BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Floureson lâmbanın aydınlattığı Burçin gülümsüyordu Mete’ye. Mete gözlerini alamıyordu ondan. Boğazının kuruduğunu, bütün vücudunun kaskatı kesildiğini hissetti. Sapsarı saçlarıyla, mavi gözleriyle, dergi sayfalarından çıkıp gelmiş bir taşbebek gibiydi Burçin...



Hep birlikte bahçeye indiler. Yemekler büyük bir ceviz masanın üstüne hazırlanmıştı. Yemek masası hemen havuzun yanıbaşındaydı. Havuzun etrafında çevrelenen dört direkte yanan lâmbalar bahçeyi aydınlatıyordu. Emel hanım beğenen gözlerle bahçeye bakarken yerine oturdu. -Ne şairâne!.. dedi. Sofranız çok romantik. İnce bir zevk ve dikkat mahsulü!.. Coşkun bey keyifle güldü. -Çok teşekkür ederiz Emel hanım, beğendiğinize sevindim. Ne iyi ettiniz de geldiniz. Sevgi’ye hep söylerdim, teyzenler gelse de bahçede, mehtabın altında yemek yeyip, sohbet etsek diye. Bugüne nasipmiş. Neşe içinde yemeğe başladılar. Emel hanımın aklına bir şey gelmişti. -Sizin bir Mete’niz vardı, nerede o şimdi?.. Yine eskisi gibi utangaç da yanımıza mı gelmiyor?.. Sevgi hanım: -Eskisi kadar değil artık, dedi. Az önce hemen bir yere varıp geleceğim diye arabayla gitmişti. Sizin geleceğinizi biliyordu, mutlaka gelir şimdi. -O zaman onu bekleseydik. Tam o sırada bahçe kapısına bir araba yanaştı, kapıdan içeriye girdi, Emel hanımın arabasının yanına park etti. -İşte ağabeyim geldi, dedi Şermin. Mete, arabadan inip onlara doğru yaklaştı. Elinde bir demet çiçek vardı. -Hoşgeldin Emel teyze, kusura bakma sizi beklettim. Ama kendimi affetirmek için size çiçek getirdim. Emel hanım yerinden kalktı, çiçekleri alıp, Mete’nin kahverengi gözlerine baktı. -Çok teşekkür ederim Mete. Gel benim yanıma otur. Mete boş sandalyelerden birini kaparak, Emel hanım ile Burçin’in arasına oturdu. Sol tarafına dönünce Burçin’i gördü. Ona elini uzattı. -Hoşgeldiniz, dedi. -Hoşbulduk. Floureson lâmbanın aydınlattığı Burçin gülümsüyordu Mete’ye. Mete gözlerini alamıyordu ondan. Boğazının kuruduğunu, bütün vücudunun kaskatı kesildiğini hissetti. Sapsarı saçlarıyla, mavi gözleriyle, dergi sayfalarından çıkıp gelmiş bir taşbebek gibiydi Burçin. Gözlerini kızdan çekip teyzesine döndü. -Nasılsın teyze?.. Sizi özellikle tanımak istiyordum çünkü sizin gibi bir yazar olmak istiyorum ben. Coşkun Bey, Sevgi Hanım ve Banu şaşırarak baktılar Mete’ye. Bugüne kadar Mete’den böyle bir şey duymamışlardı. Emel hanım Mete’ye müthiş bir ilgi duydu. -Sahi mi?.. Bu çok güzel... Peki bu konuda çalışmaların var mı?.. -Şimdilik şiir ve hikâye denemelerim var. -Yaa?.. Görelim bakalım çalışmalarını. -Tabiî teyzeciğim, ne zaman istersen. Sevgi hanım hâlâ şaşkınlıkla bakıyordu Mete’ye. -Biz hiç bilmiyorduk Mete’nin şiir yazdığını. Coşkun Bey güldü. -Bizden gizlemiş demek. Hizmetçi yeni yemekler ve pastalar getirdi. Masanın ortasında altın kaplamalı büyük bir şamdan vardı. Şamdanın ortasındaki uzun mavi mumla, etrafındaki küçük kırmızı mumlar bu muhteşem sofraya ayrı bir hava veriyordu. Ay ışığı bahçedeki ağaçların yapraklarını tarıyor, yaprakların büyümüş gölgeleriyle masanın üstüne, iki tarafı gül ve zambak tarhı olan mermer yola, havuza, çiçeklere, otomobillere bir saray nakışı çiziyordu. Emel hanım hayranlıkla bu güzel manzaraya bakıyor, bahçenin her köşesini gözleriyle tarıyordu. -Herhalde Cem Sultan’ın meşhur sofrası buna benzer bir sofraydı. Burası bir peri âlemi veya binbir gece sarayı bahçesine benziyor. Coşkun Bey gülümsedi. -Bu bahçeye çok emek verdim. Öyle ki bu beni bir hastalık gibi sardı. -Evet, dedi Emel hanım. Öyle bir hastalık ki adına “stafilamani” demek lâzım. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT