BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Paranın ne önemi var

Paranın ne önemi var

Çocuktum, ufacıktım, top oynadım acıktım günlerinden bir gündü... İstanbul’un şirin bir sayfiye köyünde, Celaliye’de... 14-15 yaşlarında, dalgın bir vaziyette... Kıskançlığım had safhada... Yaşıtlarım günde 10 tane serçeyi vurmazsa kârdan saymazken, benim bir sapanım bile yoktu... Bu duygu içindeki ben, yanıbaşımdaki ağaca konan serçeyi gözüme kestirmiştim. Hırs mıydı ne?.. Yerden aldığım taş, kuşu yerde yatan cansız bedene çevirdi birden...



Çocuktum, ufacıktım, top oynadım acıktım günlerinden bir gündü... İstanbul’un şirin bir sayfiye köyünde, Celaliye’de... 14-15 yaşlarında, dalgın bir vaziyette... Kıskançlığım had safhada... Yaşıtlarım günde 10 tane serçeyi vurmazsa kârdan saymazken, benim bir sapanım bile yoktu... Bu duygu içindeki ben, yanıbaşımdaki ağaca konan serçeyi gözüme kestirmiştim. Hırs mıydı ne?.. Yerden aldığım taş, kuşu yerde yatan cansız bedene çevirdi birden... “Alkışlar Engin’e...” diye düşünürken, onu elime aldığım an müthiş bir azap duydum yüreğimde. Hayatımda ilk ve son kez öldürdüğüm bir canlıyı hemen oracıkta kazdığım mezara (!) gömdüm... Acı bir durumdu... Ama artık arkadaşlarıma özenmeme konusunda olumlu bir hadiseydi... Tarladan eve doğru geliyordum... Bir taraftan da Eskişehirspor - F.Bahçe maçını anlatıyordum; “Evet sayın dinleyiciler...” diye başlayıp fanatiği olduğum Eskişehirspor’u her defasında galip getiriyordum... Ama kuşun öldüğü o gün, Es-esler de küme düşmüştü... Artık delicesine sevdiğim takım ligde yoktu... Bakkal Fikret, Kıyma Kemal, Karakoç Mesut da alaya alır olmuştu... Es-esler’in vedası beni yeni arayışlara itti. Bir kâğıda G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş ve Göztepe’yi yazıp kura çekmeliydim... Ve gelen G.Saray’dı... Evet, artık ben bir G.Saraylı’ydım... Büyüdüm, adam oldum... Yetmedi gazeteci de olmak istedim... Kurayla değil mantıkla halletmeliydim... TÜRKİYE’ye abone oldum, o oluş... 15 yıldır hep burada sizinleyim... Bunları neden yazdım?.. Hayatın ne kadar tesadüflerle dolu olduğunu anlatabilmek için... Hem Türkiye Gazetesi hem G.Saray... Kuşu göğsünden, ama hedefi 12’den vurmuşum... O günkü kuranın anlamı bugün bir başka manaya gelmiyor mu sizce?.. Şimdi Türkiye’deyim ve G.Saray yazıyorum... Şampiyonluğunu yazıyorum... Ve ne kadar büyük kulüp olduğunu... Geçen yılı pas geçtiler, bu sene paspas ettiler... İlklerin kulübü... Süper Lig’in ilk şampiyonu... Ligin adı yine değişsin, şampiyon yine G.Saray olur... Yıldızsız 3. yıldızı aldılar... Lucescu’dan başlayıp malzemeci Hasan’a, santraldeki Zahide ablaya, çaycı Vahit’e kadar uzanan bir şampiyonluğun öyküsünü yazdılar... ŞAMPİYONLUK HANGİ MAÇIN KAÇINCI DAKİKASINDA KESİNLEŞTİ Herkese göre değişir bu durum. Kuralcı başkan Özhan Canaydın’a kalsa, “Daha Yozgat maçı oynanmadan hiç birşey belli olmaz” diyecek. Lucescu’ya göre, Radu’nun Samsun’a son 4 dakikada attığı gol şampiyonluğun habercisiydi ama asla kendisi değildi... Peki şampiyonluğun ta kendisi kimdi ve nereden çıkıp gelecekti?.. Haydi hep bir ağızdan kalkıyoruz ve bağırıyoruz çocuklar; “Güngören Stadı’ndan, 38. dakikada...” Evet aynen böyleydi... G.Saraylılar sözbirliğiyle, fikirbirliğiyle, elbirliğiyle böyle haykırıyordu... İstanbulspor maçında Saffet’in kendi kalesine attığı golle durum 1-0 olunca iyice heyecan basmıştı yüreklere... Ama kaleci Zdrakov ve Ferdi’nin atılmasıyla 38’den sonra rakibin 9 kişi kalması, artık şampiyonluğun fotoğrafıydı. O fotoğraf işte Kocaeli maçı sonrası gazete manşetlerine yansıyan fotoğraftı... Zaten geriye ne kalmıştı ki?.. Bir tek A.Gücü... Aslında yüreklerde gizli bir korku da yok değildi. Geçen yıl da son üç haftaya üç puan önde girilmiş ama A.Gücü öyle bir şamar patlatmıştı ki, şampiyonluğun yerinde yeller esmişti... Bu sene aynısı olabilir miydi? Olmadı... Olması da mümkün değildi... Öyle şartlanmıştı ki Aslan, avını bir pençede yere serdi... Herkesin gözünde yıldızlar çakarken, G.Saray göğsüne üç yıldızı çattı... İLHAN MANSIZ’DA CANSUN’A KİM GERİ ADIM ATTIRDI? Ümit Karan... Evet, yanlış okumadınız... Transfer sezonunun en koyu saatlerinin birinde... Yer o dönemin başkanı Mehmet Cansun’un Elmadağ’daki yazıhanesi... G.Birliği’nin golcüsü Ümit, eski başkanı İlhan Cavcav engelini aşmak için önce Cansun’u ikna etmesi gerekiyor. Ve ekliyor; “Sana söz veriyorum abi, G.Saray’da 1 numara olacağım, kral olacağım, Hakan Şükür olacağım...” Bu iddia Cansun’un dikkatini dimdik ediyor. Cavcav’la olan uzun yılların dostluğu bonservis yüzünden bozuluyor, 1 ay önce gizlice imza attırılan Samsunsporlu İlhan Mansız’ın Beşiktaş’a gitmesine Ümit’e güvenmek yüzünden göz yumuluyor. SUAT NEDEN SEVİNDİ, NİÇİN FAKİR SEVİNDİRDİ? G.Saray’da işler yolunda değildi... Kurulan kadro bırakın Avrupa’yı, Türkiye’de bile iş yapmazdı. Cansun, “Üçüncü yıldızı takın” yeter diyordu. Bir de parasızlık vardı tabii... Futbolcular Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Vllaznia ve Levski maçlarının güç bela atlatıldığı sırada kamplara katılmama gibi kararlar bile aldılar. Yönetim şokta, Lucescu çaresiz... Sonra bir toplantı ve suçlular idam sehpasında... Suat ve Hakan Ünsal’ın para olayında başrolü oynadıkları gerekçesiyle kelleleri istendi. Yılların atom karıncası Suat bir kesildi, pir kesildi. Koca sezon forma giyemedi. Luci’ye emir büyük yerden gelmişti. Çaresiz Hakan da harcanacaktı. O, Blackburn Rovers’la kurtuldu... Suat ise seçimle!.. 23 hafta boyunca kızağa çekilip satış listesine konan Suat için 23 Mart’taki kongre çok önemliydi. Kendisini futboldan koparan yönetimin gitmesi için dualar okundu, adaklar adandı. Ve Cansun’un koltuğu kaybettiği gün oynanan Bursa maçıyla küçük dev adam sahalara döndü. Eee, adak yerine gelmeliydi. Gitti bir fakir mahallesine ne bulduysa dağıttı; para, yiyecek, giyecek ve sevgi... G.SARAY’DAKİ İSPİYONCUYU KİM, NEDEN UYARDI? Lig başlamış, G.Saray yalnız futbol değil, inanılmazı oynuyordu. Takım iki ön elemeyi geçip Şampiyonlar Ligi’ne kaldı. Ligde liderlik kekaydı. Ama gidenlerin yerine gelen 10’a yakın futbolcunun uyum problemi vardı. Özellikle agresifliğiyle ön plana çıkan Mondragon, Türk’ü, Türk çocuğunu tanımıyordu. Soyunma odalarına girildiğinin her defasında defans başta olmak üzere bütün arkadaşlarını Lucescu’ya, Cansun’a şikâyet ediyordu. Yetmedi, bir Beşiktaş maçında milyonların önünde kulübeye kadar depar atıp Emre’yle Vedat’ı şikâyet bile etti. Türk örf ve ananelerine göre açık ve seçik bir suçtu bu!.. Vedat saha içinde işaret parmağıyla yaptığı yanlışın hesabını soracağını söyledikten sonra soyunma odasına giderken yumruğunu sallamış ama tutturamamıştı. Mondi’ye jeton düşünce de Vedat’la çok sıkı dost bile olmuştu. HANGİ ÜNLÜNÜN EŞİ, NEDEN KONGRE ÜYESİ YAPILMADI Lig devam ediyor... Şaibe denilen adam her yerde... Bazen ligin tepesinde, bazen kümede kalma hevesinde!.. Federasyon, MHK nerede?.. G.Saray’a göre Kadıköy’de, Fener’e göre Florya’da... Beşiktaş ise ikisin tam ortasında olduğunu iddia ediyor, Köyiçi’nde diyenlere meydan okuyor. Dedikodular ayyuka çıkıyor. İşte böyle bir dönemde G.Saray’a bir hanımefendi kongre üyesi olmak istiyor. Bu hanımefendi tanıdık bir sima... G.Saraylı olmakla eleştirilen Haluk Ulusoy’un hanımı Erengül Ulusoy... Başvurusunu yapmasına ve federasyon başkanının eşi olmasına rağmen, Erengül hanımın başvurusu kabul edilmiyor. Erengül hanım üzülüyor ama “şaibe hanım”ın üstünlüğüne boyun eğiyor... G.Saray yönetimi açıklama yapıyor; “Haluk Ulusoy’un eşi olduğunuz için bekletiliyorsunuz. Rakiplerimize yeni bir koz vermek istemiyoruz...” YARIN: Vasiyet ve vaziyet
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT