BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Besici bitti

Besici bitti

Suluova’dan tersine göç var. Besiciler sessiz sedasız toplanıyor, Kars’a, Erzurum’a, Bayburt’a dönüyorlar.



Besiciler kahvesine giriyoruz. Kimsede ses yok, robot gibi kız alıp, papaz veriyor masayı döver gibi kart atıyorlar. Kendimizi tanıtıyor, “besicilik üzerine konuşmaya geldik” diyoruz, gülüp geçiyorlar. Öfkeli öfkeli mırıldanıyor, delercesine bardak karıştırıyorlar. Lisan-ı hal ile “sanki konuşsak ne değişecek ki” diyorlar. Son günlerde Anadolu’nun bir çok yerinde aynı havayı kokladığımız için bozulmuyoruz. Birazdan açılacaklarını iyi biliyor, masanın birine ilişiyoruz. Nitekim direnç oracıkta kırılıyor, birer birer gelip merhaba diyor, çay söyleyip sigara tutuyorlar. Oyunu bırakan etrafımıza toplanıyor. İşte gayri resmi ve küçücük hayvancılık kurultayı orada başlıyor. Nizam bey elini omuzuma koyup “Düşün kardaş” diyor, “50 kilo fenni yem 13 milyon lira. Eskiden bir kilo et, bir çuval yem alırdı şimdi 3,5 kilo etle bile alınmıyor. Bu üçbuçuk kere fukaralaştık demek oluyor. -Biz de etin zamlandığından şikayet ediyorduk. -Et 1999’da 2.800.000 idi, 2000’de de aynı paraya gitti. Gene aynı paraya verelim ama masraflar yerinde durmuyor. ‘Et-Balık özelleşmemeliydi’ Yaşlı bir amca beresinin altını kaşıyarak söz alıyor “Bak beyim” diyor, “Et-Balık’ın özelleşmesi iyi olmadı. Eskiden malımızı çekinmeden satacağımız bir yer vardı. Şimdi elimizde kaldı. Zarar eden panik yapıyor. Bir an önce besicilikten kurtulmak için hayvanını fasonculara veriyor. Bunlar bir kuruş vermeden sığırları alıyor. Kestirip satıyor, aylar sonra para getiriyorlar. Gençten bir çocuk “Tabi getirirlerse” diye sözünü kesiyor, “Bu piyasanını batakçısı, tokatçısı eksik olmuyor. Ama en büyük tokatı devletten yiyoruz. Kredi faizleri çok ağır. % 70-80 ile başlıyor ama ilk tekerlenmede % 180’e çıkıveriyor. ‘Piyasa durgun’ Mehmet Kaynar “Elim kırılsaydı da Ziraat Bankası’ndan kredi almasaydım” diyor, “Kriz dolayısı ile ortalık kurudu. Piyasada yaprak kımıldamıyor. Düşünün 2000 yılında zararına (1.700’e, 1.800’e) mal verdik. Ama bankaya olan borçlarımızı yine de ödeyemedik. Şimdi faiz % 180 çıktı ve biz tamamen tükendik. Düşünün, eğer 50-100 baş hayvanı olanlar bile besiciliği bırakıyorlarsa bu iş bitti demektir.” -Bırakın hayvanları, evler bahçeler gitti abi. Şu anda Suluovanın % 90’ hacizli. İcracılar boşuna dolanıp duruyorlar. Bilgisayar ekranlarından önlerine çıkan rakamları toplayacaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar. 30 senede kazandığımız 4 ayda eridi. Maliyetler böylesine yüksek fiyatlar bu kadar düşük oldukça kimse borcunu ödeyemez. Sektörün düze çıkması koca bir hayal. -Genç çocuk ekonomist gibi konuşuyor. “Devlet para yatırana % 38 veriyor, para isteyenden % 70 alıyor. Bunun adı faizcilik. Ankara tefecilik yapıyor. Halbuki biz iş istemiyoruz, aş istemiyoruz. Kimseye yük olmuyor, bildiğimiz işi, hem çok iyi bildiğimiz işi yapıyoruz. Yok besicilik yapmayın diyorlarsa bilelim. Çaresine bakalım. ‘İlaç parasına bile yetmiyor...’ -Peki hiç teşvik yok mu? Bu soruma uzun uzun gülüyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor: -Devlet hayvan başına 20 milyon verip adam kandırıyor. 20 milyon ilaca bile yetmiyor. Nerde bunun yemi, suyu, elektriği? -Sonra küspe dünyanın parası. Bir kilo melas 280 bin lira. Eskiden şeker fabrikaları besicinin yanındaydı. Onlar da özelleşti kapılar kapandı. -Hem diyelim ki küspe, melas bedava. Besleyecek mal mı kaldı? -Düşünsene abi bu kurban bayramında niye hayvan bulunmadı? Geçen seneye oranla sayıları % 60 azaldı da ondan. -Besicilik bir daha bu seviyeye zor gelir zira hükümete güvenimiz kalmadı. Rahmi ağabey sözü alınca ortalık sakinleşiyor: “Bakın ben 17-18 yıldır Ziraat’ten kredi kullanırım. Borcumu daima günü gelmeden kapattım. Geçen hesapladım devlete ödediğim faiz, servetimin en az on misli. Peki bu yıl niye ödeyemedim? 90 başlık ahır niye boş? O bana kefil, ben öbürüne kefilim. Birbirimize düğümlendik gittik. Ev, ocak hepsi ipotek. 8 milyar almışım 80 milyarlık tesisim bağlanmış. İcracılar gelip gidiyor, televizyonu, çamaşır makinesini, buz dolabını yazıyorlar. Şimdi tesisi satılığa çıkardım ama alan kim? Sahi benim satamadığımı devlet nasıl satacak? Bunca bilgi birikimini bir kenara atıp kahveciliğe başladım. Üreticiydik, tüketici olduk. Akşama kadar burada pinekliyoruz. Sorarım size memleket böyle mi kalkınacak? -Peki çare? -Bir kere faizleri külliyen silecekler. -Ya ana para? -Ona da taksit yapacaklar. Başka yolu yok. -Peki bir güven ortamı olsa şöyle nasıl diyeyim yeniden... -Bak Özal’lı yıllarda vebadan çok mal kaybettik ama yine de yıkılmadık. Şimdi sigortacılar hayvan sigortası yapmıyor, hele veba’nın adını bile anmıyorlar. Devlet faiz almayı biliyor, sigortaya gelince teğet geçiyor. -Herşeyi devletten beklemek doğru mu ama? -Hayvancılık politikalarını ben belirleyecek değilim ki? Elbette devlet belirleyecek. Belirleyecek ama politika gibi politika olsa. Hayvan tam para edecek, açıyor kapıları, buffalo, kanguru ne bulursa piyasaya veriyorlar, haydaa fiyatlar alabora.. Ekonomist gibi konuşan genç tekrar atlıyor. -Abi sana işin doğrusunu söyliyeyim mi. Türkiye’de beyaz et sektörü çok güçlü. Adamlar holdingleşmiş. Bunlar reklam veren kesim olduğu için kara et aleyhinde haberler yaptırıyorlar. Her kurban bayramı arefesinde bir şap, deli dana muhabbetidir tutturuyorlar gidiyor. Adamlar el kadar hayvanı kafese tıkıp 40 günde kesilecek hale getiriyorlar. Bu sürede domates bile yetişmez. Tavuk yemekten milletin benzi soldu. ‘Haksız rekabet’ Yaşlının biri “Tavuğu kim kaybetmiş ki biz bulalım” diyor, “milletin benzi açlıktan soldu” Ama Behram bey gence destek veriyor: -Şimdi biz burada üç beş garip köylü holdinglerle rekabet edemeyiz, edecek de değiliz. Bakın benim 1500 hayvanlık tesisim var kilidi vuruyorum. Besici hayata küstü. Hepsinin saçları beyazladı. Şu kahveden son üç ay içinde en az on arkadaşımızı defnettik ki bunların tamamının yaşı 40’ın altındaydı. Bu insanlar Anadolu çocuğu. Bildikleri tek iş var hayvan beslemek. Kredi alıyorlar ama faiz hesaplarına akılları ermiyor. İpin ucu kaçtımı dert sahibi oluyor, sıkıntı, strest derken kalp krizi geçiriyorlar. Düşünebiliyor musun ilk kez bu sene kurban kesemedim. Aylar var ki eve kıyma almadım. Bizim gözümüz yüksekte değil. Maliyetler düşsün 1 milyona et satalım. -Peki, bu söylediklerinizden Ankara’nın haberi var mı? -Aha sana yemin ediyorum. Şu kahvede herkes meteliksiz. Ankara’ya kadar gidip dönmek 50 milyon. Şurada beş onluk çıkarabilecek tek adam yok. Kaldı ki biz mebuslara bakanlara ulaşamayız. Ama vekillerimiz “eğer vekil iseler” buyursunlar gelsinler bir bardak çayımızı içsinler. Ellerinden ne gelir bilemiyoruz ama şuracığa gelip derdimizi de dinleyemezler mi? Dinlerler herhalde. Bizden iletmesi. İşler el yordamı ile yürüyor Günde 900 hayvan kesme kapasitesine sahip olan Pan-Et kombinası müdürü Hidayet Kantar tedbir alınırsa hayvancılığın rayına oturacağına inanıyor. Hidayet Bey: “Devlet kredi vermekle işin bittiğini sanıyor, yol göstermiyor, denetleme yapmıyor. Eğer besici istese kredi ile düğün yapıp, araba alabilir. Sonra 10 mala bile teşvik veriliyor. Halbuki burada herkes abi, kardeş, enişte, kayın. 15 kişiyi bir araya getir, onları 150-200 hayvanlık modern ahırlara yönelt. Zira mal arttıkça, masraf azalıyor. En büyük eksiğimiz borsanın olmayışı. İnsanlar nasıl satacağız diye kara kara düşünüyor, fasoncuya mal veriyorlar. Dürüstler ekseriyette ama zaman zaman tokatçılar da çıkıyor. Halbuki borsamız olsa ve “Al gülüm ver gülüm” usulü oturtulsa insanlara güven gelir. Üretim artar. Bir zamanlar yol boyları koyundan geçilmezdi. Sahi nereye gitti bu hayvanlar? -Peki çare? Devlet, Van-Et, Kars-Et, Pan-Et gibi müesselerin önünü açsın. Biz sorumluluk yüklenmeye hazır. Bir zamanlar şeker fabrikaları bu tarz bir yapılanmayı üstlenmişti. Türkiyenin derdi üretmeden kesmek. Yoz malların (besiye alınmayan hayvanların) kesimi ekonomiye zarar. Bu bölgede 120 bin hayvanı 150 bine çıkarmak hiç zor değil. Ama devlet bu işi takip etmiyor. Tarım kooperatifleri araziye çıkmıyor, bizden hazır rakamları alıp yayınlıyorlar. Tek hayvan kesen biz değiliz ki bunun mezbahası var, ferdi kesenler var ama bunlar raporlara girmiyor. -Böylesine güçlü bir tesis varken mezbahalara gerek var mı? -Doğrusu civar şehirlerin mezbaha açmalarını ben de anlıyamıyorum. Halbuki bu kombina 24 saat çalışsa Çorum Samsun, Amasya ve kazalarının et ihtiyacını tamamen karşılar. Mezbahalar yüzünden Tersakan çayı felaket kirlendi. Halbuki bizim arıtma tesislerimiz var. Normalde mezbaha eti il dışına çıkamaz ama çıkıyor. Önde kombina eti, arkada mezbaha eti ver elini İstanbul. Biz nakliyeyi frigofirik kamyonlarla yaptğımız ve hijyen şartlarına uyduğumuz için ciddi masraflar yapıyoruz. Halbuki diğerleri dağıtım şirketlerinin geriye dönen gazete kamyonlarını kullanıyorlar. Bu hiç sıhhi bir taşıma olmuyor. -Kan unu, kemik unu, et unu gibi mamulleri yapıyor musunuz? Tesisimiz bunları yapacak kaabiliyete haiz. Ancak bu kapasite ile zarar eder. Üç vardiya çalışsak hepsini yaparız ve hayvanın zerresi zayi olmaz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT