BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Parlak bir güneşle, her taraf sıpsıcaktı. Havuzun suyu ve fıskiye, güneş ışığıyla rengârenkti. Yaldızlı ve kıvılcım kıvılcım göz kamaştırıyordu. Havuzun yanında akşamdan bu yana duran ceviz masada sabah kahvaltısı hazırlanmıştı.



Ne demişti Burçin! “Bir başkasın sen Mete!..” Ne kadar tatlı sesi vardı. Kulaklarında çınlayacaktı ölünceye kadar. Her sözü, her cümlesi aklından gitmeyecekti. Hele Şermin’den duydukları?.. “Burçin, ablama seni çok sevdiğini söyledi abi.” Bundan harika sözler olabilir miydi yeryüzünde?.. Emel hanımın sözleriyle hayallerinden sıyrıldı Mete. İlk başlarını anlayamadığı için bütün dikkatini verdi. -Biliyor musun Mete, diyordu Emel hanım. Hikâyelerin şiirlerinden çok daha başarılı senin. Bir iki eksik yönlerin var ama bunlar şimdilik önemli değil. Zamanla usta bir anlatıma ulaşacağından eminim. Doğrusu senin bu kadar başarılı olacağını ummuyordum. Şaşırttın beni. Mete, az önceki düşüncelerinden sıyrılmaya çalışarak konuştu. -Gerçekten böyle mi düşünüyorsun Emel teyze?.. -Elbette. Kabiliyet görmesem sana bu işi bırak demekten çekinmem. En küçük bir başarı gördüğümde de desteklerim. Sebat edersen, bu işin püf noktalarını kavrarsan ileride başarılı bir yazar olursun Mete. -Bu yüreklendirici teşviklerin için çok teşekkür ederim teyze. Tavsiyelerini tutacağım. Başka önerilerin olursa dinlemeye hazırım. -Tabiî Mete. Sana kılavuzluk edeceğim merak etme. Bundan sonra senin arkanda ben varım. Ama unutma ki, herşey senin çalışmana bağlı. -Çalışacağım teyze. Emel hanım saatine baktı. -Ooo, saat gecenin on ikisine geliyor. Artık yatmalı. Odadan çıkıp bahçeye indiler. Havuzun başına geldiler. Emel hanım Coşkun beye baktı. -Mete ile iftihar edebilirsiniz Coşkun bey, dedi. Gerçekten başarılı çalışmaları var onun. Yetişmesinde yardımcı olmamız gerekiyor. Coşkun bey ve Sevgi hanım, Emel hanımın Mete’ye gösterdiği ilgiden memnun kalmışlardı. -Ne mutlu bize, dedi Coşkun Bey. Teyzesi gibi kabiliyetli bir oğlumuz var. Emel hanım saatine tekrar baktı. -Saat onikiyi geçmiş, ne zaman yatıyoruz?.. Sevgi hanım yerinden kalktı. -Hemen, dedi... Birlikte eve doğru ilerlediler. Kapıda Mete ile Burçin gözgöze gelip gülümsediler. Sevgi hanım, Banu ve Burçin’e: -Hadi kızlar uyku vakti geldi, diye seslendi... Hep birlikte yukarıya çıktılar. Az sonra bütün odaların ışığı sönmüş, her taraf sessizliğe bürünmüştü. Bahçedeki havuzun şırıltısı bir aşk şarkısı gibi nağmeleniyordu. Ay karanlık bulutlara tekrar hapsolmuştu. Meydan yıldızlara kalmıştı. Pencerelerden sızan gece lâmbalarının ışıkları bahçeye yansıyordu... *** Parlak bir güneşle, her taraf sıpsıcaktı. Havuzun suyu ve fıskiye, güneş ışığıyla rengârenkti. Yaldızlı ve kıvılcım kıvılcım göz kamaştırıyordu. Havuzun yanında akşamdan bu yana duran ceviz masada sabah kahvaltısı hazırlanmıştı. Herkesten geç kalkan Emel hanım bahçeye indiğinde masada yerini alanlara: -Günaydın çocuklar!.. diye bağırdı. Bensiz kahvaltıya mı niyetleniyorsunuz yoksa?.. Coşkun Bey gülerek elini salladı. -Günaydın sevgili üstâd!.. Sensiz boğazımızdan lokma geçer mi hiç?.. Emel hanım gülümseyerek masaya geldi. Hepsi de mutlu görünüyorlardı. Özellikle Burçin her şeyiyle bambaşkaydı. Mutluluğun ve güzelliğin sembolü gibiydi. Burçin’in yüzünden bir buğu yükseliyor, varlığı adeta pırıl pırıl yanıyordu. Hele o mavi gözleri!.. Bu gözlerde sabahın aydınlığından, güneşin harikulâdeliğinden bir şeyler vardı. O gözler zümrütten firuzeye, akikten zebercede, sedeften gökyakuta velhasıl güneşte ışıldayan gizli mücevher potasının bütün manzumelerine sahipti. Emel hanım belki de ilk kez bu kadar dikkatle bakıp keşfetti bunları ve kendi kendine gurur duydu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT