BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni sınav da mutlu etmedi

Yeni sınav da mutlu etmedi

Türkiye’nin en büyük meselesinin “istihdam” olduğu en yetkili ağızlardan sık sık tekrarlanıyor. Yüzbinlerce gencimiz iş bekliyor. Yaşamakta olduğumuz kriz, özel sektörü o kadar etkiledi ki, bırakın yeni eleman almayı, mevcutları bile azaltma planları yapılmakta. Zaten işsiz kalifiye elemanların çoğu da bu yüzden işini kaybetti. Mevcut şartlara bakılınca, durumun kısa sürede düzeleceği de görülmüyor. Sınırlı sayıdaki talepler de çare olmaktan çok uzak...



Türkiye’nin en büyük meselesinin “istihdam” olduğu en yetkili ağızlardan sık sık tekrarlanıyor. Yüzbinlerce gencimiz iş bekliyor. Yaşamakta olduğumuz kriz, özel sektörü o kadar etkiledi ki, bırakın yeni eleman almayı, mevcutları bile azaltma planları yapılmakta. Zaten işsiz kalifiye elemanların çoğu da bu yüzden işini kaybetti. Mevcut şartlara bakılınca, durumun kısa sürede düzeleceği de görülmüyor. Sınırlı sayıdaki talepler de çare olmaktan çok uzak... Tek ümit kamudaki boşluklar kalıyor. Bunun için geçmişte imtihanlar yapıldı, kazananların çok azı işe yerleştirildi. Yüzbinlerce hak sahibi yıllardır ümitle bekliyor. Bu işsizler ordusuna yine yüzbinlerce yeni mezun genç katıldı. Bu ihtiyaca binaen 6-7 Temmuz 2002 günlerinde yeni bir Kamu personel Seçme Sınavı (KPSS) yapılacağı belirtildi. Bu sınavla ilgili müracaat formları dağıtıldı, hazırlıklar başladı. Ama bu sınav da birçok gencimizi daha işin başında elemeye tabi tuttu. Formlarda kendilerine yer bulamayanların acı çığlıkları dinmek bilmiyor. Bu yeni ümit bile bazılarına çok görüldü. Gerçi göründüğü kadarıyla, geçmişte oluşturulan “DMSzede” ve “KMSzede”lere yeni “KPSSzedeler” katılacak, ama yine de bir ümit... Yaşanan hayal kırıklığı Yıllardır iş bekleyen, üniversiteye girmeleri de bir şekilde engellenen bazı meslek liselerinin mezunlarına bu yeni sınav için yer verilmemesi anlaşılır gibi değil. Benzer durumdaki üniversite mezunları da katılınca, daha başta, birçok gencin dışlandığı, yüzüstü bırakıldığı görülüyor. İstihdam için en çok ümitle beklenen öğretmenlikte de bazı bölüm mezunlarının çerçeve dışı bırakılması, bitmez sancıları başlattı bile. İlahiyat mezunları hak etmedikleri bir muameleye tabi tutuldu, görmezden gelindi. Bunlar din-Ahlak öğretmeni bile olamıyorlar. Devletin, toplumun bir kesimini dışlama lüksü var mı? Bunun gibi Teknik Eğitim Fakültesi mezunları, Fen-Edebiyat mezunları da büyük bir haksızlığa uğradıklarını belirtiyorlar. “Bizler bu ülkenin öksüz, yetim ve sahipsiz üniversite mezunları, Fen/Edebiyat mezunu olmuş, geçen yıl yapılan KMS sınavında yüksek puanlar aldığı halde atamalarına ambargo konmuş öğretmen adaylarıyız... KPSS birçokları için bir ümit olduğu halde, bizler için hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü kaç puan alırsan al, sertifikan aynı da olsa, bizler atama ambargosu konmuş Fen/ Edebiyat mezunlarıyız... Ne ümitlerle ve ne şartlarda okuduğumuz kimsenin umrunda dahi değil. bizler de öğretmen olabilmek için okuduk... Biz üniversiteye girince böyle bir uygulama olsaydı, zaten o fakültede hiç okumazdık...” Teknik Eğitim Mezunları “Bizler Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarıyız. Kendi branşlarımızın yanısıra Sınıf Öğretmenliği Sertifikası’nı da aldık; ama ne hikmetse yıllardır bizi tayin etmiyorlar. Daha önce yapılan DMS ve KMS’larına katıldık, iyi puanlar da aldık. Bu ülkede ilgisiz kimseler öğretmenlik yaparken bizim atamamız yapılmadı. Biz eski sınavları kazanan öğretmen adayları beklerken, öğretmen ihtiyacı da çok fazla iken, bizim atamamız yapılmıyor da yeni bir sınav yapılıyor, neden? Amaç bu yolla para kazanmak mı? Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak Teknik ve Meslek Liselerinin önünü tıkadılar, buna rağmen Teknik Eğitim Fakültelerinin kontenjanını artırıyorlar, neden? Teknik ve sanayi potansiyeli olmayan bir ülke nasıl kankınabilir ki!.. Sayın Bakanımız ve diğer yetkililer de artık bizim mevcudiyetimizi farketsinler, bizi de görsünler...” Türkiye’de demokrasi ve partiler Demokrasilerde çok seslilik esastır. Çok seslilik, çok partileşme değildir. Türkiye’de bulunan bu kadar çok ses, tabiri caizse kuru gürültüdür. Aynı tüzük, aynı düşünce içinde bulunan ve programlarında bir farklılık olmayan partilere mensup kişilerin ayrı ayrı gruplanarak parti kurması, bir spor takımı kurmaya benziyor... Siyaset yarışı ve kulvarı farklıdır. Bu yarış, milletlerarası kalkınma yarışıdır. Benzer fikirlerde bütünlük olmadıkça istikrar sağlanmaz. İstikrarsızlık; yönetim, üretim, güvenlik ve gelişmeyi engelleyen en büyük nedendir. Batı ülkelerinde 2 veya 3 parti etrafında toplanılmakta, planı, programı, hedefleri doğru olduğuna inanılan partiye oy verilir. Çoğunluğun iradesi de meclise yansır. Mevcut seçim sistemiyle, hiçbir başarının sağlanamayacağı ortadadır. Seçim zamanı dağıtılan hayali ümitler ve seçim sonrası oluşan belirsizlik... Artık Türkiye’nin bunları kaldıracak ne ekonomisi ne de zamanı vardır. Yetkililer biran önce Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve Yerel Yönetimler Kanununu günün şartlarına uygun bir şekilde çıkarmalıdırlar... > Turan Kocaman - ERZURUM Adalet Bakanlığı’ndan açıklama 15.05.2002 tarihli gazetemizin bu köşesnde “Evlerin arasında hapishane mi olur?” başlıklı bir yazı yayınlanmıştı. Adalet Bakanlığı’ndan gelen, konu ile ilgili açıklama şöyle: “İstanbul ilinde bulunan mevcut 7 cezaevinin kapasitesi 5291’dir. 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartlı Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip yapılan tahliyelerden sonra, bugün İstanbul cezaevlerinde 6596 hükümlü ve tutuklu barındırılmaktadır. Suç yeri ve ikametgah itibariyle, İstanbul kökenli hükümlü ve tutuklu sayısı 11.000 dolayındadır. İstanbul ilinde muhafaza edilmesi gereken yaklaşak 6 bin hükümlü ve tutuklu kapasite yetersizliği nedeniyle, il dışındaki diğer cezaevlerine nakledilmektedirler. Bunların İstanbul’daki duruşmalarına götürülüp getirilmeleri, devlete büyük bir maliyet yüklemektedir. Aynı zamanda hükümlü ve tutuklu aileleri de, ziyaretlerde yaşanan sıkıntı nedeniyle maddi ve manevi kayıplara uğramaktadır. Bu durum, yeni cezaevlerini yaptırmayı zorunlu kılmaktadır. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda, İstanbul ilinin cezaevi ihtiyacının karşılanması amacıyla; Bakanlığımızca, Trakya Bölgesinde cezaevi yapımına uygun, mülkiyeti hazine veya belediyeye ait arazi aranmış ise de; ilgililerden alınan cevabi yazılarda, bu iş için uygun hazine veya belediye arazisi bulunmadığı belirtilmiştir. Hazine arazisi olup, Bakanlığımıza tahsisli taşınmazlara da ilgili belediyelerce imar izni verilmemektedir. İstanbul sınırları içinde, bu nüfusa ve İstanbul’daki suç potansiyeline uygun sayıda cezaevi yapılmasını müteakip eski ve tarihi bir bina olan Paşakapısı Cezaevi kapatılacaktır.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT