BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Malkara’dan mesajlar!..

Malkara’dan mesajlar!..

Tekirdağ’ın şirin bir ilçesi Malkara!.. Tarihle iç içe yaşıyor; ama bugünü de siyasetiyle, sporuyla, kültürüyle, kriziyle doya doya yaşıyor!.. Galatasaraylılar Derneği’nin davetlisi olarak gittiğim Malkara’da çok sıcak insanlar gördüm, çok candan arkadaşlar edindim!..



Tekirdağ’ın şirin bir ilçesi Malkara!.. Tarihle iç içe yaşıyor; ama bugünü de siyasetiyle, sporuyla, kültürüyle, kriziyle doya doya yaşıyor!.. Galatasaraylılar Derneği’nin davetlisi olarak gittiğim Malkara’da çok sıcak insanlar gördüm, çok candan arkadaşlar edindim!.. Malkara’da önce Fenerbahçeliler dernek kurmuşlar... Sonra da Galatasaraylılar... Ama “lokal” konusunda Galatasaraylılar öne geçmiş... Çok güzel ve nezih bir lokal açmışlar... Sonra da bir panel düzenlemişler; işte o panele davetli idim!. Panelin bir davetlisi daha vardı; sevgili kardeşim Hıncal Uluç!.. Bunca yıl, beraber gazetecilik yaptık, beraber yaşadık; “ilk defa” bir panelde “konuşmacı olarak yan yana geldik!.” Maltepe Kültür Sarayı’nı dolduran kadınlı-erkekli her yaştan insan, Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu ile bizi dikkatle dinledi, sorular sordu, cevaplar aldı, tartıştı!.. Kulübü üzerine... Takımı üzerine... Türk futbolu üzerine... Dünya Kupası üzerine... Yooo... Öyle “eften püften” sorular sorulmadı; konular “şöyle bir geçiştirilmedi!.” Gördük ki, artık Türk insanı “kulüp-takım-spor-futbol üzerine” kül yutacak seviyeleri ve günleri çoook ama çoook gerilerde bırakmış!.. Malkaralı “olayları hatta perde gerileri ile beraber” izliyor, yaşıyor!.. Ve daha da önemlisi, kulüplerimizin, takımlarımızın, futbolumuzun, “spor medyamızın” baş aktörlerini de çok iyi tanıyor!.. Kısacası “kimin ne olduğunu” biliyor, ona göre “okuyor”, ona göre “yorumluyor” ve de ona göre “konuşuyor!..” TV’lerde “kimlerin Hacivat-Karagöz oyununa soyunduğunu” ve kimlerin “doğru dürüst ve de dürüst yorumlar yaptığını” biliyor!. Spor sayfalarındaki “kendi tabirleri” ile “dansözleri ve bağlantılıları” da tanıdığını belli ediyor!.. Daha daha önemlisi; Malkaralı, Türk insanının “doğru bildiklerini cesaretle söyleyecek ve savunduklarını tartışacak” bir medeni cesarete sahip olduğunu da gösterirken, misafirperverliğin de “Türk’ün hasleti olduğunu”, hem de bunca sıkıntıya ve krize rağmen ortaya koydu!.. Malkara’da bir şey daha gözlemledim; yooo, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı dostlar kızmasın gücenmesin; Galatasaray “taraftar konusunda” almış başını gidiyor!.. Bence, yapılan anketlerde “tepki olmasın” diye, Galatasaraylıların oranını biraz biraz traşlıyorlar ve rakiplerininkine de “birer-ikişer puan ekliyorlar!..” Ali Şen’in kulakları çınlasın!.. Hoş o da, Bodrum’da ve etrafında bunu görüyordur ya!.. Malkara’da geçirdiğim çok keyifli ve güzel hafta sonu için Galatasaraylılar Derneği Başkanı sevgili Zafer İlgün’e ve yönetici arkadaşlarına teşekkürü bir borç bilirim! İstiklal Marşı!.. Artık Spor Bakanlığı mı, İç İşleri Bakanlığı mı, Başbakanlık mı, Milli Güvenlik Kurulu mu, Futbol Federasyonu mu, hangi kuruluşsa, işte o kuruluş, çıksın, hiç olmazsa bu futbol sezonundan itibaren “mahalle maçlarında bile İstiklal Marşı’nın söylenmesinin önüne geçsin!.” Böyle bir rezalete göz yumulamaz ve hoş görü ile bakılamaz!. İstiklal Marşı’nın söyleneceği zeminlerin ve zamanların da bir erkanı, usulü, adabı vardır ve olmalıdır!. İş o hale geldi ki, İstiklal Marşı söylenirken, bağıranlar, çağıranlar, küfür edenler, oturanlar, gülenler, kısacası “marşa saygıyı pas pas edenler” sayıca her gün artıyor; bu nasıl iş? Koyarsın yönetmeliklere “ceza” maddesini!.. İstiklal Marşı’nı “yerli yersiz söylemeyi adet haline getiren” seyircinin kulübüne “önce ihtarı verirsin”, sonra “basarsın” cezayı; “1 maç seyircisiz oyna!.” Bak bakalım bir daha “o seyirci” İstiklal Marşı’na saygısızlık edebilir mi? İkide bir bu marşı söyleyebilir mi? “En yetkili olması gereken” kişiler durmadan kıvırıyor: “Elbette bu işe bir dur demek gerek ama, acaba nasıl yapacağız?” Onlara sormak gerek: “İstiklal Marşı’na bir futbol sezonu boyunca, her statta, her hafta yapılan saygısızlığı da önleyemiyorsan, o koltukta neden oturuyorsun, arkadaş?” Kupa ve biz!.. O kadar çok şey yazıldı ve çizildi, o kadar konuşuldu ve tartışıldı ki, “artık” Dünya Kupası ve özellikle “Kupa’da Türkiye’nin şansı” konusunda bir şeyler yazmak, hiç içimden gelmiyor!. Hele hele, “Dünya Kupası’nın başladığı şu günlerde” bile, “Dünya Kupası’ndaki şansımızın başka bütün faktörler bir yana bırakılarak, Şenol Güneş’e odaklanması” beni iyice bıktırdı!. Bir yanda “Şenol Güneş her şeyi mahvedecek” diyenler, bir yanda “Şenol Güneş’i savunanlar”, adeta “futboldaki başarı faktörlerinin tümünü” unutmuş bir halde, sayfalarda ve ekranlarda birbirleriyle savaşıyorlar!.. Açıkça ifade edeyim, bu savaşta ben de “Şenol Güneş’i savunanlar cephesindeyim!.” Türk Milli Takımı Dünya Kupası’nda başarısız olsa da, daha en başta grupta kalıp geri dönse de, “ilke bazında” Şenol Güneş’i savunmaya devam edeceğim, elbette ki “futbol bazında eleştiri hakkımı” da kullanacağım!. Ben, “Dünya futbolundaki gerilemeyi” biliyorum!. Ben, “Dünya futbolunda en güçlü ve favori milli takımlarda bile, eskiye göre yıldız futbolcu bazındaki büyük erozyonu” da biliyorum!.. Ben, buna karşılık “Türk futbolundaki sıçramayı” da biliyorum!.. İşte onun için ümitliyim!.. Ama ben, futbolumuzda ve futbolcumuzdaki istikrarsızlığı da biliyorum!. Ama ben, “kolay gol yiyen ve de zor gol atan” futbolcularımızın “en güçlü takımları yenerken, en kolay takımlar önünde başarısız olduğunu” da biliyorum!. İşte onun için “ümidimi abartmıyorum!.” Ve işte onun için “başarılı” sonuçlarla dolu bir yolun yanında, “başarısız”, hatta “çok başarısız” bir rota çizebileceğimizi de düşünüyorum!. Elbette ki, “her iki” durumda da, Şenol Güneş’e “önemli pay düşecektir!.” Ama “pay” düşecektir; ya “diğer” paylar? Hami’ye yakışan!.. Trabzonspor’un kaptanı Hami “en sevdiğim futbolcuların başında gelir!.” Doğrusu “onsuz” bir Trabzonspor’u düşünmem zordur!. Ama... Ortada bir gerçek var; Trabzonspor yönetimi, takımın başına “yeni bir teknik adam” getirmiştir ve o teknik adam da “kendi kadrosunu, kendi takımını kurmak istemektedir!.” Bu onun en tabii hakkıdır!. Ve bir gerçek daha vardır; Samet Aybaba, kadrosunda “başta Hami olmak üzere dört futbolcuya yer olmadığını” söylemiş ve “yola bu dört futbolcuyla devam etmeyeceğini” açıklamıştır!. Kararın “doğru ya da yanlış olduğu” tartışılabilir ama, “hocanın kararına saygı duyulmak zorunluluğu vardır!.” Madem ki, “en ufak başarısızlıkta fatura hocaya kesilecektir”, öyleyse “seçimini ve tercihlerini o yapacak” herkes de bunu kabul edecektir; yöneticiler de, kamuoyu da, camiada, futbolcular da!.. Ve tabii... Hami de... Hami “futbol oynama kararında ise”, daha fazla ısrar etmeden ve yıpranmadan, “kendine yakışan bir kulüp ve takım bulmalıdır!.” Bulacağını da sanıyorum!.. Bu onun “değerini” de, “Trabzonspor’a ve Türk futboluna hizmetlerini” de azaltmaz, aksine yükseltir!. Hami gibi bir futbolcuyu hangi hoca “takımda görmek istemez?” Hadi Hami, “Trabzonspor için direnmeyi bırak” ve “yeni takımını seç!..” Göreceksin, her şey daha iyi olacak!. El sıkışma, ayak sıkış!.. Son bir ayı bir yana bıraktım, “sadece” hafta başından beri, gazetelerimizin spor sayfalarını bir tarayın ve kulüplerimizin “el sıkıştıklarını” ilân ettikleri futbolcuları bir sayın bakalım; ortaya “kaç takımlık bir tablo çıkacak?” El sıkışmak!!!??? Dünyanın her yerinde, eğer insanlar “uygarsa”, hatta “yarı uygarsa”, karılaştıklarında hiç olmazsa “nezaketen” el sıkışırlar! “El sıkışmak”, eğer “kurban hayvanı satın almak” anlamında kullanılıyorsa, onun da “raconu başkadır!.” Zira, “sallana sallana sıkılan ellerden sonra”, havyan el değiştirir; yani orada “el sıkışmak” satışı kesinleştirmenin törenidir!. “Futbolcu satışında” ise, anlaşılıyor ki “el sıkışmak”, bazen “alım-satımda bir ön görüşme”, bazen de “hiç gerçekleşmeyeceği halde”, spor basınında “falan kulüp, filanın işini bitirdi” gibilerden “palavra haber olma” anlamına geliyor!. Peki, bizim spor sayfalarımızda “iş bitti” manşetleri atılırken, “elin oğlunun futbol oynadığı ülkenin gazetelerinde” hem de “tam tersi haberler” çıkıyorsa, bizler hangisine inanacağız? Hatta, bıraktım “oraların gazetelerini”, bizim gazetelerimizin aynı günkü spor sayfalarında “taban tabana zıt haberler yer alıyorsa”, bizler hangisine inanacağız? Şimdi, Ortega için, Almeyda için, Cordoba için, Nouma için ya da başkaları için “el sıkışma” lafının hangi anlama geldiğini “kesinlikle söyleyebilecek” bir Allah’ın kulu var mı? Bence “futbol ayakla oynandığına göre”, spor medyamız, yöneticilere, futbolculara ve menecerlerine “laçka olmuş ve hiçbir şey ifade etmeyen”, edemez hale gelen “el sıkışmak” sözü yerine, “ayak sıkışmayı” telkin etmeli ve yaptırmalı!.. “Ayak sıkıştırılırsa” hiç olmazsa “el sıkışmak gibi” bir “nezaket ve insanlık olayını” dejenere etmemiş oluruz!. Bilmem ki , haksız mıyım? Başkana inanıyoruz, ama?. Şirketleşme konusu, Fenerbahçe’de de kıyametler koparmaya başladı!. “Transfer ve Ortega gürültüleri arasında”, bu çok önemli konunun “bir emrivaki haline getirilmeye çalışıldığı” yolundaki iddialar ayyuka çıktı!. Bir Fenerbahçeli dost dedi ki: “Bu işin içinde iş var. Ortega ve Almeyda adları kimseler şirketleşme konusuyla ilgilenmesin diye ortaya atıldı. Neden Ortega’ya, Almeyda’ya imza attıramadılar da şirketleşme işinin sonrasına bıraktılar? Ya şirketleşme geçtikten sonra, bu futbolcuların gelmeyecekleri, gelemeyecekleri ortaya çıkarsa?” Tam dostumun “ne demek istediğini anlamaya çalışırken”, önümdeki gazetede Başkan Aziz Yıldırım’ın açıklaması gözüme çarptı: “Kimse merak etmesin, ben 1 lot bile almam, ailem de almayacak!.” “Hoppala” dedim ve sonra anladım ki; “Şirketleşme işinde, hisse senetlerinin çoğunu Başkan’ın ya da ailesinin ele geçireceği iddiaları” gündemde!.. Ben Aziz Bey’e inanırım, daha doğrusu inanmak isterim ama “ailesini hiç tanımıyorum”; koca koca adamlar için “Aziz bey nasıl garanti verebilir?” Hadi diyelim ki, verdi, iyi de “ya başkaları çıkar da aynı çarkı işletirlerse”, onlar için nasıl garanti verecek? Yani asıl mesele, “kendisi ya da onun bunun için garanti vermek” değil, “sistemin, böyle bir çarkın işletilmesini önleyecek şekilde kurulması” olmalı değil mi? Aziz Yıldırım ve arkadaşları bugüne kadar, bizzat Fenerbahçe camiası içinden gelen ve “haklı endişeleri” ifade eden sorulara “tatmin edici cevaplar veremediler!..” Vermemekte de ısrarlılar!.. Mesele burada ve asıl cevap bekleyen soru şu: Neden?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT