BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tevekkül ve sebepler

Tevekkül ve sebepler

Tesiri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir.



Muhammed Masumi Faruki hazretleri buyuruyor ki: (Sebeplere yapışmak tevekküle zıt değildir. Sebeplerin tesir etmesinin Allahü teâlâdan olduğunu bilen, tesiri Allahü teâlâdan bekleyen ve tecrübe edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız O’na güvenmiş olur. Tesir etmiyen, hayâli sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz. Tesiri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir. Ateş yakar, fakat, ateşe yakma kuvvetini veren, Allahü teâlâdır. Aç olan, birşey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren O’dur. Gerektiği zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allah’a asi olur. Tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak gerekir. Allahü teâlâ, istişareyi, bilenlere danışmayı emretti. İstişare de, sebebe yapışmaktır. İstişareden sonra tevekkülü emretti. Ahiret işlerinde tevekkül olamaz. Bunlarda çalışmak emrolundu. Burada, azabından korkmak ve merhametinden ümitli olmak gerekir. Allahü teâlânın keremine, ihsanına güvenmeli ve emrolunan ibâdetleri yapmalıdır! Dine uymak, yani emr edilenleri yapmak ve yasak edilenlerden sakınmak vazifemizdir. Tevekkül budur ve kulluk böyle olur.) [1/182] Allah’a güvenmek (Her işte Allah’a güvenmek doğru mudur?) deniyor. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez? Size yardım etmezse, kimse yardım edemez? O hâlde, müminler Allah’a tevekkül etsinler!) [3/160] Kendine güvenmek, tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan birşeydir. Bundan başka egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar. Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül gerekir. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için de tevekkül gerekir. Nitekim Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Azmedip de bir işe başlayınca, Allahü teâlâya tevekkül et, O’na güven!) [3/159] Bu ayet-i kerime tevekkül ile beraber çalışmayı ve çalışmada azmin de geretiğini bildiriyor. Demek ki her müslüman çalışacak, azmedecek ve sonra da güvenecektir. Tevekkül, Allahü teâlânın emridir. Tevekkül kuvvettir Tevekkül bir zaaf değil, bir kuvvettir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Deveni bağla ve sonra Cenab-ı Hakk’a tevekkül et!) İslâm dini, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, muvaffak olmak için her türlü meşru çareye başvurmak gibi hususları emretmektedir. Bir müslüman ancak herhangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son derece çalıştığı hâlde, bir başarıya ulaşamazsa, üzülmemeli ve bu sonucun, Allahü teâlânın kendisi için münasib gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek kaderine razı olmalıdır. Yoksa hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip yatarak beklemek, İslâmiyette yoktur. Böyle yapmak büyük günahtır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İnsana, ancak dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler [ahirette] fayda verir.) [Necm 39] İnsanlar, bazan her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları hâlde, istediklerine nail olamazlar. Işte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve muvaffakiyetleri üzerinde müessir olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler. İşte kısmet budur. Kısmet aynı zamanda büyük bir teselli kaynağıdır. (Ben vazifemi yaptım, fakat ne yapayım ki kısmetim bu imiş) diyen bir müslüman, bir işte başarısız olsa bile, ümitsizliğe kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine teşebbüs et ve hacetini yalnız Rabbinden iste!) [İnşirah 5-8] Yani başarısızlıktan ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT