BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müstevliler ülkemizde ne arıyor?

Müstevliler ülkemizde ne arıyor?

Her sene nisan ayının sonlarına doğru Türkiye’nin gündemine gelip oturur şu sıkılmaz Anzac denilen müstevliler.



Her sene nisan ayının sonlarına doğru Türkiye’nin gündemine gelip oturur şu sıkılmaz Anzac denilen müstevliler. Bunlara kimse hatırlatmaz ki ne arıyorlar. Nelerini düşürdüler de yıllardır arıyorlar. Bu sene de Avustralya’nın Genel Valisi Sir William Deane alayı vala ile (a harfi üzerindeki şapkayı Dil Kurumu kaldırınca böyle yazabildim) Türkiye’ye geldi. Ankara’da en yüksek makamlarca kabul gördü. Adına törenler düzenlendi. Folklorcularımız Türk folklorundan örnekler sundu. 25 Nisan günü yapılan törenlerle huzur ve mutluluk içinde ülkelerine döndüler. Devletimizin ilgilileri de, misafirlerini memnun etmenin tadını çıkarıyorlar. Ama madalyonun öbür yüzünü, kimse düşünmek bile istemiyor. 18 Mart 1915’te Çanakkale’yi denizden geçip, Osmanlının payitahtına kısa yoldan ulaşarak, Türk milletini esir etmek isteyenler, öyle bir şamar yediler ki, sanki tepelerine mermi değil, göktaşı düşmüştü. 34.000 tonilatoluk dünyanın en modern savaş gemilerini bir günde kaybettiler. İstanbul’un yolunu, Çanakkale’den açamayacaklarını anlayınca, İngiliz hükümeti, Akdeniz seferi kuvvetlerini kurmaya karar verdi. Portsaid ve İskenderiye’de açılan toplanma merkezlerine, kısa zamanda 75.000 asker toplandı. Bu insancıklar Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve Kanada gibi İngiliz sömürgelerinden getirildiler. Sanki koyun sürüsü gibi. Öyle ki, hangi savaş için geldikleri bile kendilerinden saklandı. Öyle bir hava verdiler ki, bir yerlerde insanlar zulme uğruyorlar, boğazlanıyorlar ve bu askerler onları zulümden kurtaracaklar. Neredeee? Bi günah bir milleti boğazlamak için, Cihana ün salan bir devleti yıkmak için götürülüyorlardı. Binlerce Hindli Müslümanı, yine Müslüman olan Türkün üstüne salanlar sömürgeci İngilizler idi. Bu kuvvetler, gemilerle, Çanakkale önlerine getirildiler. 25 Nisan 1915’te Gelibolu’ya ilk çıkarma dalgaları vurmaya başladı. Ve bu ilk dalgalarda hiç İngiliz yoktu. Hep Avustralyalı ve Yeni Zelandalılardan kurulmuş çıkarma birlikleri. Her iki taraftan binlerce insan öldü. 9 Ocak 1916’ya kadar 8 ay durmaksızın, gırtlak gırtlağa boğuşma yaşandı. Bir tarafta vatanın her karış toprağını canı pahasına savunanlar, diğer tarafta Türklere yaşama hakkını yok sayan müstevli Avrupalılar. Maşaları da yukarıda saydığım zavallılar. Ocak ayında, karadan da Türk topraklarına girilemeyeceğini anlayan İngiliz hükümeti, gizlice çekilme emri verdi. Bir İngiliz kolordusu, öyle bir kaçışla çekildi ki, çadırlarında yatak ve karyolalarını, taslarında sıcak çorbalarını bile bırakarak... Ne kaçıştı yarabbi!.. Şimdi gelelim her sene yapılan anma törenlerine. Bu anmalarla birçok bakımdan bize, millet olarak hakaret edilmektedir. 1- 253 000 evladımızı şehid verdiğimiz bir boğuşmada, karşı taraftan olanların torunlarının, 13.000 km’lik yolu teperek gelip, kendi ölenlerini anması, bu kinlerinin devam ettiğinin bariz işaretidir. Şimdi sayın Cumhurbaşkanımız, kalksa Viyana’ya gitse, İkinci Viyana Kuşatması’nda verdiğimiz şehidleri anmak için bir törene katılsa, Avusturya müsaade eder mi? Mercidabık’ı almak için Halep’e, Ridaniye’yi yad etmek için Kahire’ye, Çaldıran günü için İran’a bir gidin hatta gitmek isteyin, bakalım ne sesler çıkıyor. Bizde Genel Vali’ye karşı hürmetten başka bir tavır yoktur. Hatta giderken “çok iyi oldu yine bekleriz” denmiştir. Bizim devlet başkanımız, başbakanımız bu törenlerde bulunup 253 000 şehidimizi ansalardı neyimiz eksilirdi? Neredeler? Bravo Çanakkaleli barcılara! Anzacların tok evin tok köpeği olarak eğlenmeye ve bizi aşağılamaya geldiklerini onlar fark ettiler. Bu yüzsüzleri barlarına sokmadılar. 2- Adamların anmaları ilk taarruz günü içindir. Kaçtıkları günü neden anmazlar? Onlardan 7000 kişi, bizden 253 000 kişi ölmüş. Genel Vali o kadar cahil ki kendi ölenlerine şehid diyor. Eğer inanç yolunda ölmeyi kasdediyorsa, bu vahşeti dinlerinin emrettiğini de itiraf etmiş oluyorlar. 7000 öleni anmaya üç bin kişi geliyor. Burada bir terslik var. 3- Bu haddini bilmez vali bir okulumuza birkaç bilgisayar hediye etmiş. Milli eğitimimiz bunları alarak milli gururumuzu incitmiştir. Bu ülke o kadar zengin ki! Zaten İngilizler bizi sömürmeye gelmişlerdi. Sanki balığa oltayla yem verir gibi 253.000 kişi 3 bilgisayar mı eder? Ben o okulun müdürü olsam, o bilgisayarları kapıya koyarım. Bir basın toplantısı ile durumu kamuoyuna açıklarım. Değil bir Avusturalya devleti benim gibi emekli birisi bu bilgisayarları alıp gençlerimize hediye edebilirdi. Bilgisayarları kullanacak öğrencilere, valinin verdiği bilgisayarları öğretmenleri ne diye anlatacaklar? İngiliz vali, bilgisayar yerine, paralarını ödediğimiz fakat harp dolayısı ile o zamanlar vermedikleri iki zırhlımızın paralarını getirseydi. Zira İngiltere hâlâ borçludur. 4- İngiliz’in valisi “Bundan 84 yıl önce gemilerle gelen binlerce Anzac, onurlu bir amaç uğruna can verdi” diye nutuk atıyor. Sir müsün nesin? Sen biz Türkleri hiç mi tanımıyorsun? Yüzümüze karşı bu kadar açık hakaretin cesaretini nereden alıyorsun? Hangi onurlu mücadele? Zalime karşı onurlu mücadele yapılır. Onurlu mücadeleyi Türkler yaptı. Siz de onursuzca saldırdınız. Seksendört sene bir de bu onursuzluk için, bir özür bile dilemediniz. Sonuç olarak tarihin derinliklerine gömülmesi gereken bu müstevileri, şüheda mekanı bu topraklarımızda, bir daha görmek istemiyoruz. Ağlayacaklar, Şafak ayini yapacaklarsa kendi yerlilerinde yapsınlar. Sonra da sarhoş naralarını bizden uzak tutsunlar. Duymak ve görmek istemiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT