anladım... -Çiçekler için teşekkür ediyorum... -Bu sana layık değil ama, lütfen kabul et... O esnada, çiçek evinden görevliler gelmişlerdi. Kemal beyin odasını gülle donatmaya başladılar... Berrin kocasının yanıbaşında odanın mis gibi çiçek kokan havasını teneffüs ederken, iki sevgilinin elleri de birbirine kenetlenmişti. Bir daha hiç ayrılmamacasına... Sevenler sevgilerini ispat ettiğinde hayat bir başka güzel oluyordu, hastane odasında bile olsa... SON
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT