BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Masaya otururlarken Burçin annesinin yaptığı konuşmayı hatırlamıştı. Zaten birkaç gündür bu konu üzerinde kafa yormuştu. Bazı anlar bu işin tehlikeli mecralara döküleceğini düşünmüş ve bu işten vazgeçmiş ama sonuçta bu işi sürdürmeye karar vermişti...



Annesinin konuşmasını hatırlamıştı genç kız!.. Burçin de aynı konu üzerinde düşünüyordu. Annesi o olayları anlatırken, ister istemez Mete’ye bakmıştı. Mete, Emel hanımı ne kadar dikkatli dinlemişti. Ya Mete, kendisine âşık olursa?.. Ona karşılık verebilir miydi?.. Pek sanmıyordu, böyle bir şey düşünemezdi bile. Mete’ye karşı sadece acıma hissi duyuyordu o kadar. O, Mete’yi içinde bulunduğu psikolojik yalnızlıktan kurtarmak için yakınlık göstermiş, hatta arkadaşlık teklif etmişti. Bu durumu Banu’ya söylemişti. Kendisi böyle düşünüyordu ama Mete de böyle düşünecek miydi bakalım?.. Hatta daha bugünden itibaren Burçin’e tutulmuş gibi bir hâli vardı. Hâlinden ve tavrından bunu çıkarmak mümkündü. Her an Mete tarafından sevilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hissetti Burçin. İleride belki Mete sevdiğini, evlenmek istediğini söyleyecekti. O zaman ne yapacaktı?.. Bunu kesinlikle kabul edemezdi. Durumu izah edince kabullenecek, olgunluk gösterebilecek miydi?.. Bu konuda böyle anlayışta olacağından emin olamazdı. Mete’nin sonu Gamze gibi olabilirdi. Böyle bir olayın sorumlusu olmak istemezdi doğrusu. En iyisi bu oyuna hiç başlamamaktı. Banu’ya bu işten vazgeçtiğini, Mete’ye de Salı günü buluşmak istemediğini söylemeliydi. Ama bu da hoş bir davranış değildi ki!.. Onların ümitlerini daha baştan kırmış olurdu. Peki ne yapabilirdi!.. Burçin, Mete ile ilgilenecek, ona fazlasıyla açılacak ve başka insanlarla da konuşmasını sağlayacaktı. Bu yaklaşımdan sonra Mete açılınca, durumu ona izah edecek ve âşık olmasına fırsat vermeyecekti. Bunlar aklına gelince biraz ferahladı. Yanındakilere göz ucuyla baktı. Herkes kendi âlemindeydi. Annesi konuşmaya devam ediyordu... Yeşil otlara, çiçeklere baktı. Bu ortamdan sıyrılmak istiyordu. Havuzun kenarındaki menekşelerin üzerinde kelebekler uçuyordu. Mavi gökyüzünde bulutlar âdeta yarış ediyor, kuşlar siyah siluetler halinde dolaşıyordu. Bir müddet havuzun şırıltısını dinledi. O sırada Emel hanım ayağa kalktı. -Bize müsaade edin. Artık gidelim. Coşkun Bey ve diğerleri bir müddet daha kalmaları için yalvardılar. Fakat Emel hanım gitmeleri gerektiğini, yakında tekrar gelebileceklerini, bundan böyle sık sık görüşeceklerini söyledi. Burçin’e döndü. -Kızım, gidiyoruz artık. Burçin de ayağa kalktı. Birbirleriyle sarılıp öpüşerek vedalaştılar. Emel hanım Şermin’i kucağına alıp okşadı. Banu ve Mete ile vedalaştı. Burçin, Mete’nin elini sıkarken, Mete’nin heyecanını hissetti. Vedalaşmadan sonra arabanın yanına geldiler. Az sonra Emel hanımın arabası harekete geçti. Kapıdan çıkarlarken birbirlerine el salladılar. Emel hanım, “Hoşçakalın”... diye bağırarak gaza bastı. Araba bahçe kapısından fırlayıp caddeye çıktı. Yüksek binaların ve insanların arasından kısa zamanda gözden kayboldu.  Sözleştikleri lokantada buluşmuşlardı iki genç. -Geldiğin için çok teşekkür ederim Mete!.. Mete utangaç gözleriyle baktı Burçin’e. -Asıl ben sana teşekkür ederim Burçin. Her ikisinde de ilk buluşmanın heyecanı vardı. Masaya otururlarken Burçin annesinin yaptığı konuşmayı hatırlamıştı. Zaten birkaç gündür bu konu üzerinde kafa yormuştu. Bazı anlar bu işin tehlikeli mecralara döküleceğini düşünmüş ve bu işten vazgeçmiş ama sonuçta bu işi sürdürmeye karar vermişti. Mete’yi kazanmak ihtimali daha kuvvetli görünüyordu. Arzuladığı yere getirdiğinde bu yardımdan büyük mutluluk duyacaktı Burçin. Zaten iş, olacağı yere varırdı, kaderin önüne geçilemezdi. Fazla oturmadan masadan kalktılar. Yolun kenarında park edilmiş Mercedes’e bindiler. Burçin kırmızı renkte ince desenli emprimeden şık bir elbise giymişti. İnce sarı saçları güneşle parlıyor ve sıçrayan insanın saçları gibi silkinerek savruluyordu. Arabadaki yerine otururken: -Hava çok güzel bugün, dedi. Güneş bütün sıcaklığıyla insanları yakıyordu. Işınlar yüksek binaların pencere camlarına çarpıyor, billûr ışıklar karşılıklı pencerelerle birbirini yansıtıyordu. Caddeler, sokaklar insan ve arabayla tıklım tıklım kalabalıktı. Bir kısım halk deniz kıyısında balık tutuyordu. Deniz masmavi rengiyle, gökyüzüne rakip olmuştu. Martılar kıyıya doğru saldırıyor, kimisi denizde gezinen vapurların üstünde dolaşıyordu... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT