BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gün, onların günü

Gün, onların günü

Nüfusunun neredeyse yarısı gençlerden oluşan ülkemizde bugün onların bayramı var. Büyük bir mücadelenin, Cumhuriyete giden yolun başlangıç tarihi sayılan 19 Mayıs onu güçlendirmekten sorumlu olan gençlere bir bayram olarak bırakılmış. Peki gençlerimiz için ne ifade ediyor 19 Mayıs? Onların geleceğe bakışı, beklentileri ne diyerek sözü onlara bıraktık bu hafta....



Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırmada Türk gençliğinin gelecekten umudunun olmadığı sonucunun çıktığı açıklandı. Oysa 19 Mayıs’la ilgili görüşlerinin aldığımız gençlerin çoğu tersini söyledi bize. Bahar mevsiminin etkisiyle miydi bilinmez çok fazla ciddi konulara girmek istemediler ama “umutlu” olduklarını söylediler. İşte öğrencisinden, çalışanına gençlerimizin anlattıkları, beklentileri; Elinde bir makas hatalı dikişleri söküyor 18 yaşındaki İlknur Özkök. Meslek lisesini bitirdikten sonra annesinin çalıştığı fabrikada 9 ay önce işe başlamış. Bir yandan açık öğretimde okurken bir yandan da çalışacağım diyor... “-Çalışma hayatı okuldan daha zor. Özellikle zaman konusunda çok zorlanıyorum. Sabah dokuzdan akşam altıya kadar yoruluyorum... İyi bir makineci olmak istiyorum. Bu işte yükselebileceğiniz yer orası...” Böyle özetliyor gelecekle ilgili planlarını. Aslında konservatuvara gitmek istiyormuş ama; “Bunun nasıl olduğunu bile bilmiyorum” diyor. “19 Mayıs” deyince hemen öğrenciliği geliyor aklına. Törenler ve onlar için yapılan hazırlıklar. “Yani gençlerin bayramı. Atatürk bizlere armağan etmiş. Hareketler, hazırlıklar falan. Şimdi de kardeşlerimin okuluna gidip onları seyrediyorum...” Erken büyümüş Ayşen Kurteli de 18’inde. O da hem İlknur’un anlattıklarını dinliyor hem de yanlış dikişleri söküyor. 11 yaşında başlamış çalışmaya. Ve çok küçük yaşta başlayan çalışma hayatı onu erken büyütmüş; “-İlk zamanlar çok zor gelmişti çalışmak ama şimdi memnunum. Okula devam etmek isterdim. Maddi imkansızlıklar yüzünden olmadı. 19 Mayıs bana normal bir gün gibi geliyor. Pek bir şey yaşayamadığım için bana bir şey ifade etmiyor”... Omuzunu çekerek bitiriyor konuşmasını. Onun hedefi de iyi bir makineci olmak. Tamamlayamadığı eğitimine devam edip, dışarıdan liseyi bitirerek ehliyet almak istiyor. Evdekiler maaşına dokunmuyormuş, “Onunla çeyiz alıyorum” diyor. 19 Mayıs diye tekrarlayınca gözlerimin içine bakıyor. “Ben sadece çalıştım” der gibi. Ve çocuk yaşta başlayan çalışma hayatı yüzünden daha 18’inde gençlikten çok uzaktaymış gibi... “-19 Mayıs benim için birşeyler ifade ediyor ama çoğunluk için ne ifade ettiği önemli. Buradaki gençlerin çoğu ailelerini geçindirmek için uğraşıyorlar. Onlar için çok bir şey ifade etmiyor, bir geçim kavgası içindeler. Tabii ki bize hediye edilmiş, kutlanması gereken önemli bir gün. Tarihi olarak ne ifade ediyor ona bakılması gerekli”... Bu konuşmalar da 24 yaşındaki endüstri mühendisi Arzu Sungur’a ait... Hayâl kurmuyor -Peki ya gençlerimizin durumu?... “-Ailelerinden belli bir gelirleri olan ve eğitim alabilenler şanslı. Eğer eğitim sorunumuzu halledersek gençler için daha umutlu bir yarın olabilir. Çünkü ilkokulu bitiriyorlar işe başlıyorlar, kendilerini yetiştiremeden. Hayata daha farklı bakıyorlar tabii. Pek çok kişi yurt dışına gitmeyi düşünüyor. Sunulan şartlar farklı olacağı için daha mutlu olacaklarını düşünüyorlar...” Mehmet Ayhan kendi ifadesiyle “liseden terk”... “Şimdi pişmanım ama iş işten geçti” diyor. İki ay önce evlenmiş. “Kendimi bildim bileli çalışıyorum. İçimde çok şey kaldı, nasıl desem ki, kelimelerle anlatamam...” “Ya bundan sonrası, planların ne” diye sorunca “Hiç fırsatım olmadı bir şeyleri değiştirmek için. O yüzden hayal kurmuyorum” diyor her şeyi akışına bırakmış bir halde. “Ben gençliğimi yaşamadım, o yüzden bir şey söyleyemem” sözleriyle noktalıyor konuşmasını.. Oysa daha 24 yaşında... Krizi takan yok “Artık çok fazla bir şey ifade etmiyor, daha çok lisedeyken bir şeyler ifade ediyordu 19 Mayıs. Çünkü o zaman aktiviteler fazlaydı. İş hayatına girdikten sonra bakış açısı çok değişiyor. Bir günün gençlik bayramı olması önemli değil. Belki de hatırlayamıyorum bile artık” diyen 24 yaşındaki Gülsen Karaca üç yıldır bir sağlık dergisinde çalışıyor ve yüksek lisans eğitimini sürdürüyor; “-Artık herşey bireysel çabalara bağlı. Kişilerin kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekiyor. Beklenti değil artık emek vermek lazım. Eğer kendinizi geliştirebiliyorsanız ve artı değerler katıyorsanız kimsenin açıkta kalacağına inanmıyorum ben...” Selin Kurt da bir yandan yüksek lisans eğitimine devam ederken, bir yandan modellik yapıyor. Uzun süre yurt dışında kalmış; “-Oradaki gençlerle kıyaslayınca ben gençliğimizin önünü çok açık görüyorum. Çünkü gençlerimiz kendilerini geliştiriyor, orada öyle değil bir yerden sonra... Gençlerimiz spor yapıyor, bilgisayarla uğraşıyor, gelişmeleri izliyor. Ve çoğu bir dil biliyor...” “Bu söylediklerin ne kadar bir oran için geçerli acaba” diye soruyorum, “Yavaş yavaş diğerleri de arkadan geliyor” diyor inanarak. Hilal Kara turizm otelcilik öğrencisi. Bu alanda üniversite eğitimi almayı hedeflemiş. Ona da soruyoruz; “-Adı üstünde gençlik ve spor bayramı. Atatürk bizlere armağan etmiş bu bayramı. Benim için pek bir şey ifade etmiyor galiba bayram... Bazı gençler gerçekten çok çalışıyor bir şeyleri başarmak için. Ülkeyi yönetenlerde de artık genç insanlara gerek var. Gençleri genel olarak bilinçli buluyorum. Bu gruba girmeyenler de var tabii. Bence gençlerin hedefleri var artık...” Onun hedefi bir acente kurmak. Onlar Bakırköy’de özgürlük meydanında cep telefonlarına kontör yüklüyorlardı. Haftada 100 kontör bitiriyorlarmış. Selma Özer ile Sibel Kalaycı üç yıldır aynı sınıfta okuyorlar. Meslek lisesinde modelistlik bölümü son sınıftalar. Selma aynı konuda üniversite eğitimi almak istiyor ama hangi üniversitelerde bu bölüm var bilmiyor. Sibel ise eğitimine devam edemeyeceğini, çalışamayacağını, babasının izin vermediğini söylüyor üzüntü ile. Bu konuda onu ikna edemediğini üniversite formu bile doldurmadığını anlatırken çaresiz. Arkadaşlarınızla biraraya gelince neler konuşuyorsunuz diye sorunca, “Genç kızlar genelde ne konuşur bilirsiniz” diyorlar gülerek. Ama ikisi en çok aile yaşantılarından, sıkıntılarından konuşurlarmış. En büyük şikayetleri kız-erkek ayrımı yapılması. “-Ben Türkiye’de yaşadığım için mutlu değilim. Erkek-kız ayrımı yapılıyor. Erkek istediği yere gidiyor, kız gidemiyor, yasaklar konuyor... Ailelerimizin haklı olduğu yönler de var. Çünkü dışarı çıkınca rahatsız da ediliyoruz. Onlar da korumak için kısıtlıyorlar bizi” diye giriyor söze Sibel. Anneleriyle sırdaş olduklarını, babalarından uzak olduklarını söylüyorlar; “Aslında mutluyuz da, değiliz de”... Birçoğu böyle başladı söze. Bir kısmı devamını getirmedi, hep diğer arkadaşlarının konuşmasını bekledi... Konuşanlar ise aldıkları eğitimin yetersizliğinden, oturdukları çevreden şikayet ettiler. Televolelerden sıkıldıklarını söylüyorlar; “İnsanlar ünlü olduktan sonra eşlerinden boşanıyor, sinir oluyorum” diyor biri. Mevsimden midir nedir en çok “kızlardan, erkeklerden” konuşuyorlar. Ne kadar konuyu 19 Mayıs’a, anlamına çekmeye çalışsam da olmadı. Gençliğin ilk yıllarındakileri ilkbahar biraz çarpmış. Krizler, ülkedeki açmazlar, genel sıkıntılardan çok uzakta yaşıyorlar sanki. Okul çıkışındaki kavgalar, gruplaşmalar, futbol onların ana konuları gibi. 19 Mayıs diye tekrarlıyorum. Törenler için yapılan çalışmalar dışında bir şey gelmiyor sanki akıllarına... Başaracağız Çağatay Kocabıyık liseden sonra üniversiteyi kazanamayınca babası ve abisinin çalıştığı fabrikada işe başlamış. Lastiklerin konduğu depodan sorumlu. Eksikleri, hatalı ürünleri, ihtiyaçları belirliyor. Babası polismiş, onun hayali de polis olmak. Akademiye hazırlanıyor ve başaracağından emin.. Peki 19 Mayıs?... “-Bizi ilgilendirmiyor. Çalışmaya başlayınca halk tarafından da büyümüş kabul ediliyoruz” diyor... Basketbol oynamayı seven Çağatay işe girdiğinden bu yana fırsat bulamadığını söylüyor. Zaman zaman ağır koliler belini ağırtsa da gülerek yapıyor işini Çağatay ve “Gelecekten umutluyum, istediklerimi başaracağım” diyor, aynı gülümsemeyle... Ah gençlik! Geçtiğimiz haftalardan birinde İstanbul’a en çok ilkbahar yakışıyor diye yazmıştım. İlkbaharı yaşamak da en çok gençlere yakışıyor galiba. Ya da en çok onların aklını başından alıp, kanını kaynatıyor. Sokaklar, parklar, spor alanları ilkbaharı doya doya yaşayan gençlerin aydınlık yüzleriyle dolu. Madem ki bugün onların bayramı, madem ki onlara armağan edilmiş, sayfamız da onların konuşma yeri olsun bu hafta dedim. 19 Mayıs ne ifade ediyor, gençler ülkeye, dünyaya nasıl bakıyor ona cevap arayalım, neler düşünüyor, neler konuşuyorlar kulak verelim istedim. Baharın etkisiyle miydi bilmem liselilerin değişmez konusu “kız-erkek” arkadaşlıklarıydı. Üniversiteliler biraz daha hayatı planlama telaşı içine girmişlerdi. Çalışma hayatına atılanlar ise gençliklerini yaşayamamaktan şikayetçiydiler. Kaç kere “19 Mayıs” diye sorsam da cevaplar tören hazırlıklarından öteye geçmedi. Herkesin aklına kıyafetler ve stadyumlarda yapılan hareketler geldi. “19 Mayıs’ın anlamı” havada kaldı. Atatürk’ün başlattığı o büyük mücadele, onun adım adım şekillenişi, emek verenler, çabalar... Bir iki kısa cümle dışında bahseden olmadı... Bilmiyorum; onlara teşekkürü, duyulan saygıyı ve açtıkları yolun takipçisiyiz sözlerini duymayınca şaşırdı kulaklarım belki. Ama güneşli bir günde gülen gençlerle konuşmak keyifliydi. “Ah gençlik” demedim dersem yalan olur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT