BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bizi hâlâ yanıltmaya devam mı edeceksiniz?

Bizi hâlâ yanıltmaya devam mı edeceksiniz?

Bu ülkede insanlar aç ve açıkta. Ağırlaşan hayat şartları ve işsizlik insanımızı bezdirdi. Yoksulluk dizboyunu geçti, gırtlağa dayandı. Son bir yıl içinde işten atılan insanlarımız 2 milyonun üzerindedir.



Bu ülkede insanlar aç ve açıkta. Ağırlaşan hayat şartları ve işsizlik insanımızı bezdirdi. Yoksulluk dizboyunu geçti, gırtlağa dayandı. Son bir yıl içinde işten atılan insanlarımız 2 milyonun üzerindedir. Bu yıl ise 1.5 milyon kişi daha işini kaybedecektir. İş çevrelerini dinleyin, kamuya göz atın ve öyle konuşun. İşçimizin alım gücü %14 azalırken, çiftçimiz %11 oranında fakirleşmiştir. Kriz devam ediyor. Hükümetin açıkladığı enflasyon rakamları aldatıcıdır. Mutfak harcamalarımıza baktığımızda, Mart 2002 itibariyle aylık %3.1, yıllık %67.2 büyüklüğünde enflasyon bulunduğu anlaşılır. Krizin geride kaldığı doğru değil. Dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız perişandır. Geniş halk kesimlerinin alım gücü zayıflayınca, yetkililer enflasyonun hız kestiğini zannediyor. Böyle komedi olmaz... Yatırımcı kaçıyor. Hükümetimizin yanlış ve garip uygulamaları yüzünden ülkemizdeki binlerce yatırımcı, işadamı, fabrika sahibi, sanayici yurtdışına kaçtı. Buradaki işlerini tasfiye edip; başta Romanya, Bulgaristan olmak üzere çeşitli ülkelere gittiler. Üretim durdu. Üretimsiz gelişme olur mu? Yetkililer bizi kandırıyor. İktidar bir garip tutum içinde; ülkesi ve milleti ile barışık değil. Bunları anlamış değiliz... IMF bizi bitiriyor. IMF bugüne kadar hangi ülkenin elinden tutmuş da düzlüğe çıkarmış? Bir veya birkaç ülkede başlayan ekonomik kriz genellikle başka ülkelere yansır. IMF’nin görevi bu yansımayı önlemek ve krizi çıktığı ülke içinde tutmak. Dünyadaki krizlerin çoğu parasal sebeplerden ve spekülatif ataklardan ortaya çıkıyor. Bizdekinin temeli uzun yıllar süren savurganlığın birikimidir. Nimetleri birilerine vermek, külfeti de vatandaşa çektirmekle kriz bitmez. Böyle birçok sebeplerden dolayı, yöneticilere güven kalmamıştır. Sadece yeni zamlar, yeni vergilerle ülke yönetilemez. Çığ gibi artan işsizler ordusuna rağmen o koltuklar korunamaz. Üretimi durmuş bir ülkede sorumlular bedelini öder. Şartları zorlamadan, gitsinler, bu milletin yakasını bıraksınlar; Ülkemize yeni bir şans tanısınlar... > Mustafa Göktaş (İktisatçı) - MERSİN 1500 öğretmen kazandıracak proje Milli Eğitim Bakanlığı’na; Sınıf Öğretmenliği yaparken, gerekli şartları taşıyarak küçük bir ilçeye “Halk Eğitim Müdürü” olarak atandım. Benden önce de bir müdür yardımcısı ile başka bir personel vardı, benimle birlikte 3 kişi olduk. Göreve başladıktan belli bir süre sonra kendi kendime özeleştiri yaptım; yılda belli sayıda kurs açıyoruz, bütün işlemleri memur arkadaş zaten yapıyor. Ben ve yardımcım akşama kadar hiçbir iş yapmadan oturuyoruz. Sadece memur arkadaşın yaptıklarını imzalamak, tasdiklemek... Devlete maliyetime bakıyorum; 500 milyon maaş, müdürlük görevimden dolayı 250 milyon ekders ücreti, toplam 700 milyon alıyorum, arkadaşım da bu rakam civarında alıyor. Millete devlete bir katkımız da maalesef yok... Bu işte verimli olamayacağıma, asıl branşım olan sınıf öğretmenliğine dönmemin doğru olacağına inandım. Yanlış anlaşılmasın, “Halk Eğitim” hizmetlerinin çok önemli ve gerekli olduğuna kalpten inanıyorum. Yalnız, bu hizmetleri memur ya da şef de yapabilir. Türkiye’de 820 ilçenin 750’sinin küçük ilçeler olduğunu düşünürsek, hemen hemen her ilçede de bir müdür bir de müdür yardımcısı bulunduğunu göz önüne alırsak, 1500 öğretmenin atıl bir vaziyette tutulduğu anlaşılır. Yazık değil mi bu memleketin öğretmen bekleyen çocuklarına; yazık değil mi ülkemizin kaynaklarına... Lütfen bu öğretmenleri asli görevlerine, sınıflarına gönderin. Hem öğretmen ihtiyacı azalsın, hem de tasarruf yapılsın. Halk Eğitim Merkezleri de şef, ya da memur tarafından işletilir; bu da olmazsa İlçe Milli Eğuitim, ya da lise bünyesinde hizmetlerine devam edebilir. > Kayseri’den bir öğretmen Dokunulmazlıklar kalkmalı Yolsuzluklar, Türkiye’nin gündeminde önemli bir yer tutar. Siyasi kriz, ekonomik krizi; ekonomik kriz de yolsuzlukları meydana getirmiştir. Bunun çaresi, talimatlar değil, yasal düzenlemeler gerektirmektedir. Bir defa, kim suç işlerse işlesin, mutlaka bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır. İç Hukuk (Özel Hukuk) sistemi kaldırılarak, genel hukuk sistemine geçilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği tazminat cezalarını Adalet Bakanlığı’nın ödemesi, devletimizi zarara sokmuştur. Devlet de bunu vatandaşa yansıtmakta, neticede yolsuzluk hastalığı karşımıza çıkmaktadır. 657 Sayılı Yasaya tabi olarak devlete çalışıp, devletten maaş alan herkes devlet memurudur. Hiç kimseye dokunulmazlık hakkı verilmemelidir. Anayasa’nın 10. Maddesine göre; herkes dil, din, ırk, siyasi düşünce, sınıf farkı aranmaksızın kanunun önünde eşittir. “Milletvekilleri, banka yöneticileri, hakimler, savcılar veya başkaları bu madde kapsamına girmez” diye bir hüküm yoktur. Özel Tüzük maddeleri Anayasa’nın bu maddesini bağlamadığı halde, yıllarca hukuk ihlalleri yapılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Temsilcileri bu yönümüzü dile getirince, bizim yetkililer, “sistemimiz böyle” diye çağımızla hiç bağdaşmayan cevaplar verince özülüyorum. Bir yanda Türkiye’nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu söylüyor; öbür yandan İç Hukuk (Özel Hukuk) uygulaması çelişkisi kanun adamlarımızı hiç mi rahatsız etmiyor? Bu tür uygulamalar eşitlik ilkesine, çağdaş hukuk sistemine aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki mahkumiyetlerimiz de bu yüzdendir. Bir vatandaş olarak, Anayasal hakkımı kullanıyorum, özel hukuk sisteminin uygulanmasını yasal bulmuyorum. Özel tüzükle kabul edilen bir maddenin yasa ile kaldırılmasını Meclisimizden istiyorum. Kendi partinizin ayakta durması için değil, milletimizin ayakta durması için çalışın ki; bu millet sizi minnet ve şükranla ansın... > Günay Kurt - ANKARA Neden bizi mağdur ediyorsunuz? Sayın Yaşar Okuyan’ın dikkatine; 25 yıl boyunca zor şartlarda çalışarak, bugüne kadar ailemin geçimini sağladım. Hiçbir devlet kurumunda çalışmadım. Çalıştığım işlerde, SSK primlerimin yatırılması için, çok düşük ücretlerle çalışarak primlerimi ve yılımı tamamladım. Kademeli Geçiş Yasası çıktığında 2 yıl, 11 günüm vardı. Yani 11 günle emekliliğim 3 yıl daha gecikti. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen bu yasanın aynen çıkarılacağı belirtiliyor. Devlet, işçilerini zorla emekli etmeye çalışıyor, öbür taraftan da geç emeklilik için yasa çıkarıyor. Şimdi soruyoruz; bugüne kadar devletten 5 kuruş almamış, aksine SSK primleri ve Muhtasar Vergilerini vermiş, bunun için de çok az paraya çalışmaya razı olmuş olan bizler neden daha fazla mağdur edilmek isteniyoruz? Ben, 15 yaşımdan beri çalışmış, emekliliği haketmiş isem, benim yaşım neden sizi bu kadar ilgilendiriyor? Bizi daha fazla mağdur etmeyin! > Hasan Yılmaz
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT