BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Coşkun Bey, Emel hanımın anlattıklarına bazı yerlerde hak vermesine rağmen, bazı yerlerde görüşlerine katılmıyordu. Evet karşılıksız aşk bir problemdi ama bu konu romanda işlenince gençler bu problemi çözemiyorlardı ki... Daha doğrusu çözüm yoktu...



Emel hanım biraz durup soluklandığında, kendisini dinleyenlerin heyecan içinde olduğunu farketti. Özellikle Banu, Mete, Burçin, Şermin büyük bir merakla bakıyorlardı Emel hanıma. -Romanımın akışını ve sonunu değiştiren olay şu: Bir gün, Gamze isminde bir arkadaşımızın okula gelmediğini farkettik. Gamze çok çalışkan ve derslerini sürekli takip eden başarılı bir kızdı. Tabiî çoğumuz hasta olduğunu düşündük ve üzerinde durmadık. Ama o gün son derste okulun hademelerinden biri sınıfa girerek, Gamze’nin intihar ettiğini bildirdi. Herkes donup kalmıştı. Daha sonra bu intiharın karşılıksız aşk yüzünden olduğunu öğrendik. Kız bir delikanlıyı ölesiye sevmiş, fakat o delikanlı sadece gönül oyunu oynamış, sonuçta kıza yüz çevirmiş, üstelik onunla alay edip sevmediğini söylemiş. Bu sözleri duyan Gamze dünyası yıkılarak gitmiş, bir ağaçta kendini asmış. Herkes gibi ben de Gamze’yi çok severdim. Bu olaydan hepimiz çok etkilendik. Ben de romanımın sonunda, ihanete uğrayan kızı intihar ettirdim. Roman bitince öğretmenlerimin yardımıyla bir gazeteye tefrika edilmesi için gönderdik. Romanı beğenen gazete tefrikaya başladı. Tefrika çok tutuldu, gençler tarafından çok beğenildi. Daha sonra roman kitaplaştı ve büyük bir rağbet gördü. Bu ilk çıkışımdı ve o zamandan bu zamana kadar sürekli yazdım, bugünkü durumuma geldim... Emel hanım bu sözü bitirdikten sonra sustu. Diğerleri ise anlatılanların tesirinden henüz kurtulamamış gibi düşünüyorlardı. Banu sessizliği bozdu. -Demek karşılıksız aşk kötü neticelere yol açıyor ki, insanları çok etkiliyor. -Evet, dedi, Emel hanım. Gamze’nin intiharı çok üzmüştü bizi. Okulda günlerce bu olay konuşulmuştu. Her insan böyle bir olayla karşılaşabilir, bu da insanları doğal olarak ürkütüyor. İnsanlar ömrünün baharında genelde birisine tutuluyorlar. Bu sevdiği kişi ile konuşmak, gezmek, mutlu bir yuva kurmak emelini taşıyorlar. Ama gençlikte bazı insanlar kolay kolay sevdiğini söyleyemez. Daha çok tekyanlı bir sevginin tutsağıdırlar. İçten içe severler, diğerinin bundan haberi olmaz. Seven insan bu platonik tutku yüzünden daima huzursuz bir hayat yazar, bazıları ümitsizliğe sürüklenir... Bir de bunun ötesi var. Sevip, karşılık bulamayanların durumu çok kötüdür. Çoğu zaman kötü şeyler düşünür, sonucunu hesap etmeden bazı hareketlere girişir. Meselâ sevdiğini kaçırmak ister. Ya da başkalarına kaçırtıp, sözde onlardan kurtararak kahraman görünmek, bu yolla kendisini sevmeyenin gönlünü kazanmak ister. Bazıları kıskançlıklarından öldürmeyi bile düşünür. Sevdiği evlendiyse kocasıyla birlikte öldürmeyi bile düşünenler olur. Ya da tamamiyle melankolik bir yapıya sahipse, intihar etmeyi düşünebilir... Velhasıl karşılıksız aşk, sebep olacağı neticeleri istenmeyen, tehlikeli bir aşk türüdür. Ama maalesef bu durum gerek zenginlik fakirlik, gerek çirkinlik-güzellik, gerek akrabalık yüzünden günümüzde yaygındır. Günümüzde sosyal bir yara haline dönüşmüştür. Bu sosyal yarayı işledim romanlarımda, gençlerin duygularını dile getirdim. Gençlerin zaaflarını iyi keşfettiğim için romanlarımı gençler kapıştı. Beni de duygularını dile getirdiğim için gözlerinde bir iyice büyüttüler. Hemen belirteyim ki bunu yapmakla gençlerin duygularını sömürmek gibi bir amaç taşımadım. Ben bugünkü gençliğin bir gerçeğini ortaya koymakla kendime düşen vazifemi yaptığıma inanıyorum... Coşkun Bey, Emel hanımın anlattıklarına bazı yerlerde hak vermesine rağmen, bazı yerlerde görüşlerine katılmıyordu. Evet karşılıksız aşk bir problemdi ama bu konu romanda işlenince gençler bu problemi çözemiyorlardı ki... Daha doğrusu çözüm yoktu. Zaten bu tür eserleri okuyanlar, kendilerini buldukları için daha da derbeder oluyorlar, uyuşuyorlar, tembel ve hayattan bezgin bir hâle geliyorlardı. Tek tesellileri, belki kendilerinin bu konuda yalnız olmadıklarına inanmalarıydı. Fakat bu teselli onlara bir çözüm vermiyordu. “Peki nedir bu çözüm?..” diye düşündü Coşkun Bey. Bildiği bir çözüm yoktu. Bu konu üzerine soru yöneltmeyi düşündüyse de bundan vazgeçti. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT