BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan Yara

Kapanmayan Yara

İlhan’la birlikte çıkmışlardı gezmeye. Hareketli, atak, heyecanlı arkadaşları vardı İlhan’ın. Yolda yürürlerken, durup dururken kendi aralarında dalaşıyorlar, birbirlerine karate hareketleri yapıyorlardı. Birkaç kez beraber oldukları İlhan’ın arkadaşlarından sıkılmıştı Mete...



Birden, Nilüfer’i hatırladı Mete! Mete, “İnsanlar nelerle uğraşıyor fakat ben pek farkında değilim” diye düşündü... Oysa her gün sağ-sol kavgası oluyor, cinayetler işleniyor, öğrenci olayları bitmiyor, önemli isimler ardı ardına öldürülüyordu. Sokağa çıkılamaz olmuştu çoğu yerde. İbrahim dayılar izin istediler Fatma kadından ve ayağa kalktılar. Tekrar beklediğini söyleyerek uğurladı Fatma kadın. Parka doğru yürüdüler. İbrahim dayı Faruk’u bırakmamış, evlerine götürüyordu. Mete etrafına bakıyordu. Kimi evlerin önüne biber, domates, salatalık, ayçiçek yetiştirilmişti. Balkonlara, teraslara oturup çay içenler vardı. Selime ve Mustafa, Faruk’un ellerinden tutuyorlardı. Çok seviyorlardı Faruk’u. İbrahim dayı, Fatma kadınlara üzülüyordu. Kızı beğenmediği için Mehmet’e kızıyorlardı. -Madem beğenmemiş de niye istetmiş?.. diye sordu Meltem. -Mehmet gariban bir çocuktur. Yaşı yirmiye geldiği halde yoksulluktan evlenemiyor. Annesi köyde oturuyor. Akrabalar araya girdiler, Fatma kadının kızını tavsiye ettiler. Geçen gittiğimizde kızla oğlan birbirleriyle konuşturuldu, iki taraf da tamam dediler ama ne olduysa olmamış işte. -Gençler de bir tuhaf oluyor, dedi Havva yenge. Tekrar parka gelip oturdular. Güneş nerdeyse batmak üzereydi. Ufuktaki güneşe baktı Mete. Saçları rüzgârdan savruluyordu. Kuşlar dolaşıyordu gökyüzünde. Kendi hâlinde etrafını seyrederken, Faruk’un Ayşe’yi tenkit eden sesini duyunca onlara bakmaya başladı. -Ankara’da okumak sana pek yaramamış teyze. Çok değişmişsin. Önceden böyle değildin oysa. Bu hareketler, bu anneni babanı iki de bir azarlamalar sana hiç yakışmıyor. Ayşe sesini çıkaramıyordu Faruk’a. Misafir olduğundan katlanıyora benzemiyordu ama. İlk başta sesini çıkarmayan Ayşe, daha sonra bazı itirazlar getirdi. İkisi tartışmaya başladılar. Fakat o kendini beğenmiş Ayşe, nedense Faruk’a karşı saygılıydı. Konu daha da uzayacakken Ömer dede, artık kalkmaları gerektiğini söyleyince, tartışma bitmişti. Tekrar parktan eve gelmişlerdi. Evin kapısı önünde vedalaştılar. İbrahim dayının ısrarlarına rağmen, Ömer dede artık gideceklerini söyleyerek kabul etmemişti. Durum böyle olunca İbrahim dayılar, misafirlerini otobüs durağına kadar geçirdiler. Sokaktan aşağıya doğru yürümeye başladılar. Taşlı yolun iki yanı, evlerinin önünde oturan kadınlarla doluydu. Çocuklar sokak ortasında bisiklete biniyorlar, kızlar ip atlıyorlardı. Sokağın bitiminde ana caddeye gelmişlerdi. Otobüs durağı caddenin öbür tarafındaydı. Kahvehane ile karşılıklıydı. Tıklım tıklım kalabalıktı kahvehane, millet televizyonda yayınlanan maçı seyrediyordu. Az sonra otobüs gelince, İbrahim dayılarla vedalaştılar. Mete, İbrahim dayıya İstanbul’a gelmelerini söyledi. “İnşaallah, yolumuz düşerse gelmeye çalışırız” dedi İbrahim dayı. Faruk’la da sarıldı Mete. “Umarım görüşürüz,” diyordu Faruk. “Tanıştığımıza memnun oldum,” dedi Mete. “Görüşürsek sevinirim.” Belediye otobüsüne bindiler. İbrahim dayılara el sallarlarken, otobüs hareket etti. Köprübaşı’na gelinceye kadar etrafını seyretti Mete. Köprübaşı’ndan bir taksiye atlayarak Tunalı’ya geldiler.  Ertesi gün İlhan’la birlikte çıkmışlardı gezmeye. Hareketli, atak, heyecanlı arkadaşları vardı İlhan’ın. Yolda beraber yürürlerken, durup dururken kendi aralarında dalaşıyorlar, birbirlerine karate hareketleri yapıyorlardı. Birkaç kez beraber oldukları İlhan’ın arkadaşlarından sıkılmıştı Mete. Bir keresinde İlhan’ların evine cümbür cemaat gelmişler, koltuklara serilip yatmışlar, yastıkları birbirlerine fırlatmışlar, evin odasında güreşmişlerdi. Teybin sesini sonuna kadar açarak arabesk şarkılar dinlemişler, kızlardan bahsetmişlerdi. Ömer dede kızıyordu İlhan’a. Onun arkadaşlarından hiç hoşlanmamıştı. Yakınlarda bir kahvehaneye çok gidiyordu İlhan. Mete’yi de götürmüştü birkaç kere. Kesif duman altında, millet çay içiyor, arabesk müzik dinliyor, okey, tavla gibi oyunlar oynuyorlardı. Mete’nin orada canı çıkmış, İlhan ise oradan çıkmak istememişti bir türlü. Bugün İlhan ile dışarıya çıkarlarken, Mete’nin aklına Nilüfer gelmişti. Trende yolculuk ettiği kız, Kuyubaşı’nda oturduğunu söylemişti. -Kuyubaşı’na gidelim, dedi Mete. İlhan başını sallayarak, “olur” dedi... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT