BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Belediye otobüsü durağına gelip, beklediler. Çok kalabalıktı durak. Dolmuş taksiler hiç boş kalmıyordu. Cadde kenarlarında ağaçlar dizi diziydi, ağaçların yeşilliği çevreyi güzelleştiriyordu. İnsanlar, genç sevgililer yürüyorlardı. Kimileri geliyor, kimileri gidiyordu.



Tren Eskişehir’e gelmişti. Vakit ikindiye devroluyordu. Mete şehrin girişine geldiklerinde camdan dışarıya bakmaya başladı. Şirin bir kent olduğu anlaşılıyordu Eskişehir’in. Evlere, insanlara, ağaçlara baktı Mete. Trenin sireni gürültülü bir şekilde çalıyordu. İstasyona girmek üzere olduğu anlaşılıyordu. İstasyon binası görünmüştü. Kocaman sarı bir binaydı. Peronlarda yolcular treni bekliyordu. Tren birinci perona girmiş, sarı binanın önünde durmuştu. Kubbesi çok büyüktü binanın. Trenden inenler, trene binenler bir curcuna oluşturmuştu. Beklediği yolcuları karşılayanlar, misafirlerine sarılıyordu. Mete ve Nilüfer trenden inip, bekleme salonuna girdiler. Oradan öbür taraftaki caddeden çıktılar. Binanın önünde geniş bir park vardı. Parkın etrafını çevreleyen asfalt yol, parkın öbür ucunda birleşip, büyük bir cadde hâlinde uzanıyordu. Parktaki çiçekler gözalıcıydı. Caddenin iki yanında büyük apartmanlar vardı. Belediye otobüsü durağına gelip, otobüs beklediler. Çok kalabalıktı durak. Dolmuş taksiler hiç boş kalmıyordu. Cadde kenarlarında ağaçlar dizi diziydi, ağaçların yeşilliği çevreyi güzelleştiriyordu. İnsanlar, genç sevgililer yürüyorlardı. Kimileri geliyor, kimileri gidiyordu. Otobüs gelince bindiler. Otobüs yolcuları doldurduktan sonra hareket etti. Mete pencereden etrafına hayranlıkla bakıyordu. Bu şehirden hoşlanmıştı. Yüksek binaların balkonları genelde doluydu. Kimisi televizyonunu kurmuş seyrediyor, kimisi çay içiyor, kimisi sandalyeye oturmuş etrafını seyrediyordu. -Eskişehir’den hoşlandım, dedi Mete. Nilüfer onu onayladı. -Gerçekten güzeldir... Az sonra Köprübaşı’na geldiler. Köprübaşı şehrin merkeziydi ve Mete buraya daha çok hayran kaldı. Tüm Eskişehir halkı buraya taşınmıştı âdeta. Bir nehir akıyordu. Çeşitli yerlerde köprüler vardı. İnsanlar nehrin iki yanında banklara oturmuşlar, nehre bakıyorlardı. Duraktan köprüye geldiler. Ordu evinin karşısındaki bu köprüden geçerlerken Mete etrafına bakıyordu. Sağ tarafında büyük bir otel vardı köprünün. Sol tarafta nehrin içinde küçük bir heykel, onun ötesinde bir köprü daha vardı. O köprünün öbür yanında, nehirde kayıklar yüzüyordu. Sol tarafında lunapark görünüyordu. Orası mesirelik bir yer gibi çok kalabalıktı. Çay bahçeleri, büfeler, insanlarla dolup taşıyordu. Çocuk sesleri oradan buraya kadar ulaşıyordu. Nehirdeki fıskiyelerden insanların üzerine su fışkırıyordu. Orduevinin girişindeki restoranın masaları doluydu. Subayların aileleri, çocukları hep oradaydı. Köprüyü geçtikten sonra, yaya geçidinden karşıya geçip Orduevinin önüne geldiler. Oradan garajlara doğru giden caddenin sağ tarafına yönelerek yürümeye başladılar. Az ötede bir-iki caddenin önünden geçtikten sonra, sola dönen caddeye geldiler. Ucu görünmeyen uzun bir caddeydi burası. Sol tarafta dolmuş taksi durağı vardı. “Kuyubaşı!.. Tunalı!..” diye bağırıyorlardı taksiciler. Mete ile Nilüfer Tunalı’ya giden bir taksiye bindiler. Taksi birkaç yolcu daha aldıktan sonra hareket etti. Nilüfer, Mete’ye, “bu cadde Mutalıp caddesi,” dedi. Az sonra bir demir yolunun üzerinden geçtiler. Ankara’ya giden tren yoluydu burası. Tren yolunu geçtikten sonra sağ tarafta bir mezarlık başlamıştı. Caddenin sağ tarafı mezarlık, sol tarafı bina dolu idi. Oldukça büyüktü mezarlık. Mete: -Ne uzun mezarlıkmış burası, dedi. -Kuyubaşı’na kadar uzanıyor, dedi Nilüfer. Mezarlığın bittiği yer Kuyubaşı, mezarlığın şu karşı tarafı Şarhöyük, caddenin sol tarafı da Tunalı... Mezarlığa bakıyordu Mete. Mezarlığın az ötesinde evler görünüyordu. Karşı taraftan caddeye çok gelip giden olmalı ki bir sürü patika yollar vardı. Mezarlığın bir yerinden ana cadde gibi geniş bir yol gidiyordu öbür tarafa. Taksi caddede ilerlerken, biraz ileride sola döndü. Nilüfer köşede arabayı durdurdu. -Ben burada ineceğim, dedi. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT