BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Moral kararlılık

Moral kararlılık

“Demir Leydi” Margaret Thatcher, yeni çıkan STATECRAFT (Devlet San’atı) adlı, kitabında “Eğer kendi davanızdan, ülkenizin davasından eminseniz, başkaları, karşınızdakiler “acaba ne düşünürler” diye kararlılığınızdan caymamalısınız” diyor. Bugünlerde, 11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika’da muhafazakar politikacı ve yazarların sık sık kullandıkları bir deyim var “moral clarity” yani “ahlaki açıklık veya kararlılık.” Thatcher’in demek istediği de bu!



“Demir Leydi” Margaret Thatcher, yeni çıkan STATECRAFT (Devlet San’atı) adlı, kitabında “Eğer kendi davanızdan, ülkenizin davasından eminseniz, başkaları, karşınızdakiler “acaba ne düşünürler” diye kararlılığınızdan caymamalısınız” diyor. Bugünlerde, 11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika’da muhafazakar politikacı ve yazarların sık sık kullandıkları bir deyim var “moral clarity” yani “ahlaki açıklık veya kararlılık.” Thatcher’in demek istediği de bu! Geçen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aday adayı olan Senatör John McCaine, “Hiçbir büyük devlet kendi davalarındaki (ahlaki) kararlığından, güncel etik mülahazaları vazgeçemez!” diyor: O ve bu deyimi kullanan diğerleri, demek istiyorlar ki Amerika, terörle mücadelesinde, “acaba başkaları, Avrupalılar mücadele yöntemleri konusunda ne derler, ne düşünürler” endişeleri ile kendi ilke ve kararlığından vazgeçemez. Bu durumun bize “tercümesi”; Osmanlı döneminde, kendi en haklı davalarımız konusunda bile egemen olan “Acaba düvel-i muazzama ne der?” endişesi idi. Atatürk ve Cumhuriyetle birlikte bu kaygılardan kurtulmuş ve kendi bütün davalarınmızda “ahlaki açıklık getirmiş ve kararlılığımızı diretmiştik. Şimdi ise, “aynı aşağılayıcı “AB-Avrupalılar ne derler” endişesi, medyada, politikada ve hatta iktidarda gene egemen! Tüm liberaller, her olayda “eşitlik ve simetri” peşindedirler; Teröristlere karşı mücadele mi ediyorsunuz, hemen karşınıza başkalarının mesela Çin’in, Uygur Türlerinin özgürlük mücadelelerine, Rusların Çeçenlerin bağımsızlık mücadelelerinde haklılık payı çıkarırlar. “Türk milliyetçiliği” dersiniz, hemen karşımıza Kürt Milliyetçiliğini ve onların da haklı olabilecekleri savını koyarlar! Oysa, bir milletin veya devletin kendisini ve varoluşunu korumak için mücadelesine zorunlu olduğu için inanmışsa, buna “ahlaki” karşılıklar aramaya ve zihinleri karıştırmaya gerek yoktur; büyük bir millet ve devlet olmanın öncelikli gereği, “doğru bildiği yolda, karşıdakiler, liberaller türlü demokratik, etik vb. mülahazalar ileri sürseler bile, eğer inanç tamsa, yalnız da kalsa, yürümek” azmi ve kararlığıdır. Uygur Türkleri, Türkiye ve Çin Uluslararası ilişkilerde türlü çıkarlar söz konusu olunca, bunu yapmak, her devlet için güç.. Örneğin Çeçenlerin, Uygur Türklerinin özgürlük mücadelelerine inanıyoruz. Ama, bazı çıkarlar Rusya ile Çin’le iyi ilişkiler içinde olmamızı gerektiriyor. Ve hemen “ya Kürtlerin özgürlüğü” ve sizin terörle mücadeleniz?” sorusunu, karşımıza, hem bizim liboşlar hem de yabancılar çıkarıyorlar. Buna en kestirme cevap Thatcher’ın önerdiği gibi, “Ben kendi ahlaki kararlılığıma bakarım, başkaları kendilerini kollasınlar” demek. Yoksa bütün davalarda muhtemel karşı tezi düşünür ve tereddüt ederseniz bunun sonu yok! Aslında bütün devletler bunu yapıyorlar. Dünya Türklerinin esaretten kurtulması ve bir şekilde birlik olmaları Milliyetçi Hareket Partisi’nin temel umdelerinden. Şimdi bu Parti iktidar ortağı olunca, bu temel ilkesinden vazgeçmeli, askıya mı almalıdır? Devlet olarak süpergüç adayı olan Komünist Çin’le siyasi ve iyi ilişkiler kurmakta bazı menfaatlerimiz olabilir. Mesut Yılmaz Başbakanken bu ilişkilere zarar vermemek için Göktürk bayrağına karşı bile aşırı yasaklar konmuş. Bunlar hâlâ cari. Ama, Başbakan Yardımcısı, MHP lideri, Çin’e ve Doğu Türkistan-Sincan bölgesine gidince, Çin’i hoşnut etmek için -Uygur Türkleri kardeşlerimizi rencide etmek pahasına, MHP’nin bu ilkesini askıya mı alacak? Kurnaz Çinlilerin özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli’yi, Çin’e ve “Sincan Özerk Bölgesi” dedikleri DoğuTürkistan’a davet etmelerinin sebebi malum; Bahçeli’yi “özerklik” konusunda ikna etmek. Ertuğrul Özkök, Bahçeli’nin bu konudaki tutumunu koalisyon protokolüne bağlı kalmaktaki kararlılığını, Devlet adamlığının kanıtı olarak görüyor. “Devlet adamlığı veya “Devlet san’atı”, Bahçeli’nin bir taraftan, Çin’le ilişkilerimizi bozmadan, fakat aynı zamanda Uygur Türklerinin bağımsızlık mücadelelerine karşı çıkmadan, temel ilkerinden vazgeçmeden, Atatürk’ün Sovyet Rusya konusunda yaptığı ve Thatcher’in önerdiği gibi, temel kararlılığında direnmesini, hiç taviz vermemesini gerektiriyor. Devlet adamlığının asıl kanıtı da bu olacak!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT