BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yazma dediler yazdık

Yazma dediler yazdık

Bundan 30 yıl evveline kadar beş büyük handa, gün boyu “yazma” basan Tokatlılar maziyi özlüyorlar.



Otobüsçülerin Topkapı’yı mekan tuttukları yılları hatırlar mısınız bilmem. O ne kalabalıktı öyle. Garaja sığmayan arabalar, caddelere taşan insanlar... Ağlayanlar, sızlayanlar, el sallayanlar... Üstüste yığılan hurçlar, bavullar, çuvallar... Sonra çorba dalgasına koşturan yüzlerce seyyar. Nane şekerciler, gasteciler, simitçiler... Kuyruklu şevroleler, korsan taksiler ve kaldırımları parselleyen minibüsler... Elinde rontgen filmi ile dolanan merhamet avcıları, “reklam mahiyetinde” jilet pazarlayan propagandistler, aynı şişeleri kâh leke sökücü, kâh basur ilacı diye satan tokatçılar, tel maşa saat kakalayanlar, kart açanlar, yılan oynatanlar... Hasılı bir ipte bin cambaz. Ben bunca insan sarrafı arasında bir tek usta tanıdım: “Kahyalar!” Şimdi, düşünün karşıdan bir aile geliyor. Amcam önlerine geçiyor, kendinden emin bir tavırla “Devrekani değil mi güzel abim” diyor, “gel, hemen kalkıyor”. Sonrası mâlum. Kırk yıllık ahbap gibi koluna girip, yazıhaneciye toka ediyor. Haydi insan Edirneli’yle Vanlıyı, Trabzonlu’yla Adanalı’yı karıştırmaz ama bir Merzifonlu, Amasyalı’dan nasıl ayrılabilir ki? Kafa kağıdını kafada taşırlar Meğer çok kolaymış. Nasıl mı? Anlatayım. O devirde bütün Anadolu kadınları “Tokat yazması” dartınıyorlar. Bu yazmaların her modeli ayrı bir yörede tutuluyor ve adeta üniforma oluyor. Mesela Beypazarı havalisi silme sarı kenarlı “sinekli” yazma kullanıyor. Çanakkale, Biga yöresi bordo zeminli “Şam hamamiye”ye bürünmeden adım atmıyor. Burdurlu kadınlar “horoz kuyruklu” desenlerden taviz vermiyor, Kayserililer mor üstüne “sarı cingalozları” çok seviyorlar. Konyalılar yeşil renkli ve dokuz dallı “fulyalı”ya, Afyonlular kimyoni “yarmalı”ya bayılıyorlar. Zonguldaklılar “kestane desenli, sopa kenarlı” siyah yazmalardan vazgeçemiyor. Manisalılar sarı, kırmızı, yeşil ve mor renklerle yapılan “güllere” bitiyor. Esnaf bunlara “Drama işi” diyor. Balıkesirliler “kilitli Çengelköy” yazmasında karar kılıyor, Kütahyalılar lâleden başka çiçek tanımıyorlar. Renk hiç önemli değil, yeter ki lâleli olsun. İnebolu ve Cide’de pembe zemine mavi ve sarı çiçekli yazmalar kapış kapış gidiyor. Ortasında “tuğra” olan “şileli” yazmalar Sivas civarında çok seviliyor. Ama madımak toplamaya çıkanda mutlaka “kandilli” yazma örtünüyorlar. Tokatlılar “asma yaprağı”ndan, Çorumlular “kaynana yumruğu”ndan geçemiyorlar. Yazmanın kenarı ayrı alem. Mesela Zileliler, mısır koçanlısını, yıldızlısını, balık kılçıklısını, bir kenara bırakıp ille de “kaşık saplı”sında ısrar ediyorlar. İçi boşların mor zeminlisini Diyarbakır, mavi zeminlisini Sinop yöresi kullanıyor. Sarı zeminli “beş dallı” Boyabat’a gidiyor, “dört dallı” ise Durağan’a gönderiliyor. Alizarin boyalı “Tokat beşlisi” Trabzon’da, “üzümlü” olanlar ise Erzincan ve Reşadiye’de çok tutuluyor. İsterseniz uzatmıyayım fındıklısı, papatyalısı, maydanozlusu, kirazlısı, koyun gözlüsü, kilim desenlisi, içi dolusu, boşu, göbeklisi, geyiklisi başka başka kasabalarda hakimiyet ilan ediyorlar. Şimdi işi kaptınız di mi? Yolcunun memleketi yazmasında yazıyor. Okuyabilene tabi. Ne Hind ne Çin Halis Tokat işi Yok efendim, yazmacılık Hint menşeli imiş de, Mısır’da gelişip, bize gelmiş filan. Aslını bilmem ama bana sorarsanız Tokat’ın taklide ihtiyacı yok. 50 asırdan bu yana onlarca medeniyete evsahipliği yapan şehrin zaten büyük bir birikimi var. Hoş Çatalhöyük’te bulunan mühürlere bakılırsa Anadolu insanı bu işi Hititler’den beri biliyor ve yapıyor. Selçuklu ve Osmanlı’nın hüküm sürdüğü yıllarda yazmacılık gözde sanat. Tokat, ipek yolu üzerinde olmanın avantajını kullanarak dünyanın dört bir yanına mal yolluyor. Sanatkarlar hem işi biliyor, hem de işe gidiyorlar. Üstelik oturup kitabını (Sürname) yazıyorlar. Ozanlar, al yazma üzerine beyitler söylüyor, aşıklar her türküye bir nakış yakıştırıyorlar. Biliyor musunuz o yıllarda erkekler de puşi ve yemeni kullanıyor, yüzlerini, gözlerini, kardan, tozdan, rüzgardan koruyorlar. Yazmacılar işlerine titiz ya dokumacıları da hizaya sokuyor, onları mermerşahinin hasını yapmaya zorluyorlar. Yanisi şu ki Tokatlı “Toplam kalite” denilen şeyi 400 yıl evvel keşfediyor. Hasılı beş büyük handa (Horozoğlu Hanı, Hacı Musaoğlu Hanı, Askerler Hanı, Beypazarı Hanı, Gazioğlu Hanı) gün boyu yazma yapılıyor. (“muş” desek iyi olacak.) Bu günlerde yazmacıların yerleştirildiği handa “çıt” çıkmıyor. Onlarca atölyenin konuşlandığı binada son el baskısı üç gün evvel yapılmış. Şimdi oturup sipariş bekliyorlar. Bekliyorlar ama nerede? İşler kesat, iki gün çalışan bir ay yatıyor. Sofradan kalktık masada kaldık Tokatlı yazmacıların tek işi başörtüsü değil, meselâ onlar kendilerini bildi bileli sofra bezi basıyorlar. Yine basacaklar ama mobilyacılar bıraksa. Adamlar alttan girdiler, üstten çıktılar, her eve 8 kişilik yemek odası takımı soktular. Zaten iki göz odaya sığamayan yurdumun insanı evinin başköşesini sunta parçalarına kaptırdı. Şimdi masa var ya, donatılsa gerek. Düşünün hem kızartma, hem haşlama. Altına çorba, üstüne meyva. Pilavla, makarna yanyana, hoşafla, kola kolkola. Ayakları sallandırdınız mı mide dolmak bilmiyor. Eğer bağırsaklarınız kemerden taştı, göbeğiniz balkonlaştıysa cızzz. Kalp, tansiyon köşede bekliyor. Halbuki yer sofrası hem pratik, hem sıhhi idi. Zira dizinizi karnınıza dayadınız mı çabucak doyardınız. Eskiler tahta sofranın ortasına bir tas bulgur, bir tas sulu aş (fasulye, nohut, mercimek) bırakırlardı. Yanında turşu ya da hoşaf da olursa ne âlâ. Sofra geniş ya, şimşir kaşıkla sahana ulaşmak için kalkıp kalkıp oturur, tabağın dibini göremeden yorulurdunuz. Derken hayatımıza televizyonlar girdi. Artık genç kızlarımız saçlarını çimip çimip çıkıyor, kafalarını şampuan reklamındaki mankenler gibi bi o tarafa bi bu tarafa attırarak geziniyorlar. Sürüm sürüm kremler sürünüp, avuç avuç pudralara bulanıyorlar. Keyif onların, belki de manda yemiş albino aslana benzemek istiyor, dudaklarını stop lambası gibi cart kırmızıya boyayıp imaj yapıyorlar. İyi ama yazmalar? Yazmalar raflarda çürüyor. Tesettürlüler ayrı alem. Uğruna maniler söylenen güzelim tülbentleri es geçiyor, inadına inadına markalı eşarpları seçiyorlar. Bir de Rayben gözlük takıp nispet yapmaları yok mu yazmacıların yüreğine iniyor... Amaaan neyime gerek, hem bana ne canım. Ama bir şeyi çok merak ediyorum. Sahi şimdiki kâhyalar yolcuları nasıl tanıyor?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT