BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Borç: İlaç mı, zehir mi? Haber Başlığı:

Borç: İlaç mı, zehir mi? Haber Başlığı:

İki haftadır, ekonomik büyümeyi yazıyor ve değişik açılardan bu hayati kavramı incelemeye çalışıyoruz. Bir ülkenin sosyal barışı ve refahı, kalıcı ve tabana yayılmış bir ekonomik büyüme ile sağlanabilir.



İki haftadır, ekonomik büyümeyi yazıyor ve değişik açılardan bu hayati kavramı incelemeye çalışıyoruz. Bir ülkenin sosyal barışı ve refahı, kalıcı ve tabana yayılmış bir ekonomik büyüme ile sağlanabilir. Büyüme, kaynakların verimli kullanımı ve tasarruf ile olur. Tasarrufun, yani elde edilen gelirden sağlanan birikimlerin, ülke veya şirket ekonomilerine ödünç olarak verilmesi de prensip olarak büyümeye katkı sağlar. Ancak, az gelişmiş ülke ve şirket ekonomileri, özkaynak üretmeden, veya kaynakları gelir ve katma değer sağlayan alanlara yöneltmedikleri için, borçlanarak sağlanan büyüme, bir müddet sonra, tersine döner ve sistem, yüksek borç oranı yüzünden ile küçülmeye başlar. Diğer bir ifade ile, başkasının parası ile sağlanan yapay büyüme, yalancı bir güç, aldatıcı bir refah haline gelir ve sistem kendisini tüketmeye başlar. İşte öldürücü etkisi olan “borç ve faiz sarmalı” da bunun teknik adıdır. Her ekonomik büyüme modelinde borçlanma vardır. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri ve şirketleri de borçlanmakta, yatırımlarını dış kaynaklarla yapmaktadır. Burada amaçlanan, finansal kaldıraç dediğimiz etkiden yararlanmak, yani borçlanarak sağlanan kaynak ile yapılacak yatırımlarla gelir elde ederek, bir birim özkaynak karşılığında elde edilecek gelir oranını artırmaktır. Bu sağlıklı bir borçlanma modelidir ve amaç, (özkaynak+borç) ile yapılan yatırımlardan elde edilecek “net gelirin”, borç için ödenecek faizden daha fazla olmasıdır. Böylelikle borç taşınabilir (veya sürdürülebilir) bir durumda kalacaktır. Bu sağlıklı bir borçlanma modelidir ve büyümeye müsbet katkı sağlar. Gelişmiş ülke ekonomileri, miktar olarak çok borçlanmalarına rağmen bu sağlıklı yapı sayesinde, borcu büyümek için kullanabilmişlerdir. Mesela, ABD, dünyanın en borçlu ülkesidir ama, son rakamlara göre % 5,8 büyüme sağlamaktadır. Çünkü sağlıklı büyüyen ekonomiler, ödeyecekleri faizden fazla net gelir elde edebildikleri için, borç alabilme kapasitesine sahip olurlar. Aksi durum ise, Türkiye gibi, ekonomisi katma değer ve pozitif gelir üretemediği için, yüksek reel faizle borçlanmak zorunda olan, dolayısıyla da borç tutarı büyümesinden çok daha hızlı artan ülkelerde ortaya çıkar. Yüksek faizle bulunan borçlar, kısa vadede, bir bahar havası meydan getirir. İzafi olarak büyüme sağlanmaktadır ancak bu ülke gelirinin ve üretiminin sağladığı kaynakla değil, yüksek maliyetli borç paranın yalancı etkisi ile olmaktadır. Bu borç, yönetenlerin gerçeği görmesini engelleyen bir zehir etkisi yapar. Borç hızla yükselir, Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı artar ve borç sarmalı kaçınılmaz olarak ülkenin boğazını sıkmaya başlar. Ülke ekonomisi artık katma değer üretememekte, faizi ödeyecek net geliri sağlayamamaktadır. Kısaca borç alabilme kapasitesi tükenmiştir. Bu durumda , ödenecek borçlara kaynak bulmak için, yine tasarruf gerekmektedir. Ancak, bu seferki tasarruf gelirin artması ile değil, giderin azalması ile sağlanmak zorundadır. İşte, ekonomik küçülme dediğimiz şey de burada kaçınılmaz olarak başlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik küçülme bu durumun sonucudur. Ekonomi tasarruf etmek zorundadır ve bu tasarruf, kısa vadede gelir artmayacağı için, giderlerin kısılması ile olmak zorundadır. Türkiye’nin halihazırdaki toplam borcu (özel sektör hariç) 140 milyar Dolardır. Yani 2001 toplam GSMH’ının % 100’üdür. Buna özel sektörün borçları da dahil değildir. İdeal olan, toplam GSMH’yı yani geliri artırarak, borç oranını düşürmektir. Ancak bu kısa vadede hem mümkün olmayacaktır, hem de enflasyonu, dolayısıyla reel faizleri artırabilir. O halde, tasarruf ederek, harcamayı kısarak, elde edilecek kaynak ile borcu ödemek, böylece faiz maliyetini azaltmak tek çare olacaktır. Borçlanma, eğer akıllıca kullanılmaz, ve katma değer sağlayıcı , gelir getirici alanlara yatırılmazsa, sonuç kaçınılmaz olarak, yukarıda tarif ettiğimiz gibidir. Bu hem ülke , hem şirket ekonomileri için böyledir. Bugün Türkiye’de hem devlet , hem birçok şirket, hem de insanlar, borçlanarak sağlanan sahte büyümenin sağladığı sanal refah ve gelişmenin ellerinden kayıp gittiğini görmektedirler. Gerçek şu ki, yanlış olan borç almak değil, borcu kötü kullanmak ve borcu özkaynak sanmaktır. Faizinin üzerinde gelir elde edildiği sürece borç zararlı değil faydalı bile olabilir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT