BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bakandan çok hizmet veriyorum

Bakandan çok hizmet veriyorum

Krizin en ağır zamanında bile yatırımdan vazgeçmeyen işadamı Kemal Şahin, “İş hayatımı sosyal yönle birleştirdiğim için bir bakandan daha çok hizmet veriyorum. Türkiye’nin Almanya’da yüz binlerce dolarla yapamayacağı lobi faaliyetlerini tek başıma yapıyorum.” dedi.



Pek çok büyük kuruluş yaşanan ekonomik krizde derin yaralar aldı. Elemanlar işten çıkarıldı, firmalar küçüldü, arka arkaya zararlar açıklandı. Ama bu krizde tam tersine eleman sayısını artıran ve büyüme gerçekleştiren bir holding var. Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, bunu kuralları açık bir biçimde ortaya koymaya ve değişime ayak uydurmaya bağlıyor. Konya’da küçük bir köyden Almanya’ya okumaya giden Kemal Şahin böyle bir noktayı hayal ediyor muydu? “-Beş sene önce böyle bir noktayı hayâl ediyordum ama 15 sene önce değil. Mümkün değil insanın böyle bir şey hayâl etmesi. ‘Şunu olacağım, bu kadar büyüklük’ değil ama daha iyi olacağımı biliyordum. İlk dükkanımı açtığımda müşteriye kullanılan iyi bir sözün etkisini, iletişimin önemini anladım. Konya’da sıkılgan bir çocuktum, Almanya’da da. Hem yabancısınız. Ama hangi söz insanı olumlu etkiler, hangisi olumsuz onu bilmek lazım. 6 ay sonra baktım bir şeyler öğrenen biriyim. Demek ki iyi şeyler yapacağım dedim bir sonraki yıl cirom daha da yükseldi. Neticede işi büyüttük. Elemanlar arttı. Bu noktada çok önemli bir şey yaptık onları eğittik. Çünkü tek başınıza çok iyi bir satıcı, üretici olabilirsiniz 10 kişiyi iyi yönetebilirsiniz ama 100 kişiden sonra değişmezseniz çuvallarsınız, batarsınız...” İnsanları coşturmak lazım -Bahsettiğiniz nasıl bir değişim? “-İşin püf noktalarını başkalarına öğretmek lazım. Seninle birlikte 3-5 kişinin işe sarılması lazım. Zaten yetişemezsin, iş de yapamazsın İnsanları eğitmeye başlayacak, bilgini aktaracaksın. Hata yaptıklarında fırsat tanıyacaksın. 1000 kişilik firmada görevler iyice değişiyor. 200-250 kişiye kadar çalışanları bir bir tanırsın. Ama bu sayıdan sonra zeka yetmez tanımaya. İletişim kuramazsın, zaman yetmez. O zaman bazı işleri, takip edemezsin. Stratejik noktalardaki insanları iyi yetiştireceksin, motive edeceksin. İnsanları koşturman, coşturman lazım. İnsanların işlerini seveceği, kalpten yapacağı mekanizmalar kurmak lazım. Sayı 10 bin kişiyi geçince. Yani bizim gibi aşağı yukarı Türkiye’nin en büyükleri Avrupa’nın orta büyüklükteki şirketleri arasındayız biz. İşte bu noktada kuralları, vizyonumu, kurum kültürümü, anayasamı koyuyorum ben arkadaşlarla birlikte ve bunu uygulamaya çalışıyorum. Veyahut kurumsal olarak eğitim verecek mekanizmalar kuruyorum, bilgileri aktarıyorum. Benim yöneticilerimin sadece yüzde 20’si dışardan katılanlardır, gerisi kendi içimizden yetişen genç delikanlılar, hanımlar. Muazzam bir güven ortamı var. Bizim sistemimiz içinde bu çok önemli. Benim herkese her an ulaşmam, 11 bin kişiye konferans vermem mümkün değil. Ne yapıyorum; ilk 1000 kişiyle zaman zaman, ilk 100 kişiyle yılda üç-dört sefer konuşabiliyorum. Ama çekirdek kadromuz olan 30 kişi benimle sürekli irtibatlı oluyor. Onlar da benden duyduklarını aşağı doğru aktarıyor...” -Hafta içinde yapılan Dünya Türk İşadamları Kurultayı’ndaki gelişmeler için ne diyorsunuz?... “-Önce bir yer problemi yaşandı. Bir sorunumuz var toplum olarak. İnsanlar koltuğa, görüntüye o kadar meraklı ki; ben kurultayı yapan vakfın mütevelli heyeti başkanıyım. Beni oturduğum yerden başka bir yere aldılar oradaki kişiyi kaldırdılar ben istemedim... Benim için yer önemli değil. Sonra Atalay Şahinoğlu kızdı bırakıp gitti. Orada bir hata yapılmış. Bizim çekip gitmeye, küsmeye değil katkıya ihtiyacımız var. Demokrasi kültürü yok bizde. Ecevit gelecekti o toplantıya, millet onun için gelmiş. Ecevit yok. Cumhurbaşkanımız da öyle. O zaman gelmeyeceğinizi bildirin yazılmasın programa...” Milletvekilleri arıyor -Sabancı’nın sözleri de çok konuşuldu ve konuşulacak gibi?... “-Sabancı çok çalışkan, bilgili, halkın dilini konuşabilen biri. Kelime seçerken sürç-i lisan olabiliyor bazen. İstekli bir şey değildi. Onun dışında eleştirileri doğruydu. Reel sektöre bakarsanız, insanlara üç ay sonra da iş bulamayacaksınız. Beni asgari ücretle birilerini işe almam için milletvekilleri arıyor. Tabii bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek amacıyla bunları söyleyeceğiz...” -Sizin politikaya bakışınız nedir, bir gün sizi de bu kulvarda görebilir miyiz?... “-Politikayı şu anda düşünmüyorum ama zamanla olabilir. Benim sosyal faaliyetlerim var. Çalışmamın yüzde 50’si bunlarla geçiyor. İlk vakfımı 32 yaşında kurdum. Sosyal yönü işin bir parçası olarak görüyorum. 20 yıllık iş hayatım var, nispeten gencim arkadaşlarla çalışmayı seviyorum. Ve iş hayatımı sosyal yönle birleştirdiğim için sanıyorum bir bakandan daha çok hizmet veriyorum. Sırf kendime para kazanmıyorum. Almanya’yı bilen biri olarak Türkiye’nin yüz binlerce dolarla yapamayacağı lobi faaliyetlerini yapıyorum. Almanya’nın en top işadamlarına bir konferans verip para alacağım. Benim konuşmalarımı belediye başkanları da parlamenter de halk da dinliyor. Alman basını da yazıyor. TEMA Almanya Vakfı’nın kurucusuyum. Orada bir Alman okuluyla beraber ağaç diktik belediye başkanıyla. Şimdi 23 çocuk Bolu’ya gelecek vakıfla. O çocuklar dönünce okullarında anlatacaklar Türkiye’yi. Böyle başlar lobicilik. Ben vizyonum Türkiye’ye yararlı olduğu için bunu tercih ettim...” Aile yönetimi daha zor -Çok yoğun bir çalışma temponuz ve bölünmüş bir hayatınız var. Diğer tarafta da aileniz ve çocuklarınız. Eve ayırdığınız zaman ne? “-Herşeyin bir faturası var aslında. Eşim ve çocuklar şikayet ediyor ‘çok çalışıyorsun eve az vakit ayırıyorsun’ diye. Doğru, haklılar. Eşim 4 yıl öncesine kadar benimle birlikte çalıştı, çok destek verdi, stilistlik yaptı. Ama üçüncü çocuktan sonra evdeki yönetim, holdinginki kadar büyüdü. Çocuklar da en zor yaşlarında. Bu yüzden o işten ayrıldı ev ve çocukların yükünü aldı. Bir de bizim çocukların eğitilmesi çok daha zor. Para var pul var da çocukların motivasyonu yok. Zengin çocuğuna vizyon vermek çok daha zor. Ben önemli günlerinde, mezuniyetlerinde, ilklerinde hep yanlarındayım. Bir sorun varsa hemen gelirim, çok önemli bulduğum konularda devreye girerim. Büyük oğlum şimdi İngiltere’de okuyor. Sürekli haberleşiyoruz. Aslında şunu da gördüm. Çocuklar bağımsızlıklarını istiyor. Dayanacağı, yönlendirici anne baba olmak lazım. Ben iş hayatımdaki bilgiyi de evde kullanıyorum. Bir ailenin yönetimiyle şirket yönetimi arasında çok büyük fark yok. İyi bir iletişim, karşılıklı güven, dürüstlük açıklık, motivasyon. Bir ailenin yönetimi holdingin yönetiminden daha hassas. Anneniz 80 yaşında her şeyi konuşamazsınız, abiniz, amcanız bunlarla ilişkileri dengede tutmak lazım...” Çocukları tatilde fabrikada çalışıyor Üç oğlu var Kemal Şahin’in. Bütün yoğunluğa rağmen Kemal Şahin senede 3-4 kez ailece tatil yaptıklarını söylüyor. Bu tatiller onların iletişimi, paylaşımı sağladıkları zaman dilimleri. “Ben ve iki oğlum Kartalkaya’nın en iyi kayakçılarıydık” diye anlatıyor. Çocuklarını her yıl köyü Taşlıpınar’a götüren Şahin “Onlar Anadolu’yu, Türkiye’nin gerçeğini tanımalı ve insana saygıyı öğrenmeli” diyor. Ve bir kuralları var; 12 yaşına gelince çocuklar alt kademeden başlayarak bir ay boyunca holdinge ait şirketlerde çalışıyor. Şirketi, çalışanları tanıyor, işleyişle ilgili raporlar hazırlıyorlar. Para herşey değildir ğ “Bizim anne-baba olarak çocuklara ev bark alma sorumluluğumuz yok. Bırakın kendileri yapsın, mutlu olsun. Bizim, onları iyi yetiştirme, adam etme sorumluluğumuz var. “Annem, babam bakar”la olmaz. Genç kendine hedef seçince başarılı olur...” ğ “Alman gençlerini de, Fransızları da; Türk gençlerini de tanıyorum. Ben inanıyorum ki Türk gençlerine bir vizyon verin, deyin ki siz bir yere geleceksiniz, şahsi olarak, makam olarak. Topluma, ailenize faydalı olacaksınız ama 18 saat çalışacaksınız, hepsi çalışır...” ğ “Değişim benim başarımın en önemli faktörü. Bir yönetici olarak kendinizi yeniliğe ve değişime adapte edemezseniz işte de özel hayatınızda da başarılı olamazsınız...” ğ “Para tek başına bir şey ifade etmez. Bizim bilgilerimizi toplumla paylaşmamız lazım. Gazeteler, televizyonlar boş şeylerle dolu. Türkiye’yi zenginleştirecek, insanları verimli kılacak şeyleri bilenlerin anlatması lazım. Çok büyük bir potansiyel var ama harekete geçiremiyoruz...” Zirvedeki Şahin “İnsan isterse neler başaramaz ki?...” Kim bilir kaç kez duyduk bu sözleri?... Kaç başarı öyküsünün ilk cümlesi oldu... Bugünkü konuğumuza da çok yaraşan bir başlangıç cümlesi aslında. Anadolu’da küçük bir köyde başlayıp, dünyanın sayılı işadamları arasına girişin öyküsü. Onu hepimiz tanıyoruz ya da sahibi olduğu holdingi. Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin’in kararlı yürüyüşünün bir kısmına tanıklık bizimkisi. Öğrenci olarak gittiği Almanya’da “yılın işadamı” ödülüne uzanışın, 5 bin mark sermayeyle açılan bir dükkanın 11 bin 500 çalışanlı ve kriz döneminde bile 1.1 milyar euro’luk ciro yapan holdinge dönüşümünün hikayesi. Almanya’da geçen 27 yıl Kemal Şahin’e iş disiplini ve büyük başarılar getirmiş ama özündeki Anadolu hiç kaybolmamış. Son derece mütevazı çalışma odasında bütün doğallığı ve içtenliğiyle ağırladı bizi. Bazen ondan da sorular geldi. Başarıya uzanan öyküsünü, ilkelerini anlatırken “Bunlar benim çalışanlarımın ailelerine ulaşacak” diye mutluluğunu dile getirdi. Ve sık sık bilgiyi paylaşmanın, kuralları koymanın öneminden söz etti. İşte 92 model arabaya binen öğle yemeğini fabrikada işçileriyle yiyen 1982’de temelini attığı holdingin zirvesindeki Kemal Şahin...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT