BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bire bir örtüşen kararlar!

Bire bir örtüşen kararlar!

İki haftadır, Tarabya otelinde düzenlenen “Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı” konuşuluyor, tartışılıyor. Toplantıya katılanlar ve alınan kararlara destek veren reform yanlısı kimseler neticeden o kadar memnunlar ki, sevinçlerinden bir zil takıp oynamadıkları kaldı. “Dinde yeni bir dönem”, “ On asırdır kapalı olan içtihad kapısı açıldı”, “İslamda devrim yapıldı”, “Asırlardır bu çapta bir toplantı yapılmamıştı”, “ Mezheplerden, âlimlerden kurtulduk...” gibi ifadelerle toplantının gerçek gayesi ortaya konuluyordu.



İki haftadır, Tarabya otelinde düzenlenen “Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı” konuşuluyor, tartışılıyor. Toplantıya katılanlar ve alınan kararlara destek veren reform yanlısı kimseler neticeden o kadar memnunlar ki, sevinçlerinden bir zil takıp oynamadıkları kaldı. “Dinde yeni bir dönem”, “ On asırdır kapalı olan içtihad kapısı açıldı”, “İslamda devrim yapıldı”, “Asırlardır bu çapta bir toplantı yapılmamıştı”, “ Mezheplerden, âlimlerden kurtulduk...” gibi ifadelerle toplantının gerçek gayesi ortaya konuluyordu. Gerçekten de bu toplantı önemli bir toplantıydı. Reformistler açısından önemlidir çünkü; yıllardır hasretle bekledikleri İslamda reform için kapı resmen aralanmıştı artık. Bizim gibi Ehli sünnet, mütedeyyin Müslümanlar için de önemli çünkü; bu toplantı ile, 14 asırlık geçmişin; bütün mezheplerin, fıkıh, kelam, tasavvuf ilminin ve kitaplarının saf dışı edilerek, dinde reform, yani dini bozma safhasına resmen geçilmiş oldu. Bu safhaya nasıl gelindi? Bunun üzerinde durmak istiyorum bugün. Bu sonuç, 150-200 yıllık bir çalışmanın mahsulüdür. Bu çalışmanın başlangıcını psikoloji doktoru sayın Mithat Enç şöyle anlatıyor: Osmanlı orduları Viyana’ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korktu. “Hıristiyanlık yok oluyor” diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için çareler aradılar. Bunun için herkes seferber oldu. Avrupa’daki şer güçler harıl harıl çalışmaya başladı. Hıristiyan âlemi, asırlardır yaptıkları İslâm dinini yok etme çalışmalarında, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını çok iyi anlamışlardı. İslâm âlimleri, hak mezhepler, fıkıh kitapları olduğu müddetçe, kısmen zarar verebilseler de ciddî bir zarar veremediklerini gördüler. Çünkü, İslâm âlimleri, mezhepler, fıkıh kitapları, İslâmiyeti koruyan sağlam birer kaledir. Bu kale sağlam olduğu müddetçe, İslâmiyete zarar vermeleri mümkün değildir... Bunun için, 18. asırdan itibaren, hücumlarını bu yöne çevirdiler. Âlimleri, kitapları kötülemek ve Müslümanların gözünden düşürmek için ne lazımsa yaptılar. Mesela bu faaliyetlerde önemli rolü olan İngiliz Casusu Hempher, bakınız hatıralarında bu konuyu nasıl anlatıyor: Beş bin kişi müslüman kılığında İslam ülkelerine dağılmıştık. Müslümanları bölmek, birbirine düşürmek için ne gerekiyorsa yapıyorduk. Birkaç sene sonra, çalışmalarımdan bir netice alamayınca bir ara ümitsizliğe düştüm. Görevi bırakmak istedim. İsteğimi bakana bildirdim. Müstemlekeler Bakanı bana şunları söyledi: “Sen bu işlerin, birkaç senelik çalışma ile neticeleneceğini mi zannediyorsun? Bırak birkaç seneyi, bu ektiğimiz tohumların meyvelerini, ben de sen de göremeyeceğiz, belki de senin, benim torunlarımız bile göremeyecek. Şu darbımesel ne kadar da güzeldir: “Başkasının ektiğini yedim. Öyleyse, ben de başkaları için ekiyorum”. Bu tohumların meyvelerini en az yüz senede, belki de 150-200 senede ancak alabileceğiz. Çünkü işimiz zor. Bugüne kadar İslâmiyeti ayakta tutan, din bilgileri olmuştur. Âlimleri, fıkıh ilmini yok edip, halkı cahil bırakmadıkça, onların dinlerini bozmak mümkün değildir. Bunun için, âlimleri, mezhepleri hissettirmeden kötüleyeceğiz. Bir müddet sonra da, peygamber sözleri (hadis-i şerifler) hakkında, “Uydurmaydı, değildi” diyerek şüpheye düşüreceğiz. Ayetleri istediğimiz gibi yorumlayacağız... Ancak bunlar kabul görmeye başladığı zaman meyveleri toplamaya başlayacağız. Bir kültürü, hele asırların birikimi olan din kültürünü yıkmak, kısa zamanda olacak şey değildir. Sizler, bunu yaptığınız zaman, bütün Hıristiyan âlemini memnun etmiş ve onları on iki asırlık felâketten kurtarmış olacaksınız!” (Geniş bilgi için, ‘İngiliz Casusunun İtirafları’ kitabına bakılabilir) Tabii ki bugünkü reform kararlarını, asırlar önce başlatılmış bir çalışmayla doğrudan irtibatlandırmak mümkün değildir. Mühim olan gelinen noktadır. Maksadım şunu bunu suçlamak değil, asırlar önce planlanmış bir çalışmalar ile bugünkü kararların bire bir nasıl örtüştüğünü göstermekten ibarettir. Bu kararları alanlar, bilerek veya bilmeyerek Batılıların plânına katkıda bulunmuş olmuyorlar mı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT