BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko Life

Eko Life

Kimdir Sakıp Sabancı? Bir işadamı ama her şeyden önce bu milletin bir ferdi. Geçenlerde ne söyledi: “Bir elimizde 200 milyar dolar borç var, öbür elimizde ne var? Üçün biri var be...”



Kimdir Sakıp Sabancı? Bir işadamı ama her şeyden önce bu milletin bir ferdi. Geçenlerde ne söyledi: “Bir elimizde 200 milyar dolar borç var, öbür elimizde ne var? Üçün biri var be...” Yani Sabancı, “Ülkeyi kalkındıracağım, diye içeriden ve dışarıdan dünya kadar borç aldınız. Ama ülkenin haline bakın. Şimdi elde varsa üçün biri” demek istedi. Haksız mıydı, peki? Hayır, yerden göğe kadar haklıydı. Sabancı’ya ilk cevap hükümetin Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu’dan geldi. Kimdir, Yılmaz Karakoyunlu... 57. hükümetin Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı... Karakoyunlu, Sabancı’ya ne cevap verdi? “Üçün biri sensin, TOBB ve diğer işadamlarıdır.” Peki, Karakoyunlu haklı mıydı? Hayır, yerden göğe kadar haksızdı. Konuyu açalım... Başta da söyledik... Sabancı da senin benim gibi, her seçimde sandık başına giden bu milletin bir ferdidir. Gider oyunu atar ve kendisini temsil edecek vekili seçer. Yılmaz Karakoyunlu ise bu milletin vekilidir ama “milletin sahibi” değildir. Demokrasi neyi emreder?: Millet kendisine bir şey danıştığı veya sorduğu zaman vekili onu cevaplamak zorundadır. Sabancı da milletin bir ferdi olarak Karakoyunlu’ya karşı bu demokrasi hakkını kullanmıştır. Karakoyunlu ne yapmıştır? Kaçmıştır. Oysa Karakoyunlu’nun vereceği cevap basittir: “Şu anda yanımda raporlar, rakamlar, belgeler yok. Onları bir araştırayım, 200 milyar dolarlık borcun nerelere harcandığını size söylerim.” Yani Karakoyunlu topu taca atmıştır. Bu sorunun altında ezilmiştir. Son bir yılda işsiz sayısı 3 milyon artmışsa... Manisa’da 3 aylık bebek açlıktan ölüyorsa... Koca Türk işadamları yatırımlarını Türkiye’den çekip komşu ülkelere yapıyorsa... İnsanlar işsizlik yüzünden kendini yakıp intihar ediyorsa... Kriz yüzünden bankalar, kuyumcular soyuluyorsa... Ve bunun gibi ülkenin bugünkü halini ortaya koyan bir sürü olumsuzluk her gün yüzlerce kez yaşanıyorsa... Böyle bir Türkiye’yi yöneten hükümetin bir bakanı olarak görev yapıyorsanız, bir vekil olarak milletinize böyle cevap veremezsiniz. Karakoyunlu, kendisini ne diye savunuyor? “Sabancı, sen devletin sayesinde bu hale gelmedin mi?” diyor. Gelebilir, n’olmuş? Sabancı olmazdı da, Mabancı olurdu veya başka bir isim olurdu. Ne yani her şeyi devletin kendisi mi yapacaktı? Biz bu hale zaten bu yüzden gelmedik mi? Müteşebbisini kalkındırmadan bir devlet nasıl devlet olacaktı sanıyorsunuz! İll⠓bu kadar doyurucu” cevaplar vermek istiyorsa sayın Karakoyunlu’ya bir soru soralım... Üstelik soracağımız sorunun cevabı o kadar “ulaşılması” zor bir yerde de değil... Sayın Karakoyunlu, sizin de görev yaptığınız Bakanlar Kurulu’nda yan yana oturduğunuz bir Bakan arkadaşınız hakkında şu anda Başbakanlık’ta bekleyen ve müthiş usulsüzlük iddiaları içeren bir rapor var. Üstelik bunu ben değil bizzat Başbakanlık Denetleme Kurulu hazırlamış. Aylardır Başbakan’ın önünde işleme konulmayı bekliyor. 14 Aralık 1999 tarihinde hazırlanan bu rapor neden işleme konulmuyor? Pencere sektörünün af keyfi Winsa, Sabancı Grubu’na bağlı ve PVC pencere imalat sektörünün lider kuruluşlarından... Şimdi başlığa bakıp da, Winsa ile mahkum affı arasında ne gibi bağlantı olur, demeyin sakın. Pilsa Genel Müdürü Ö. Faruk Bulak’ın sözlerine kulak verirseniz bunu daha iyi anlarsınız: “Son zamanlarda PVC pencere imalatçıları güvenliği artırılmış sistemler üretmeye çalışıyor. Bundan sonra sektör çok farklı alanda olağanüstü üretimler yapmayı hedefliyor. Bunun sebebi de, cezaevlerindeki kapkaççılar ve hırsızların şartla salıverilme yasasından sonra sokaklara çıkıp yine aynı mesleği sürdürmeleri. Af kanununun ilkinde çıkanlardan sonra ev soygunları arttı. Bu soygunların da camlardan girilerek yapıldığı belirlendi. Şimdi kardeş kuruluşumuz Winsa, güvenli pencere üretmek üzere büyük bir atağa geçiyor. Hele yeni çıkarılan şartlı salıverilmeden sonra 5 bin kişinin daha serbest kalacağını düşünürsek, PVC pencere sektörünü altın bir dönem bekliyor.” Öğrendiğimize göre sadece Winsa değil, Pimapen, Fıratpen gibi bu sektörün diğer devleri de güvenlikli pencere üretmek için düğmeye basmışlar. Bize kalırsa bu konuda hükümeti kutlamak (!) gerekir. Baksanıza neredeyse darboğazda olan PVC sektörü, devletin af’ları sayesinde bir anda altın çağını yaşamaya başladı. Sevsinler sizi... İhracatçının suçu ne? Markalı ürünleriyle yurtdışına ihracat yapan Türk firmalarının problemleri bir türlü bitmek bilmiyor. 2000 yılında bu konuda kolaylıklar sağlanması için yürürlüğe sokulan Bakanlar Kurulu kararı bir türlü işlerlik kazanmıyor. Ne istiyor ihracatçı? Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde takibi yapılmak üzere, ihracat yapan firmaların reklam ve markalaşma ile ilgili yatırımlarının desteklenmesi gerekiyor. İşte bu amaçla 2000 yılında yürürlüğe giren Kabine kararı nedense bir türlü hayata geçirilemiyor. Sebebi belli! Uygulamanın bütçesi yok. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bütçesi aylar öncesinden belli olmasına rağmen bu konuda neden bir bütçe belirlenmesi yapılmıyor, kimse cevabını bulamıyor... İhracatçıların söylediğine göre, ihracatçı markalı ürünlerle ilgili uygulamanın bütçesi 2001 yılının Kasım ayında çıkması gerekiyordu. Ama yaklaşık 7 aydır masada bekliyor. Dileriz, Devlet Bakanı Tunca Toskay’ın, bürokratı Dış Ticaret Müsteşarı Kürşat Tüzmen’e yönelik sürdürdüğü “soğuk tavrın” bu konu ile bir ilgisi yoktur. Ağrı: İlçe olmak istiyoruz Geçenlerde Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ve Uluslararası Nakliyeciler Derneği, Ağrı iline adeta bir çıkarma yapmış, biz dahil bütün gazeteler bu Doğu çıkarmasını sayfalarında genişçe halka duyurmuşlardı. Haberi Ekonomi Servisimiz’den Ersan Açıkay takip etti ve ilginç bir not aktardı bize... Devlet bu ili ayağa kaldırmak için ne kadar gayret (!) sarfetse de, meğer Ağrılılar ilçe olmak için büyük bir kampanya başlatmışlar. Köhne havalimanı dahil olmak üzere bir metre kare asfalt yolu bulunmayan şehirde, sınır ticaretinin yasaklanmasının ardından hayat adeta durmuş, hatta kendi deyimlerine göre, “ölmek için gün” sayıyorlarmış. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ı karşılayan kalabalik birden “Ağrı’nın ilçe olmasını istiyoruz” diye pankart açmışlar. Tabii, hemen alel acele indirtmişler pankartları. Türkiye’nin en büyük illerinden olan Ağrı’nın dramı gerçekten içler acısı. Bir “köy kadar” bile yardım alamayan şehirde halk isyan halinde.... Yürekleri burkan cümle ise Esnaf ve Ticaret Odası’ndan geliyor: “Bu şehirde zengin olmuş hiç bir hemşehrimiz, sakız satmak için dahi olsa, bu topraklara bir kez daha uğramıyor.” Ağrı âdeta kendi haline terkedilmiş, tükenmeyi bekliyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT