BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anayasa devrimi dilekleri

Anayasa devrimi dilekleri

”28 Şubat Süreci” denilen milletimizi köleleştirme teşebbüsleri döneminde, kavram olarak yüce adalet, öylesine çığırından çıkarıldı ki büyük kederlere düştük.



”28 Şubat Süreci” denilen milletimizi köleleştirme teşebbüsleri döneminde, kavram olarak yüce adalet, öylesine çığırından çıkarıldı ki büyük kederlere düştük. Böyle bir zilletten kurtulup korunmak için yürütmenin, yargının, devletlilerin ve basının seslerini aradık ama ne yazık ki bulamadık. İşte, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Anayasa Mahkemesi kuruluşu töreninde yaptığı hak ve adalet uyarılarına, ben onun için “Devrim” dedim. Devrim... Yani bizzat yargının, olup biten adaletsizliklerden, zarar gören siyasilerden, partilerden, devlet işleyişinden, müdahalelerden ötürü vicdan azabı çekip kendi kendini düzeltmeyi yeğleyen vicdan çığlığı... Bugüne kadar, yargının ve yargıya hükmeden kanunların bozukluğundan hattâ egemen olan demokrasi dışı kuvvetlerin zulümlerine karşı apaçık millî kamuoyu oluşmuştu. Bu hal, adaletimize kondurulan kusurlar bahane edilerek, Avrupa ve Amerika medyalarında dahi içimizi sızlatacak kınamalarla yer alıyordu. Değerli yargı heyetlerimiz maalesef yığın yığın brifinglere çağrılıyor ve 28 Şubat’ın adalet (!) formüllerini dinliyorlardı. Barolar susturulmuş, suçun çeşidi, o zamanki siyasi iradenin “süreç”ten aldığı buyruklara göre ayarlanıyordu. Partiler kilitleniyor ve bu hâle karşı çıkan yiğit Hasan Celâl Güzel’ler yüzlerce defa savcılığa, mahkemelere çağrılıyorlardı. Eskiden yapılan demokrasiyi susturma zulümleri, parti kapatmalar yetmiyormuş gibi üst savcılar, son seçimlere beş on gün kala dahi Fazilet’i, HADEP’i seçime sokmamaktan bahsediyorlardı. Yine bir savcının o zamanki Başbakan’la Meclis aleyhine ve Meclisten gizli uzlaşma yaparak, söz ve fikir adamlarına kurtuluş sağlayacak 312. maddenin hasıraltı edildiği, ancak son seçimden bir ay evvel ortaya çıkmıştı. Üst mahkemelerin bazılarında resmen ideoloji yürütülüyor; onun sevkettiği usulde siyaset yapılıyordu. Bundan üzüntü duyan Adalet Bakanı Denizkurdu yargının işleyişi üzerinde ağır tenkidler yaptıysa da kulak asan olmadı. Yargıtay sayın Başkanı’nın adelet cihazımız üzerine, manalı tenkidleri, gide gide “Alınan bu az maaşla ancak bu kadar adalet uygulanabilir” gibi basit, hatta âdi yorumlara kadar düştü. Bu arada, kartel dediğimiz basın ağaları ne yapıyorlardı? Abartmasız diyebiliriz ki; yapılan her yolsuzluk, adaletsizlik, baskı ve zulmü, bizi dünyada gülünç eden bütün hukuksuzlukları aşk ile alkışlıyorlardı. Yazılarımız, korku sansüründen, endişe denetiminden geçiyordu. Bugün Anayasa Mahkemesi sayın Başkanı’nın söylediklerine benzer gerçekleri, yazıp savunduğumuz için, hem ceza, hem de tazminat davalarına çarpılıyorduk. Hakkı söyleyen kalemimizden bir büyük ceza ve zarar gelecek diye, arkadaşlarımız bile yazılarımızı pertavsızla inceliyorlardı. Halbuki demokrasi ve erdem, adaletin kendisidir. Onun olmadığı bir ülke, kış günleri hayatını donarak sürdüren mahlukların inleri haline gelir. Türkiye, adaletin yüceliğini, Avrupa ve Amerika’dan çok daha önce yaşamış bir ülkedir. Bu süfliliklerden ne kazancınız olursa olsun lütfen bu temiz millete reva görmeyiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT