BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyümek ya da büyümemek...

Büyümek ya da büyümemek...

Ekonomik programın en çok tartışılan konusu ekonomik büyüme. Programın savunucuları önce enflasyon düşmeli, büyümeye sonra geçmeliyiz derken, bazı uzmanlar ile ticaret ve üretim piyasalarının temsilcileri de, ekonomik büyümeye biran evvel ivme kazandırılmazsa sonucun hüsran olabileceğini söylüyorlar.



Ekonomik programın en çok tartışılan konusu ekonomik büyüme. Programın savunucuları önce enflasyon düşmeli, büyümeye sonra geçmeliyiz derken, bazı uzmanlar ile ticaret ve üretim piyasalarının temsilcileri de, ekonomik büyümeye biran evvel ivme kazandırılmazsa sonucun hüsran olabileceğini söylüyorlar. İki tarafın da haklı gerekçeleri olmakla birlikte, hiç kimse, her iki hedefin de eş zamanlı olarak gerçekleşebilir olma ihtimalini ön planda savunmuyor nedense. 17 Nisan, Türkiye’nin kullanamadığı en büyük şansı olan rahmetli Özal’ın vefat yıldönümüydü. İçine kapalı, “kendine yetebilme” safsatası ile avunan, geri kalmışlık sınırında bir ülke, Özal’ın vizyonunda, pazar ekonomisi ile büyüyen, milli geliri ve üretimi, dolayısıyla tüketimi artan bir ekonomik model haline gelmişti. Özal hep şunu söylüyordu :”tüketimden korkmayın, tüketebilen ekonomi, milli geliri ve refahı artan ekonomidir”. Bu vizyon, Türkiye’yi yıllarca, hızla büyüyen, katma değer üreten bir yapıya getirdi. 90’lı yıllar ise, Türkiye’nin büyüme ivmesinin giderek düştüğü dönem oldu. Yaşanan krizlerde hızla küçülen ekonomi, bir sonraki yıl, kaybettiğini kazanmak için uğraşır hale geldi. Bugün kişi başı milli gelire baktığımızda 1992’deki rakamla aynı olduğunu görüyoruz. Yani 10 yıl boyunca Türkiye gelir anlamında, gerçek büyüme anlamında bir arpa boyu bile yol gidemedi. Üstelik bu dönemde toplumdaki her ferdin gelirinin aynı kaldığı da söylenemez. Çünkü, iyice bozulan gelir dağılımı, küçük bir zümrenin refahını birkaç kat arttırırken, büyük kitlelerin satın alma güçleri , hatta standartları ciddi ölçüde azaldı. Kısaca tarif ettiğimiz bu karamsar tablo bize kısaca şunu göstermektedir. Hep ekonomik büyümeden bahsedilen bu ülke zaten son 10 yıldır doğru dürüst büyümedi. Özal’ın verdiği ivme ile biraz daha ilerledi ve sonra durdu. Şimdi ise , dünya ekonomi tarihine rekor küçülmelerle ( % 9,4 / yıl ) geçen, geriye giden bir ülke oldu. Ama yıllardır bu ülkede büyüme türküleri söyleniyor, o da ayrı mesele. Esasen, bir ülkede bir kavram veya özellikten çok sık bahsediliyorsa, o kavramın pek yürürlükte olmadığı, lafta kaldığı aşikardır ( bakınız demokrasi ve özgürlük ). Şimdi ise, önce enflasyon düşecek, sonra büyüme sağlanacak şeklinde bir önerme, mutlak doğruymuş gibi önümüze sürülüyor. Buradaki önyargı, son yıllarda, popülist yönetimlerin, ekonomiyi büyüteceğiz diye yaptıkları ölçeksiz kamu harcamalarının, sübvansiyonların, enflasyonu azdırmasından kaynaklanmaktadır. Oysa ki, kontrollü ve disipliner bir ekonomide, sürdürülebilir bir büyüme ile enflasyonu da kontrol edip indirmek pekala mümkün olacaktır. Üstelik, refahın tabana yayılmadığı, gelirin büyük bölümünün az sayıda insanın elinde toplandığı ekonomilerde, siz büyümeyi kontrol etmek için tüketimi azaltmaya, yatırımı kısmaya çalışırken, esasen, gelirini zaten büyük oranda kaybetmiş ana kitleyi baskı altına alırken, üst gelir grubunun elinde birikmiş kaynakların tüketim yolu ile ekonomiye girmesine de engel olmakta, dolayısıyla da atıl para kaynağının ekonomiyi canlandırmasına da engel olmaktasınızdır. Unutulmaması gereken şudur. Enflasyonu azdıran, tüketim ve büyüyen ekonomiler değil, kaynaksız kamu harcamalarıyla ve borçlanarak büyüyen devlet yapısıdır. Kamu otoritesi, eğer devletin bu borçlanan ve harcayan, üretmeden tüketen yapısını kontrol altına alabilmişse, ekonominin büyümesinden, tüketimin artmasından hiç korkmamalıdır. Nitekim, iktisat teorileri de, bütçedeki faiz dışı fazla oranının, reel faizden yüksek olması durumunda, büyümenin sağlıklı olacağını söylemektedir. Ama itiraf edilemeyen gerçek şudur: Eğer, devlette, yani kamu harcamalarında küçülme ve tasarruf sağlanabilse, enflasyonu kontrol edebilmek için, üretim ve ticaret hayatını baskı altında tutmaya ihtiyaç olmaz, ama “maalesef” ekonomik program yürürlüğe girdikten sonra özel sektördeki her türlü küçülme, tasarruf uygulamalarına karşılık, şişman ve hantal “devlet baba (!) “ küçülmek için hiçbir çaba göstermemiştir. Hatta, bütçe rakamlarında her şey küçülmüşken, “kamu personel harcamaları” reel olarak artan tek kalem olmuştur. “Büyüme mi enflasyon mu” diye yapay bir çelişki oluşturanlar, önce enflasyonun en büyük körükleyicisi olan kamunun reel ekonomiye geri dönmeyen, personel, savunma gibi harcamalarının neden azaltılamadığının cevabını bulmalıdırlar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT