BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Irak’a uygulanan ambargo Türk köylüsünü vurdu. Suluova’nın soğanı arazide çürüyor...

Irak’a uygulanan ambargo Türk köylüsünü vurdu. Suluova’nın soğanı arazide çürüyor...

Merzifon’dan, Amasya’ya doğru ilerliyoruz. Burnuma pis kokular geliyor. Öyle ihale teşvik filan değil. Bildiğiniz koku işte. Tersakan çayına yaklaşınca ufunet artıyor. Duruyoruz. Akarsu yatağında kamyonlarca soğan çürüğü görünüyor. Yanıbaşındaki tarlada yeni filizler yükseliyor. Bir yandan ekiliyor, bir yandan dökülüyor. Anlaşılır gibi değil. Burada iyi yürümeyen bir şeyler var ama ne? Başlıyoruz sormaya. Köylüler “masraflar aldı başını gidiyor” diyorlar, “bir torba gübre 15 milyon, ilaca güç yetmiyor.



Merzifon’dan, Amasya’ya doğru ilerliyoruz. Burnuma pis kokular geliyor. Öyle ihale teşvik filan değil. Bildiğiniz koku işte. Tersakan çayına yaklaşınca ufunet artıyor. Duruyoruz. Akarsu yatağında kamyonlarca soğan çürüğü görünüyor. Yanıbaşındaki tarlada yeni filizler yükseliyor. Bir yandan ekiliyor, bir yandan dökülüyor. Anlaşılır gibi değil. Burada iyi yürümeyen bir şeyler var ama ne? Başlıyoruz sormaya. Köylüler “masraflar aldı başını gidiyor” diyorlar, “bir torba gübre 15 milyon, ilaca güç yetmiyor. Vatandaş ilaç ve gübre atamayınca soğan da dayanıksız oluyor.” Soğan tüccarı Recep Şen: “Soğanın maliyeti 60 bin lira civarında, var gününde 65 binden, kıt gününde 100 binden gidiyor. Maliyet yükselince panik başlıyor. Böylesi dönemlerde üç kağıtçılar türüyor, köylüyü tokatlayıp malı kaldırıyorlar. Hasılı Suluova’da üç senedir para kazanan yok. Düşünün 50 bin nüfuslu ilçede bankalar kapanıyor” diyor. Soğan için biçilmiş kaftan Eski Amasya Belediye Başkanı Gündüz Türen soğan işini en iyi bilenlerden biri ve bildiklerini paylaşmaktan çok hoşlanıyor: “Eskiden soğan dendi mi akla Karacabey, Pamukova ve Şavaştepe’de geliyordu. Halbuki Taşova’nın yüksekliği 650 metre, bu rakım soğan için biçilmiş kaftan. Biz soğanı geç keşfettik ama çok sevdik. 1985-1990 arasında 500 bin tona çıktık ve yerli üretimin üçte birini yakaladık. Soğan devletin desteklediği ürünleri (pancar, ayçiçek, buğday) bile ezdi geçti. Tarım gelirinin % 60’ına yükseldi. Suluova birden şenlendi ve gözle görülür ölçüde ilerledi. Bir ayda 185 tane Massey satıldı. Mercedes bile para akışının farkına vardı, burada bayii açmak için adam aradı. Derken karşımıza Polatlı ve Konya Ereğli çıktı. Adamlar işi bilimsel olarak yaptılar. Ancak Amasya sahipsiz kaldı. Giresun’a Hamsi Enstitüsü, Ordu’ya Fındık Enstitüsü, Rize’ye Çay Enstitüsü açıldı ama biz soğan konusunda adım atamadık. Bırakın soğanı şu şehirde en az on ay kaliteli elma olması lâzım ama araki bulasın. Elmasya diye tanınan Amasya da elma yok. Burada konuşulan tek şey “ne yapmalı da fiyatlar düşmesin”. Halbuki soğan fiyatı “yağmur” ile “talep” arasında gelir, gider ve asla dengelenemez. 1978 yılında bir römork soğanın bir daire fiyatına gittiğini hatırlarım. Buna tesir etmek elinizde değildir. Kaldı ki biz bunları değil soğanın nasıl ekileceğini, nasıl bakılacağını konuşmalıydık. Konsantre soğan ve soğan tozu gibi ürünleri üretmiş olmalıydık. Türkiye’nin soğan ihtiyacı 1,5 milyon ton filan ve bunun tamamını bu topraklar karşılar. Bir zamanlar Irak’a çok soğan sattık ve büyük paralar kazandık. Bağdat çok hoş bir pazardı, irisini ufağını bile ayırmıyorlardı. Adamlar bizi seviyor ve güveniyorlardı ama Amerika dostlarının gözünün yaşına bakmadı.” Çıkıyoruz. Amcamın biri boş yolu göstererek “Eskiden şu caddeden karşıya geçilemezdi” diyor, “şimdi araba görünmüyor. Traktörler eskidi, sık sık arıza yapıyor. Bırakın beyaz eşyaya, mobilyaya, üste başa ihtiyacımız var. Var ama bekliyoruz. Üç sene evvel 30 milyonluk ayakkabı giyenler, günü kara lastiklerle geçiştiriyor. Kimse parasına kıymıyor. Niye? Çünkü hükümete güvenmiyor. Nakitten geçtik, çek-senet yok. Eskiden zarar edince üzülürdük. İnanın şimdi zarar etmeyi bile özledik. İş olsun da zararına olsun. Onun bile tadı varmış, biz bilememişiz.” Köylü konuşmaya başladı Amasya Ziraat Odası Başkanı Mehmet Baş’ı ziyaret ediyoruz. Köylüler o kadar dolular ki başkana söz bile düşmüyor. İhtiyarın biri kinayeli kinayeli “keyfimiz beyde yok” diyor, “paraları küplere bastık, ortalık güllük gülistanlık. Beyler mazota zam yapmak için ne diye bir hafta bekliyorlar anlamıyorum, her gün yapsınlar ki hatırlandığımızı bilelim.” Köylüler üstüne basa basa “merak ediyoruz” diyorlar, “bu siyasetçiler seçim zamanı nasıl gelecek ve ne diyecekler? Artık martaval dinleyen köylü yok. Karşılarında ekonomiyi bilen, borsayı takip eden, dolar alıp, euro veren insanlar var. İlaç ve gübre fiyatları aldı başını gidiyor, buğday hâlâ 250 binde pinekliyor. Bu sene köylü toprağını ekmedi, tarlalar boş duruyor. Bunları Kemal Derviş’in görmemesi normal ama kafasına kasket giyip, çömlek başına oturan, köylüyle yoğut kaşıklayan Ecevit de mi görmüyor”. Köylünün biri, “ismi mevzubahis değil” diyor, “Amasya’mızın fötr şapkalı altın dişli bir tefecisi vardır. Onu buradakilerin hepsi tanır. Diyelim kredi aldınız, olur ya işiniz ters gitti, onunla oturur, konuşur bir yol bulursunuz. Ama devletin yanına yaklaşılmıyor. Tekerlenen adama % 200, % 300 faiz dayatıyorlar ki bu rakamları tefeciler bile telaffuz etmiyor. Amasya Ziraat Odası olarak Ankara’ya gittik. Mebusların çoğu görmezden geldi. Amcam gülüyor, “niye görsünler” diyor, “onları biz göndermedik ki, liderler seçti!”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT