BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Saray yerinde fitne (1)

Saray yerinde fitne (1)

18 Nisan seçimleriyle yaşanan siyasi depremin yankıları, daha uzun süre devam edeceğe benziyor.



18 Nisan seçimleriyle yaşanan siyasi depremin yankıları, daha uzun süre devam edeceğe benziyor. Biz burada, dışarıdan ve özellikle manipulasyon olarak ortaya konan ve seçim sonuçlarına son derece tesiri bulunan etkenleri bir tarafa bırakarak, Türk siyasi hayatının bel kemiğini oluşturan Merkez sağın içerisine düşürüldüğü (!) girdaptan nasıl kurtulabileceğinin ipuçlarını vereceğiz. Her şeyden evvel bilinmesini isteriz ki, burada yazmakta olduklarımız, bir kısım medyanın yapmış olduğu gibi dışarıdan gazel okuma değildir. Türkiye’mizin dört bir yanından gelen binlerce faks ve hıçkırıklara boğulan okuyucu telefonlarının yani, yüce milletimizin beklentileridir. İlgilileri ister darılır, ister küpe yaparlar kulağına; zira, habercinin görevi haber vermektir! Bütün bu değerlendirmeler, Türk siyasetinde kaostan beslenen bir kısım çok etkili ve çok yetkili çevreler ile, yine bir kısım medyanın yönlendirme gayretleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Herhangi bir gazetenin manşetinden verdiği haberle (!), Türkiye’nin en köklü demokrat partisinin liderine “Git!” demekle gidilmez. Bu, herşeyden önce o partiye gönül vermiş milyonlarca vatandaşa, o partinin her kademedeki mensuplarına, delegelerine ve Genel İdare Kurulu’na hakarettir. Bütün bu oluşumları yok saymaktır. Zaten Türk siyaseti ne çekiyorsa, başta darbeler olmak üzere, üstlerine vazife olmayanların burunlarını siyasete sokmalarından dolayı çekiyor. Bakınız, Anayasa Mahkemesi Başkanı, kâmil manada bir demokrasi için gerekli bir dizi kanunu ve Anayasa değişikliğini sayıp döktü. Kim yapacak bunları? Elbette parlamento yani siyasetçi... Bir kısım güç odaklarının yüzünden siyaset, şirazesinden çıkarılmış ve siyasetçi ayakta duramaz olmuştur! Ve yine bakınız; siyasetçi, Refah-Yol döneminde, gazeteler için promosyon yasağı kanunu çıkardı. Medya, gök kubbeyi siyasetçinin başına yıktı. Bu kanundan sorumlu bakana (Yalım Erez) tükürdüğünü (!) yalattılar... Ve üstelik aynı bakanlık makamında tutarak!.. Bir gizli el, bu ülkenin gerçek gündemini devamlı suretle saklıyor! Gün yüzüne çıkmasına, tartışılıp gereğinin yapılmasına müsaade etmiyor. Ve devamlı suretle sun’i gündemlerle toplum ve siyaset yönlendirilmeye çalışılıyor. Bir dönem, siyasetçi Fadime Şahinlerle, Müslüm Gündüzlerle uğraşmak zorunda kaldı! Bu ülkenin aydınları, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bahsettiği aydınlık kanunlar için kafa yormuyor, toplumun taleplerini dikkate almıyor, çağdaş demokratik değerleri toplumuna taşımak için mücadele vermiyor. 65 milyonluk bir toplumda her daim 3-5 tane dengesiz tip ve bu tiplerin dangalakça tavır ve davranışları olabilir. Her toplumda olduğu gibi... Ama, hiçbir toplumda olmadığı gibi, bizim toplumumuzda yegane gündem, bu dangalakça tavır ve davranışlar!.. Sosyal, siyasal ve ekonomik olarak yığınla sorunun altında ezilen bir toplumda gündem, başörtüsüne kilitlenir ve gelip geçen iktidarlar boyunca bu mesele halledilemezse ve hatta giderek bu tip sun’i gündemler kronikleşerek toplumun önünde durursa, biz neyin hesabını yapabiliriz? Türk toplumuna yapılan en büyük kötülük, hafıza kaybıdır! Medya desteğiyle bu toplum, sudan meselelerle resmen ve alenen ambale edilmiştir! Ve yine bakınız; yıllarca münakaşasını yapıp altından kalkamadığımız ve ekonomik yönden iflasın ötesine geçen Sosyal Güvenlik Kanunu’na bir göz atalım. Bu kanunu, senelerin özlemi olarak, Özal dönemi iktidarı çıkarttı. Hemen arkasından gelen Süleyman Demirel, Erdal İnönü hükümeti, popülist bir yaklaşımla bu kanunu iptal etti. Aradan geçen 9 senedir, Özal’ın o kanununu arıyoruz ve bir türlü bulamıyoruz. İşin kötüsü, sadece bu kötülük kalsa iyi; uğranılan hafıza kaybı sonucu hâlâ bunun muhatabı bilinip, bulunup fatura kesilmemiştir! Türkiye 15 senedir, adı konmamış bir savaşın içindedir. Bu 15 sene zarfında Türk ailesi, tedirgin ve endişe içinde yaşamıştır. Ülke, dört bir yanıyla şehit cenazelerinin gözyaşlarına boğulmuştur. Askere çocuğunu gönderen her aile, televizyonları karşısında, terör haberlerini içlerini titreyerek izledi. İşte, 18 Nisan seçimlerine toplumun bu zatı hali yansımış veya yansıtılmıştır! Konuyu irdelemeye ve özellikle bundan sonra, Merkez sağın izlemesi gereken strateji konusuna yarın devam edeceğiz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT