BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Mete Burçin’i düşünüyordu... Ne kadar güzeldi... Böylesine bir güzelliği bugüne kadar hiçbir kızda görmemişti. Nefis profiliyle, tatlı gamzesiyle, gepgenç, bir su damlası kadar saf, bir ışık parçası gibi etkileyici bir kızdı. Hele o gözler!.. O gözler yok mu, işte insanı yakıp bitiriyordu...



Emel hanım defteri aldıktan sonra odadaki kanepeye oturdu. -Herkes şiirle başlar zaten bu işe, dedi. Bu işin tabiatı böyledir nedense. Ben de şiirle başlamıştım biliyor musun Mete? Mete, bir sandalyeye oturmuştu. -Öyle mi?.. dedi. Sevindim, şiiri seviyorum ben. -Şiirin yeri bambaşkadır gerçekten. Edebiyatın temelidir şiir. Emel hanım defteri açıp, Mete’nin şiirlerini okumaya başladı. Mete, teyzesine dikkatle bakıyor, şiirlerinin beğenilip, beğenilmediğini onun yüzündeki mimiklerden anlamaya çalışıyordu. Bir yandan da içinde beğenilmemek kaygısı taşıyordu. Emel hanım büyük bir ilgi gösteriyor, arada “Çok güzel Mete”, “Bravo!..”, “Aferin!..” diyor, sayfaları hızla çeviriyordu. Bir ara, “Sen de neymişsin!” der gibi baktı Mete’nin yüzüne. Az sonra bir şiire takıldı kaldı, birkaç kez okudu. Bununla kalmayıp bazı bölümleri yüksek sesle okumaya başladı. “İlgilenilmediğini hisseden veya öyle zanneden insan Çok karamsar oluyor Çok çalışkan, birisi olsa da, Tembelliğe sürükleniyor. İnsan ilgi ister Bazıları alkışlanmak Herkes tarafından takdir edilmek Sevilmek, övülmek Göklere çıkmak ister. Ama ben sadece İlgi istiyorum Kimlerden mi?.. Kimlerden olursa olsun Herkes benim dostumdur Önemli olan benim Onlarla dost olmam değildir Onların benimle dost olmasıdır.” Emel hanım bu mısraları okudukça Mete utancından yerin dibine geçiyordu. Emel hanım Mete’nin bu hâlini görünce güldü. -Neden utanıyorsun Mete?.. dedi. Mete başını kaldıramıyordu. -İnsan yazdığı bir şeyin başkası tarafından okunduğunu duyunca utanıyor nedense. Hem bu şiir çok basittir... -Evet basit. Fakat duygularını çok güzel ve yalın ifade etmişsin. Bu duyarlılığını daha da derinleştirip, daha da güzel çalışmalar ortaya koyabilirsin. Bu hissiyatınla sadece şiir değil, çok güzel hikâye ve romanlar da yazabilirsin Mete. Okuyarak, yazarak kendini daha da geliştirebilirsin sabırlı ve ısrarcı olursan... Emel hanım diğer şiirleri de okuyup bitirdi. Defteri Mete’ye uzattı. -Başlangıç olarak iyi. Sende kabiliyet var. Hikâyelerini de görmek isterim. Mete yerinden kalktı. -Onlar dolapta, dedi. Dolaptan dosya kâğıtlarına yazılmış hikâyelerini alıp teyzesine uzattı. Emel hanım büyük bir dikkatle hikâyeleri tetkik etmeye başladı. O hikâyeleri incelerken, Mete Burçin’i düşünüyordu... Ne kadar güzeldi Burçin. Böylesine bir güzelliği bugüne kadar hiçbir kızda görmemişti. Nefis profiliyle, tatlı gamzesiyle, gepgenç, bir su damlası kadar saf, bir ışık parçası gibi etkileyici bir kızdı. Hele o gözler!.. O gözler yok mu, işte insanı yakıp bitiriyordu. Mavi gözlerin cazibesi çok kuvvetliydi. Mıknatıs gibi, diğer gözleri kendine çekiyordu. Gözlerinde yanıp sönen ışıklar, onun ne kadar zekî olduğunu gösteriyordu. Hele o insanlarla âdeta içten içe alay eden cezbedici, masum ve esrarengiz bakışlar!.. Karşısındakinin gözlerine derinlemesine dalıp, iç dünyasını araştıran bakışlar!.. Ya sesi?.. İnsanı hazdan ürpertecek kadar ahenkli, tatlı ve bülbül gibi sesi... Ne demişti?.. “Merhaba Mete!..” Dünyası değişivermişti Mete’nin, beklenmedik sürpriz bir gelişme oluvermişti hayatında. “Umarım rahatsız etmiyorumdur seni.” Hiç olur muydu?.. Tam tersine onun gelişiyle, karanlık dünyasına güneş doğmuştu... Emel hanım hikâyelerini okurken, Mete bu ömründe asla unutamayacağı anları düşünüyordu. Bu durumunu hatırlayınca utanç kapladı içini. Ne oluyordu kendisine böyle?.. Yoksa Burçin’e aşık mıydı?.. Bu kadar çabuk olur muydu aşk?.. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT