BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir cumartesi gecesi

Bir cumartesi gecesi

Bugünlerde dikkatimi çeken birkaç konudan söz edeyim size. Birincisi Cumartesi gecesi izlediğim Cevizkabuğu isimli program. Hulki Cevizoğlu benim yıllardır tanıdığım, saygı duyduğum bir kişi. Ciddi programlar yapar, iyi araştırmacıdır. Sanıyorum halk da kendisini takdir ediyor ki bunca zamandır izlemeye devam ediyor.



Bugünlerde dikkatimi çeken birkaç konudan söz edeyim size. Birincisi Cumartesi gecesi izlediğim Cevizkabuğu isimli program. Hulki Cevizoğlu benim yıllardır tanıdığım, saygı duyduğum bir kişi. Ciddi programlar yapar, iyi araştırmacıdır. Sanıyorum halk da kendisini takdir ediyor ki bunca zamandır izlemeye devam ediyor. Geçen Cumartesi gecesi için seçtiği konu Ezoterizm, bilinmeyenler, parapsikoloji, kehanetler gibi konu başlıklarından oluşuyordu. Her insanın zaman zaman dikkatini çeken, merakını besleyen dişi konular anlayacağınız. Konuklar ise Sınır Ötesi Yayınları’nın sahibi ve yazar Ergun Candan ve gazteci Ali Bektan’dı. Birkaç konuk daha vardı ama dikkatimi çekmediler. Ali Bektan 1998 yılında Atatürk’ün Kehanetleri isimli bir kitap yazmıştı ki ben o yıl alıp okumuştum. Kendince bazı olaylara dikkat çekmeye çalışan, mütevazı, fazla kayda değer bulmadığım bir çalışma idi. Ergun Candan ise adı geçen konularda uzun yıllardır çalışmalar yapan bir yayıncı olduğu için gerek yazdığı gerekse yayınladığı birçok kitabı ya okumuşumdur ya da alıp okunacaklar listesine koymuşumdur. Gelelim programa... Ergun beyin kendisini korumaya çalıştığı saygı eksikliği üslubundan ben hayatımın her saniyesinde şikayetçi olduğum için elbette hak veriyorum. Bu tip tartışma programlarında insanların birbirlerine giderek daha kötü davrandıklarını gözlemliyorum. Bu çok rahatsız edici bir durum ve onun yerinde olsaydım herhalde ben de onun gibi davranırdım. Konuşulan konu tehlikeli. Bir kere hiçbir şeyin ispatı yok. Olamaz da. Ama hepimiz biliyoruz ki kimi zaman hayatımızda açıklayamadığımız hadiseler yaşarız. Bilinmeyenin ürkütücülüğü azımsanacak bir şey değildir. Türkiye’de beni rahatsız eden, herkesin birbirine yol göstericilik yapmaya çalışması. İnsanlara bildikleri ya da bildiklerini iddia ettikleri konularda özgürce konuşma hakkı tanınmıyor. Acayip bir korku sinmiş üzerimize. Ergun bey konuşsa sanki bütün ülke ertesi gün spirtualist olacakmış gibi davranıyoruz. Ne alakası var? İnsanların kendi bilgileri, muhakeme kabiliyetleri, iradeleri yok mu? Bırakalım herkes konuşsun. Dinleyenler de beğendiklerini alsınlar, beğenmediklerini bıraksınlar. İzleyicinin kimse tarafından korunmaya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Baştan beri sansürün her tipi tüylerimi diken diken eder. Fakat öyle sıkı sarılmıştır ki engeller hiçbir şey olmasa ben oto sansür uygularım ki yabancı eller değmesin cümlelerime. Hulki bey o gece her zamankinden daha sinirliydi, beni itti bu hali. Yayına bağlanan İsmail Nacar öyle tiz bir sesle öyle çok bağırdı ki bırakın ne dediğini anlamaya çalışmak, televizyonun sesini kısmak zorunda kaldım. Daha çok bağıranın haklı çıkacağı nerede yazıyor bilmiyorum ama bir davranış alışkanlığı olmaya başladı bazı insanlarda. Sonuç. Ben o gece hiçbir şey anlamadım. Başım ağrıdı, canım sıkıldı ve televizyonu kapattım. Keşke milletçe seviyeyi biraz olsun yükseltebilsek.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT