BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 135 kilo ile Tarkan’la nasıl yarışabilirdim?

135 kilo ile Tarkan’la nasıl yarışabilirdim?

“Şimdi kendi kendime düşünüyorum şarkı söylüyor olsam; 51 yaşındayım, saçlarım bembeyaz ve 134 kiloyum. Tarkan, Kenan Doğulu, Çelik ve Doğuş gibi gençlerle yarışmam gerekecekti.”



Onu, “Bir bir biribirilerine” diye şarkı söylerken tanımıştık. Dünün yorumcusu Osman Yağmurdereli, sahibi olduğu Yağmur Ajans’la, yıllardır başarılı televizyon dizilerine imza atıyor. Ünlü isimlerin birinin gelip birinin gittiği işyerinde, o gün Pakize Suda ve Mehmet Aslantuğ gibi pek çok isim vardı. Onlarla vedalaştıktan sonra başlayabildik sohbetimize. İlk sorumuz da projelerdeki başarı oranı oldu. Halkı mı iyi tanıyordu Osman Yağmurdereli yoksa bir çeşit koku almamıydı bu? Ayda 120 proje geliyor “İşimizi iyi yapmaya, bildiğimiz doğruları aktarmaya çalışıyoruz. Başarı oranımız yüzde 70. Bize, bir kanala yapılan kadar proje müracaatı oluyor aşağı yukarı. Ayda 100-120 proje geliyor. Beş kişilik bir ekibimiz var hepsi okunuyor, ikinci elemeyi geçen senaryolar bana geliyor. Bazen hatalar oluyor tabii. Önce bize gelip de beğenmediğimiz fakat şimdi başka kanallarda oynayan yapımlar da var. Nihai kararı ben veriyorum... Bizim yapacağımız castlar en iyi castlardır. Bize, Allah’a şükür hayır diyecek bir star ya da oyuncu daha çıkmadı. Benim daha öncesinde sanatçı olmamın da rolü var sanırım, pek çok sanatçıyla işin ötesinde yıllara dayanan bir dostluğum var.” ¥ Tekrar şarkı söylemeyi düşünüyor musunuz? “Hiç hayal bile etmiyorum. Bu benmiymişim diye de hayret ediyorum bazen. Çok zor bir işmiş, nasıl yapmışım onu düşünüyorum. Şu anda şarkı söylüyor olsam benim durumum: 51 yaşındayım, saçlarım bembeyaz, 134 kiloyum. Rakiplerim Tarkan, Çelik, Kenan Doğulu, Doğuş... Onlarla yarışmam gerekecekti. Ben ana baba duası almış bir insanım. Allah bana üzüleceğim şeyleri yaptırmaz. Hiç yanlış şey yapmadım hayatımda. Yanlış yapacağım işler hep son anda bozulmuştur. Bir de dünyanın en kötü hastalığı şöhret hastalığıdır. Ben şarkıcılık ve dizi oyunculuğu döneminde çok iyi şeyler yaşadım. İzmir Fuarı’nda eşimle gittiğimde halk arabamızı kaldırmıştı. Yapımcı olarak da çok şöhretliyim. Benim kadar ünlü bir yapımcı yoktur. İmza veren tek yapımcı benim.” Ajansı Yücel Yener kurdurdu ¥ Sizin evliliğiniz de çok konuşuldu. Milli damatlıktan bir türlü kurtulamadınız. “Benim babam da milletvekiliydi. Veysel Atasoy’dan çok önce tabii. Asım Ekren başbakanın damadı olunca, ben de ulaştırma bakanının kızkardeşiyle evlenince aynı kefeye koydular. Asım pek çok işler yaptı o dönemde, ben ise sadece bu işi yaptım. Çünkü bildiğim şey buydu. Yağmur Ajansı kurmamda bana yol gösteren şimdiki TRT Genel Müdürü Yücel Yener’dir. Yücel abiye çok şey borçluyum.” ¥ Bütün kanallarda benzer konular, benzer diziler... Sit-comlar, köy hikayeleri... Siz bir röportajınızda sit-com furyası biter Türk seyircisi drama sever demiştiniz. Nedir bu dizilerde de bir moda mı var? “Bu sadece bir akımdır. Bir şey tuttuğu zaman bütün kanallar ona benzer projeler isterler. Yapımcılar yeni bir proje üretseler de kabul ettiremezler. Evet sit-comlar bitti. Bir tek Çocuklar Duymasın var şimdi, o da bir sene daha devam eder. Ben bu sene bir kanalın başında olsaydım iyi bir şehir hikayesi koyardım. Şehir hikayesi yok. Kolayına gidiyorlar. Mutlaka bir farklılık olmalı. Bu toprak hikayeleri bitecektir. Kısır bir hikaye. Ya kan davası, ya toprak davası olacak. O yüzden zor gidiyor, önümüzdeki yıl olmayacaktır. Biz bu sene iki deneme yaptık Zeybek Ateşi ve Kınalı Kar, ikisinde de farklı olarak Ege’yi Bolu’yu kullandık.” ¥ Ne başlar peki bunların yerine, mesleki bir sır mı bu? “Meslek sırrı mı söyleteceksin? Peki söyleyeyim. Bence polisiye işler revaçta olacak. Ama Yılan Hikayesi formatında değil. Pek polisiye değil komedi dizisiydi. Ciddi polisiyeler olacak. Belki komik polisiyeler olabilir ama mutlaka içinde bir olay çözümü olacak, insanlar kafalarını yoracaklar.” Her sanatçının ayrı bir kaprisi var ¥ İrili ufaklı pek çok yapım şirketi kuruluyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? “İnsanlar maalesef yüzmeyi denize birisi tarafından itildiği zaman öğreniyorlar. Yapımcılığı çok kârlı bir iş görüyorlar, giriyorlar. Çok da yanlış yapıyorlar. Bir elemana haftada 300 milyon veriyorsak hak edişi odur. O elemanı bizden ya da başka bir firmadan kapmak için 500 verip, üç hafta ödüyorsanız o adamın üç yıllık işini bozmuş oluyorsunuz. Çok firma kuruldu. Ama en iyi üç firma deyince. Ulusal var, Yağmur Ajans var bir de üçüncüsü kim? En başarılı işlerdeki insanlardan bile dedikodular çıkıyor, paramızı alamadık diye. Dünyadaki en zor şey insan malzemesiyle uğraşmaktır. Bu uğraştığınız insanların yüzde otuzbeşi sanatçı ise ve onların da yüzde onu büyük starsa, Türkiye’nin ilk yirmi starının 10’u senin firmanda çalışıyorsa, o zaman işiniz çok zor demektir. Biz bunu başardık. Aynı anda bu firmada Kadir İnanır, Mehmet Ali Erbil, Mehmet Aslantuğ, Gülben Ergen, Ayten Gökçer... gibi isimlerle çalıştık. Hepsinin kendine has zorlukları, kaprisleri vardır. Bunları da en az bana yaparlar. Çünkü hepsinin dostu arkadaşıyım.” ¥ Yapımcılık kârlı görünen bir iş dediniz. Gerçekten yüksek mi kâr oranı? “Maliyetinizi yazarsınız yüzde 15 kâr koyarsınız. Başka firmalar yüzde 40 kazanmayı hedefliyor. Bir işle çok kâr edeyim diye. Bu işlerden yüzde 30, yüzde 40 kâr edebilseydik Türkiye’nin en zengini olurduk. Şimdi bende şeker de çıktı fazla bir şey de yiyemiyorum. Benim günlük masrafım 15-20 milyon... Eşim, ben ve bir de köpeğim var. Çocuğumuz olmadı maalesef. İş yapmadan da oturabiliriz. Ama biz çok önemli bir misyonu devam ettiriyoruz. 8 yıldır 350 kişi ortalamayla çalışıyoruz. Ekonomik krize rağmen hiç bir arkadaşımıza borçlu kalmadık. Dayanma gücümüzün bittiği noktada insanlara mahçup olmayız, bırakırız. Ben ölürsem, benim okuttuğum 35 çocuk var onlar öksüz kalacaklar. Ona da benim vasiyetim var. Arkadaşlar direndikleri yere kadar onları okutacaklar.” Sabah olsa da işime gitsem... Ne büyük şanstır insanın sevdiği işi yapabilmesi. Sadece para kazanmak için çalışmak zorunda olmamak, yaptığınız işten keyif almak ne büyük mutluluk... Bu haftaki konuğumuz bu şansa sahip ender insanlardan biri... “Bir an önce sabah olsa da işe gitsem” diye sabırsızlanacak kadar işini seven, üstüne üstlük “Hayatımda şunu da yapabilseydim dediğim hiç bir şey olmadı bugüne kadar. Mesleğimde olabileceğim en iyi yerde bulunduğuma inanıyorum” diyen... Onu önce şarkı söylerken tanımıştık sonra da kurduğu yapım şirketiyle. Osman Yağmurdereli’den söz ediyorum. Aslında müzik öğretmeni olan 10 yıl önce de şarkı söylemeyi bırakan Yağmurdereli ile sohbetimiz milli damatlıktan, televizyon yapımcılığına kadar uzandı. Bilmiyorum oylarınızı kullandınız mı? Ama Osman Yağmurdereli ile konuşurken söz bir ara politikaya da geldi fakat o konuyu kısa geçtik. “1991’de aday olacaktım, iyi ki olmamışım yoksa herşey çok zor olacaktı” diyerek.. Beş sene sonra ağzımda purom göbeğim açık tatile çıkacağım “Bir gün tatile çıkacağım... Ağzımda purom, göbeğim açık, ne telefon, ne bir şey. Herhalde 4-5 sene sonra. İdealim bu.” “Erken değil mi?” diye soruyorum. “Yok değil. 55 yaşından sonra da bunlarla uğraşamam ben. Ne kadar çatlak varsa bende. Türker abi gibi olamam, 65 yaşına kadar çalışamam” oluyor cevabı. Evlat edinmeye korktum!.. “Evlat edinmeyi çok düşündüm, sonra vazgeçtim. Bende öyle şans vardır ki, günün birinde 15-16 sene sonra gerçek anne, babası ortaya çıkıp bu bizim diye benden alırlar diye çok korktum. Bir de bazı duyguların, vasıfların genetik olduğuna inanıyorum. Babasının ve annesinin kim olduğunu bilmediğiniz bir çocuk alıyorsunuz ondan da korktum. Esin de çok istedi ama vazgeçtim.” ¥ Turgut Özal’ın hayatını konu alan projeniz ne oldu? “Benim için çok önemli, her zaman yapmak istediğim bir proje. Ben yapacağım der demez gazeteciler hanımefendiye gidip, ‘Özal’ın hayatını çekecek izin veriyor musunuz’ diye konuyu doğru anlatamayınca o da benim rahmetli Özal’ın özel hayatını, evliliklerini işleyeceğimi zannetti. Oysa ben Başbakan ve Cumhurbaşkanı Özal’ın 12 yıllık aktif politika hayatını işleyecektim. O projede çalışmayı düşündüğüm Ömer Şerif’le bu akşam bir başka konu için görüşeceğiz. Mısır için Türkiye’de bir dizi çekilecek.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT