BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

ATP’nin Yalova İl Başkanı ve aynı zamanda İnşaat Mühendisi olan Sinan Gürçay’dan bir faks aldık. Sinan Gürçay, sınıf geçme konusunda yanlış puanlama yapıldığını iddia ederek Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nü Bölge İdare Mahkemesi’ne vermiş.



Sınıf geçme mahkemelik ATP’nin Yalova İl Başkanı ve aynı zamanda İnşaat Mühendisi olan Sinan Gürçay’dan bir faks aldık. Sinan Gürçay, sınıf geçme konusunda yanlış puanlama yapıldığını iddia ederek Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nü Bölge İdare Mahkemesi’ne vermiş. Faks her çeyi bütün açıklığıyla anlatıyordu. Davanın dilekçesiydi. Ancak Sinan Gürçay’la telefon bağlantısı kurduk ve neden böyle bir şey yaptığını sorduk. Anlattı: “Milli Eğitim’in not değerlendirmesine bir bakın. Notlar 100 üzerinden hesaplandığı zaman 0-24 puan arasına karnede 0 (sıfır) veriyorlar. 25-44 puana 1 (Bir) veriyorlar. yine 45-54 puana 2 (İki), 55-69 puana 3 (Üç), 70-84 puana 4 (Dört), 85-100 puan arasına da 5 (Beş) veriyorlar. Benim çocuğum Süper Lise’de okuyor. Matematik dersine baktım, karnesinde 0 (Sıfır) yazılmış. Oysa imtihanda 20 puanın üzerinde not almış. Ama Milli Eğitim’in değerlendirmesine göre, 24 puanın altında aldığı için 0 notu verilmiş. Çocuk bunalıma girdi. İkinci yarıda bu çocuğa bu dersi kurtarabilmesi için yeni bir hak tanınsa bile en azından 3 alması gerekiyor. İlk yarı 0 not alan bir öğrenci hangi kriterlere göre ikinci yarıda 3 notu alacak ki, sınıf geçecek? İşte bu noktada notlar bir öğrenci hakkında bir değerlendirme değil öğretmenler tarafından bir tehdit ya da ödül unsuru olarak kullanılmaktadır. Yine değerlendirmeye bakın ki, not sıralamasında 55 puan alan öğrenciye de 3 verilmekte 69 puan alan öğrenciye de 3 verilmekte. Biri 4 soru çözerken diğeri 6 soru çözmekte ama not değerlendirmesinde ikisi de aynı kefeye konmaktadır.” Sinan Gürçay’ın davaya gerekçe gösterdiği dilekçesinde ise şu ifadeler yer alıyor: “Ders başarı notlarının ÖSYM sınavlarına da katkı yaptığı göz önüne alınırsa, bu kayıplar öğrencinin öğrenim hayatını telafisi mümkün olmayacak şekilde olumsuz etkilemektedir. Bugünkü not sistemi baştan aşağıya incelendiği zaman görülecektir ki, yönetmeliğin 6. maddesindeki not düzeninin öğrenciler aleyhine sinsice, bilgisizce ya da en iyimser ifadeyle matematik kurallarından mahrum bir işleyişle uygulanan bir tuzak olduğu aşikârdır.” Sinan Gürçay, sadece kendisi için değil okumakta olan milyonlarca öğrencinin, ileride onarılması çok güç olacak kayıplarını önlemek için bu davayı açtığını söylüyor. Gürçay’a başarılar dilerken, bu ilginç davanın sonucunu da merakla bekliyoruz. Takdirnameli PTT’nin zarar edişinin hikâyesi Siyasilerin özellikle Bakanlar’ın kendi birimleriyle ilgili karar alırken, ne sonuçlar doğurabileceğini çok iyi kestirmeleri açısından ülkemizde sayısız ibret verici olaylarla karşılaşıyoruz. İşte bunlardan birisi de PTT... Köşemizi takip eden okuyucularımız bilir. PTT’nin görevden alınan eski Genel Müdürü Dursun Dağaşan’ın kurumu zarardan alıp, 5 ay içerisinde nasıl kâra geçirdiğini, bu sütunlardan yazmıştık. Dönemin Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz tarafından PTT’nin başına getirilen Dursun Dağaşan daha sonraki Bakan döneminde “dramatik” bir şekilde görevden alınmış ve yerine TÜGSAŞ’tan transfer edilen Murat Kaya getirilmişti. İsterseniz, önce, PTT eski Genel Müdürü Dursun Dağaşan’ın öncesini ve onun dönemini bir inceleyelim. Bilançolara bakarsak, 1995 yılında 2 trilyon 473 milyar lira zarar eden PTT, 1996 yılını da 42 milyar lira zararla kapattı. 1997’de de aynı akıbeti yaşayan PTT’nin zararı bu yıl sonunda 197.5 milyar liraya yükseldi. 1998’de 273.5 milyar lira zarar eden PTT’nin 1999 yılının Ağustos ayının başındaki zararı ise tam 1 trilyon 700 milyar lira oldu. Dönemin Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, bu gidişata “dur” demek için 1999’un 4 Ağustos’unda PTT’nin başına Dr. Dursun Dağaşan’ı atadı. 4 Ağustos’tan 31 Aralık 1999 tarihine kadar geçen 5 aylık süre sonunda PTT inanılmaz bir grafik sergiledi ve kurum 1.7 trilyon lira zarardan 3 trilyon 100 milyar lira kâra geçti. Evet, nasıl oluyorsa oluyordu, işte... PTT, bu başarısıyla, 1999 yılının kurumlar vergisi rekortmenleri arasında yer aldı ve Maliye Bakanlığı tarafından bir “Takdirname” ile ödüllendirildi. Dr. Dağaşan’ın yönetimindeki PTT, 2000 yılını da süper bir performansla geçirdi ve 2000 yılını tam 57 trilyon 960 milyar lira kârla kapattı. Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, 17 Ağustos 2001 tarihinde görevinden istifa etti ve ardından Ulaştırma Bakanlığı’na Dr. Oktay Vural atandı. Kendi ekibi ile çalışmak isteyen Bakan Vural, 2 Kasım 2001 tarihinde Dr. Dursun Dağaşan’ı PTT’nin başından alarak 13 Kasım 2001 tarihinde bu göreve Murat Kaya’yı getirdi. 2001 yılını 68.7 trilyon lira kârla kapatan “vergi rekortmen ödüllü” PTT’nin 2002 yılının ilk 2 ayı sonundaki bilançosu tam bir felaketti. 2 ay önce vergi rekortmenleri arasında yer alan PTT, 2002 yılının ilk 2 ayını Şubat sonu itibariyle 19 trilyon 474 milyar lira zararla kapattı. İlk 2 ayı 19.5 trilyon lira zararla kapatan PTT’nin 2002 yılı sonundaki halini varın siz düşünün... Bilançolar bütün çıplaklığı ile ortada... Zaman gazetesinde Güntay Şimşek yazıyor: “PTT Muhasebe ve Finans Dairesi Başkanı Ünal Gül, 3 yıl boyunca kâr açıklayan kurumun zarar etmeye başlamasını, faiz gelirlerinin düşmesine ve finansman yönetimine bağladı.” Bu mazeret de ayrı bir dikkat çekici nokta. Aynı “finansman yönetimi kurumu” eski Genel Müdür Dr. Dursun Dağaşan döneminde de vardı ve PTT’yi trilyonlarca lira kâr ettiriyordu. Geçen hafta da yazmıştık. Her Bakan’ın kendisine yakın bürokratlarla ve kendi ekibiyle çalışmak istemesi en doğal hakkı. Ama biz, devlette nasıl devamlılık esassa siyasi kadroların değişiminde de aynı şeyin olması gerektiğini düşünüyoruz. Bürokraside verimlilik düşmediği sürece, bu kişilerin yerlerinden oynatılmaması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye, başarılı bürokratları “siyasi tercih sebebi” olarak değil de “tecrübelerinden yararlanılacak” insanlar olarak gördüğü zaman, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşacaktır. Destansı dille Kemerburgaz Doğma büyüme İstanbullu olmama rağmen, benim bile hâlâ bu şehrin girmediğim, bilmediğim noktaları var. Kemerburgaz da bunlardan birisi... Gerçi bir iki kez arabayla şöylesine bir geçtiğim olmuştu ama Boğaz’a ve Karadeniz’e 10 km mesafedeki bu yeri hiç yakından tanıma imkanı bulamamıştım. Gazeteci dostum Sadi Sözen, kendisinin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı “Kemerburgaz” adlı bir dergi gönderdi. Nisan ayı itibariyle ilk sayılarıymış. Enine boyuna Kemerburgaz’ı tanıtıyor. Profesyonelce hazırlandığı her halinden belli olan dergi, yöresel bir basın aracı olmaktan çok öte ulusal basın kimliğine rahatlıkla girebilecek kalitede tasarlanmış. Kemerburgaz hakkında her şeyi bulabileceğiniz bu dergi, dediğim gibi; sadece yöresel değil Türkiye geneli ile ilgili bilgiler de içeriyor. Tanıtıcı yazılar ve resimlerden tutun kültür sanata kadar ne ararsanız bulunuyor. Hele ünlü tiyatro sanatçısı Yılmaz Erdoğan ile yapılan röportaja bayıldım. Çok nefis bir dille kaleme alınmış ve Erdoğan da hayatı hakkında bilinmeyenleri mizahi diliyle resmen döktürmüş. Yine ünlü modacı Neslihan Yargıcı ile yapılmış detaylı bir röportaj var. Yargıcı’nın buradaki sözleri bir hayli iddialı ve moda dünyasını karıştıracak türden. “Siyahların Kadını” Yargıcı, “Bana modacı, demeyin. Modacılık lafından nefret ediyorum. Beni herkesle aynı kefeye koymayın. Ben, neden içi boş insanlarla aynı kefede olayım ki?” diyor. Her yönüyle doyurucu bir dergi hazırladıkları için gazeteci dostumuz Sadi Sözen ve ekibini kutluyorum. Bu dergiye aboneyim artık. Bana sorarsanız siz de ya abone olun ya da “www.kemerburgaz.net” web adresine “tık”layın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT