BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Eskişehir âdeta büyülemişti Mete’yi. Neredeyse meselelerini unutmuş gibiydi. Fakat unutamıyordu tabiî. Bir haftadır Eskişehir’in gezilmedik semtini bırakmamışlardı İlhan’la. Daha çok İlhan’la geziyorlardı ama iki kez ailecek çıkmışlardı geziye...



Arabaya bindiklerinde Banu, Raşit’e baktı. Raşit’in gözlerinde bir sevgi pırıltısı vardı. Banu gülümsedi Raşit’e. Misafirler gidince Sevgi hanım, Banu’nun elini tuttu. Havuzun yanına gelip oturdular. Tam Banu’ya konuşacakken, Şermin öfkeli bir sesle: -Ablamı onlara vermeyelim anne!.. diye bağırdı. -Niçin?.. dedi Sevgi hanım gülerek. Onları sevmedin mi?.. -Hayır sevmedim. Ablam evlenmesin. Kimseye vermeyelim ablamı. Banu kardeşini kucaklayıp öptü. -Seni hiç bırakır mıyım güzelim, dedi. Sevgi hanım gülerek başını salladı. -Genelde kardeşler, ablalarından bir an önce kurtulmak isterler. Nurten teyzeniz benim bir an önce evlenmemi ister dururdu. Bir evlensem de senden kurtulsam derdi hep. Hiç geçinemezdik onunla. Ama evlenince o kadar ağlamıştı ki, elinden gelse düğünü bozacaktı. Şermin’in yanaklarını okşadı. -Tamam kızım, ablanı kimseye vermem ben. Hadi sen şimdi git. Şermin çok sevindi. -Tamam anne, dedi. Sakın ablamı kimseye verme!.. -Olur güzelim!.. Şermin gittikten sonra Banu’ya döndü. -Ne diyorsun kızım. Raşit’le evlenmek ister misin?.. Neden bilmiyorum ben Raşit’i çok beğendim. -Siz ne derseniz o olur anne, dedi Banu. Raşit’i ben de beğendim. Fakat arada Mete acısı var. Biliyorsun tam bir yıkıma uğradı Mete, biz de öyle. Şimdi bizim bu konuları düşünmemiz yerinde değil bana göre. Sevgi hanım biraz düşündü. -Haklısın kızım, dedi. Fakat ömür boyu o olayın yasını tutacak değiliz. Senin evlenme zamanın geldi. Mete acı içinde diye, kısmetini çevirmek istemeyiz. Senin meselenle, Mete’nin meselesi ayrı olay. -Ama anne Mete acı çekerken, benim nişan yapmam doğru olmaz ki!.. Ayıp olur!.. -Yok canım niye ayıp olsun. Mete de sevinir göreceksin. -Ne diyeyim, siz bilirsiniz. -Baban gelince de bu konuyu konuşur, ona göre kararımızı bildiririz. Hayırlısı neyse o olsun. Haydi içeriye girelim artık.  Eskişehir âdeta büyülemişti Mete’yi. Neredeyse meselelerini unutmuş gibiydi. Fakat unutamıyordu tabiî. Bir haftadır Eskişehir’in gezilmedik semtini bırakmamışlardı İlhan’la. Daha çok İlhan’la geziyorlardı ama iki kez ailecek çıkmışlardı geziye. Ömer dedesi, Tülin ninesi, Nurten teyzesi, Meltem, İlhan ve Mete birlikte bir kez Köprübaşı’na, bir kez de Çamlıca semtine bir akrabalarına ziyarete gitmişlerdi. Köprübaşı’nda piknik yapmışlardı. Ne kadar hareketli, güzel bir yerdi burası. Lunapark’ta çocuklar salıncaklara biniyorlar, nehirde insanlar kayıkla geziyorlardı. Büfelerden her tarafa müzik sesi yayılıyordu. Cıvıl cıvıldı buralar, çocuk sesleri ortalığı çınlatıyordu. Porsuk çayı üzerinde bir sürü köprü vardı. Gece onikilere kadar oturmuşlardı. Çamlıca’daki akrabalarında bir gece yatmışlardı. Kütahya tarafından Eskişehir’e girişte olan bu semt oldukça güzel bir semtti. İstanbul’dan gelen demiryolu bu semtin önünden geçiyordu. Trenden buraları görmüştü Mete. Evler hep bahçeliydi. Zerdali, erik, elma ağaçları, çiçekler vardı bahçelerde. Çamlıca tepesindeki park, yeni yapılmıştı. Tepede olduğu için her taraftan rüzgâr alıyordu. Saçları uçuşuyordu herkesin. Bütün şehir ayaklar altındaydı. İlhan buradan Kuyubaşı’nı, Tunalı’yı gösteriyordu. Yakınlarda büyük bir hastahane vardı. Park geniş bir arazi üzerindeydi. Gelincikler, zambaklar, papatyalar vardı her tarafta. Akasya ağaçları, salkımsöğütler altında oturma yerleri yapmışlardı. Az ötedeki su deposunun üzerinde çocuklar oynuyordu. İstanbul tarafına düşen yerde hep bir-iki katlı beyaz badanalı evler vardı. Genelde köyden göçenlerin oluşturduğu yeni bir semtti orası. Yeni inşaatlar dikkati çekiyordu. Orada oturanların kıyafetleri köylü kıyafetiydi. Yeşil alan ve arazi çoktu. Bir kısım araziler parsellenmiş, parsellerin üzerine satılık levhaları asılmıştı. Uçurtma uçuranlar vardı, bisiklete binenler... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT