BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Milleti rahat bırakın!

Milleti rahat bırakın!

Özellikle, bir kısım özel televizyonlar, konu zorluğu çektiklerinden midir, yoksa; mahut merkezlerin maksatlı talimatları doğrultusundan mı bu tür yayınlara ısrarla yer veriyorlar, bilmiyoruz! Din gibi kutsal bir meselede; ilgili ilgisiz kişileri ekranlara çıkartarak, milletin zihnini allak bullak ediyorlar. Cenab-ı Hakk; ‘Sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım..’ buyuruyor. Dolayısıyla İslam Dini, bütün berraklığı ve aydınlığı ile güneş misali ortadadır.



Özellikle, bir kısım özel televizyonlar, konu zorluğu çektiklerinden midir, yoksa; mahut merkezlerin maksatlı talimatları doğrultusundan mı bu tür yayınlara ısrarla yer veriyorlar, bilmiyoruz! Din gibi kutsal bir meselede; ilgili ilgisiz kişileri ekranlara çıkartarak, milletin zihnini allak bullak ediyorlar. Cenab-ı Hakk; ‘Sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım..’ buyuruyor. Dolayısıyla İslam Dini, bütün berraklığı ve aydınlığı ile güneş misali ortadadır. Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam), her bakımdan mu’cize olan Kur’an-ı kerimin esrarını binlerce hadis-i şerifleri ile açıklamış; bizzat kendisinin övdüğü, birlikte yaşadığı Eshab-ı kiramı ve onları takip eden, Tabiin ve Tebe-i tabiin denilen kutlu nesiller, gecelerini gündüzlerine katarak çalışmış ve bütün bir Ahkam-ı İlahiyi sistemleştirerek, kitaplara yazmışlardır. İlimler, nakli ve akli olmak üzere başlıca iki kısma ayrılır. Dini ilimler, nakli olup; sıhhat ve kemal derecesi, yaşanılan zamandan çıktığı zamana yani ana kaynağa gidildikçe saflaşır, berraklaşır ve en doğru halini alır. Akli ilimler ise bunun zıddıdır. Yani, başlangıcından günümüze geldikçe ziyadeleşir, zenginleşir ve dolayısıyla daha çok doğruları ifade eder. İnsanlık tarihinde şahsiyetsizliğin, asliyetsizliğin ve haysiyetsizliğin şaheser numunesi ‘moda’dır. Son zamanlarda Mukaddes dinimizi de bu ‘moda’ illetine uydurmak isteyen ve her kafadan çatlağın kafasına göre bir din veya dini hükmün ne ve nasıl olması lazım geldiğinin, sözde bir kısım aydınlar tarafından ileri sürüldüğüne şahit olmaktayız. Kelimenin tam anlamıyla sirkatin söyleyen bu akl-ı evveller; ‘güncel meselelere’ fetva bulmak iddiasıyla, din adına kendi şahsi görüş ve kanaatlerini serdetmektedirler. Görüş ve kanaatlerini kuvvetlendirmek için de, aldıkları kararları sahibinin sesi konumundaki, daha doğru bir ifadeyle katılımcı konu mankenlerinin ‘oy birliğine’ dayandırmaktadırlar! Daha önceleri de, bu tiplerin öncüleri vardı. Mesela; 1928 senesinde, bir kurul oluşturulmuştu. Bu kurulda, o günün Diyanet İşleri Başkanı (Şerafettin Yaltkaya) ve bir kısım İlahiyat Fakültesi profesörleri vardı. Bunlar da, kendilerine göre bir dizi kararlar almışlardı: İbadetlerin Türkçe yapılması, camilere sıra konulup, ayakkabı ile girilebilmesi, hutbeleri din adamlarının değil, din filozofları (ne demekse ve bunlar kimlerse) tarafından okunması, camilerin içine, tıpkı kiliselerde olduğu gibi org konulup, çalınması... şeklinde bir sürü hezeyanı din diye yutturmak istediler. Tabii, bunlara kimse iltifat etmedi. Şimdilik sadece, şu Türkçe namaz ve ezan diye yırtınanlara bakalım! Siz, hiç namaz kılanlardan böyle bir istek ve arzu duydunuz mu?! Namazla niyazla, ezanla yakından uzaktan bir ilgi ve alakası olmayanlar bu tip talepleri gündeme getiriyorlar. Şaşılacak şu hale bakın ki, bunca televizyon programlarında, namaz kılanlardan birisi çıkıp da; yahu benim namazımdan size ne, demedi, diyemedi! Burası Hotanto mu, yoksa bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti mi? Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda; herkes istediği dini ve inancı seçmekte ve yaşamakta serbesttir. Kimse dini inancından dolayı kınanamaz. Ve, kimse şu veya bu şekildeki bir dini inanca zorlanamaz. Yani, Kur’an-ı kerimin 1400 küsur sene evvel işaret ettiği gibi: ‘Sizin dininiz size, benim dinim bana!’dır. O halde; size ne oluyor? Mukaddesatın üzerinden ellerinizi çekin ve milleti, dininde olsun rahat bırakın!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT