BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mevlid Kandili

Mevlid Kandili

Resûlullah, mevlid gecelerinde Eshâbına ziyâfet verir, dünyâyı teşrîf ettiği günde ve çocukluğu zamânında olan şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, mevlid gecesinde, Eshâb-ı kirâmı toplayıp, Resûlullah’ın dünyâyı teşrîfindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı...



Bu gece, ya’ni 11 Rebiu’l-evvel 1423’ü (24 Mayıs 2002 Cuma’yı) 12 Rebiu’l-evvel Cumartesi’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyayı teşriflerinin bir sene-i devriyesini daha idrak etmiş olacağız. Herkesçe bilindiği üzere, 12 Rebiu’l-evvel gecesinde, asırlardan beri, bütün İslam aleminde, Türk cumhuriyetlerinde ve bu arada ülkemizde Mevlid-i Nebevi kutlamaları yapılmaktadır. Bu vesile ile, şunu kesinlikle ifade edebiliriz ki, tarih boyunca, hayatı, sadece sene ve ay bazında değil, hafta, hatta gün bazında olmak üzere, en ince teferruatıyla ele alınan ve ortaya konulan zat, şüphesiz ki, Peygamber efendimizdir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, kâinatın baştacı, ebedi rehberimiz, varlığımızı ve kurtuluşumuzu kendisine borçlu olduğumuz, müstesna şahsiyet, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (aleyhisselam) hakkında söz söylemek ve yazı yazmak aslında bizim gibi acizlerin haddi değildir. Ama bugünkü makalemizde, sadece bereketlenmek için, ondan bir nebze bahsetmeye çalışacağız. Çünkü hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz san’atı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin” buyurulmuştur. İslâm memleketlerinde mevlid okunması, bu hadîs-i şerîfteki emre de uygun bir ibâdet olmaktadır. Mevlid okumağa karşı gelen bir kimse, Resûlullah’ın ve Eshâb-ı kirâmın yaptıkları birşeyi beğenmemiş olduğu gibi, bu hadîs-i şerîfe de karşı gelmiş olmaktadır. İslâmın birinci şartı... İslâmın birinci şartı, bilindiği gibi, Allahü teâlâ’ya ve Peygamberi’ne (aleyhisselam) îmândır. Ya’nî onları sevmek ve sözlerini beğenip kabûl etmektir. İki cihân se’âdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhıretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olmağa bağlıdır. Ona tâbi’ olmak için, îmân etmek ve onun getirdiği ahkâm-ı islâmiyyeyi öğrenmek ve yapmak lâzımdır. Mevlid-i Nebevi kutlamaları çerçevesinde, camilerde, radyo ve televizyonlarda mevlid-i şerif okunmaktadır. Mevlid okumaya karşı çıkan bazı kimseler için belirtelim ki, “Mevlid okumak” demek, Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyâya gelişini, mi’râcını ve hayâtını anlatmak, onu hâtırlatmak, onu övmek demekdir. Her mü’minin, Resûlullah’ı çok sevmesi lâzımdır. Onu çok seven, onu çok zikreder, anar, çok över. Bir hadîs-i şerîfte de, “Birşeyi çok seven, onu çok anar” buyuruldu (Deylemî, Künûzü’d-dekâık). Resûlullah’ı çok sevmek lâzım olduğu konusunda, pekçok islâm âlimi birçok kitap yazmıştır. Çünkü, başta Sahih-i Buhari olmak üzere, birçok hadis kitabında yer alan bir hadîs-i şerîfte, “Bir kimse, beni çocuğundan, babasından ve herkesten dahâ çok sevmedikçe, îmân etmiş olmaz” buyuruldu. Ya’nî o kişinin îmânı olgun olmaz. Hadîs-i şerîfin diğer bir rivayeti de şöyledir: “Bir kimse, beni kendi nefsinden, ehlinden ve bütün insanlardan dahâ çok sevmedikçe, îmân etmiş olmaz.” Allahü tealâ’yı sevenin, O’nun Resûlü’nü de sevmesi vâcibdir. Ayrıca onun yolunda olan sâlih kulları da sevmesi lâzımdır. Eshâbına ziyâfet verirdi... Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), mevlid gecelerinde Eshâbına ziyâfet verir, dünyâyı teşrîf ettiği günde ve çocukluğu zamânında olan şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, mevlid gecesinde, Eshâb-ı kirâmı toplayıp, Resûlullah’ın dünyâyı teşrîfindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu vesile ile ifade edelim ki, doğum gününe önem vermeği Hıristiyanlar, Müslümânlardan öğrenip almışlardır. Dünyânın her yerindeki müslümânlar da, Peygamberimizin ve Eshâb-ı kirâmın yaptıkları gibi, mevlid gecesinde, Resûlullah’ı anlatan kitâbları okurlar ve Resûlullah’ın dünyâyı teşrîf ettiği bu şerefli gecede şenlik yapar, sevinirlerdi. İslâm âlimleri, bu geceye çok önem vermişlerdir. Bu gece, Hanefi mezhebine göre, Kadir gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Şafii mezhebine göre ise, gecelerin en kıymetlisidir. Bu geceyi bütün mahlûklar, melekler, cinniler, hayvanlar ve cansız maddeler, birbirlerine müjdelemekte, Fahr-i âlem dünyâyı teşrîf etti diye sevinmektedirler. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “mevlid okunan yerden belâlar, sıkıntılar gider” buyurmuştur. Mevlid okumak ibadettir... Mevlidi, nazım, şiir olarak okumak dahâ te’sîrli ve fâideli olmaktadır. Mevlid okumanın bir ibâdet olduğunu, nasıl okumak lâzım geldiğini ve fâidelerini bildirmek için, islâm âlimleri, her dilde kitâblar yazmışlardır. Bu kitâblardan bir kısmı, Kâtib Çelebî’nin “Keşfü’z-zunûn” kitâbı ile zeylinde yazılıdır. Bunlar arasında, Sultân Yıldırım Bâyezîd hânın imâmı olan ve 1398(h.800)’de Bursa’da vefât eden Süleymân Çelebî’nin Türkçe mevlid kasîdesi (asıl ismi “Vesîletü’n-necât” ) çok şöhret kazanmıştır. Türkiye’nin her yerinde seve seve okunmaktadır. Mevlid gününün fazîleti İmâm Celâlüddîn Abdürrahmân bin Abdi’l-Melik Kettânî de diyor ki: “Mevlid günü ve gecesi, mübecceldir, mukaddesdir, mükerremdir. Şerefi, kıymeti çoktur. Resûlullah’ın (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) varlığı, vefâtından sonra, ona tâbi’ olanlar için, kurtuluş vesîlesidir. Onun mevlidi için sevinmek, Cehennem azâbının azalmasına sebeb olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebeb olur. Mevlid gününün fazîleti, Cum’a günü gibidir. Cum’a günü, Cehennem azâbının durdurulduğu, hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bunun gibi, mevlid gününde de azâb yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka, hediyye vermeli, da’vet olunan (uygun) ziyâfetlere gitmelidir.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT