BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Havadan sudan fikirler

Havadan sudan fikirler

Öğrencilik yıllarımda, hava ısınıp bahar geldiğinde derse girmek istemezdi canım.



Öğrencilik yıllarımda, hava ısınıp bahar geldiğinde derse girmek istemezdi canım. Dışarıda pırıl pırıl parlayan güneş, hareketlenmeye başlayan doğa ve uzaklarda masmavi rengiyle ihtişamını koruyan deniz, aklımı çelerdi. Yirmi tane öğrencinin oflaya poflaya sınıfı doldurması ve giderek artan sıcaklık rahatsız ederdi. Gözüm hep pencerede olurdu. Kelebekler sanki nispet yapar gibi uçuşurdu. Eğer o saatte beden eğitimi dersi olan bir sınıf varsa, dışarıdan bize göz süzerlerdi. Bahar insana yaşama sevinci aşılıyor. Güne daha erken başlayıp, mümkün olduğu kadar çok soluk almak istiyorsunuz. Tabii her güzelin bir kusuru vardır. Bu bol oksijenli hava bende dayanılması güç bir baş ağrısına sebep oluyor. Ama şikayetçi değilim. Havanın ısınmaya başlaması bende değişiklik yapma dürtüsünü de kuvvetlendiriyor. “Ne olursa olsun, bir şeyler değişmeli” diye düşünüyorum. Evi taşımak, eşyaların yerini değiştirmek, yazlıkları çıkartmak, duvarları yeniden boyamak vs. vs. Eğer kendimde değişiklik yapamıyorsam, yakın çevremdekilerle uğraşmaya başlıyorum. Kendi çıkarttığım suni telaş bittiğinde zaten yaz gelmiş oluyor ve iyice ısınmış olan hava herkeste miskinliğe neden oluyor. Gün içinde incir çekirdeğini doldurmayacak bir çok problemle uğraşıyoruz. Bazen konuşulan konuya yabancılaşıp sanki ilk kez dinliyormuş gibi hissediyorum kendimi ve problem sandığımız olaylara gülmek geliyor içimden... Gereksiz çekişmeler, güç gösterileri, laf taşıyanlara tahammül gösterme seanslarıyla geçirdiğimiz, daha doğrusu israf ettiğimiz zaman, aslında en değerli hazinelerimizden birisi. Çünkü bu zaman, hayatımızdan çalınıyor ve bir daha asla geri döndürülemiyor. Sokakta kuşların bile idrak edip sevindikleri şeyleri biz bazen anlayamıyoruz. Biz asık suratlı ve gri boyalı küçük odalarda birbirimizle didişirken, kuşlar dışarıda özgürce uçuşuyor, oyunlar oynuyor ve aralıksız ötüşüyor. Ötmekten ziyade şarkılar söylüyorlar. İlerleyen teknoloji sayesinde, konuşmalarımızı yapabilmek için çoğumuz cebimizde telefon taşıyoruz. Günümüzde cebinde beş kuruş parası olmayan ama telefonu olan insanlara rahatlıkla rastlayabilirsiniz ama bu, konuşmaların kalitesini yükseltmiyor. Sohbet dediğimiz hoş diyalogda bulunması gereken derinliği bu kısa konuşmacıklarda yakalamanız mümkün değil. Cep telefonları hayatımıza girdiğinden beri yeni bir konuşma biçimi türedi. Mesela, “N’aber, ben Ahmet.” “İyilik senden n’aber?” “Cep telefonundayım, kısa konuş, uzatma.” Buyurun bakalım. Şehirlerarası ücret yazdığı için telefon yoluyla bir çeşit telgraflaşmaya çalışırken “acaba karşımdaki alınır mı?” kuşkusu tamamen rafa kaldırılıyor. Okulda bir öğretmenimiz vardı. Mümkün olduğunca bize telefonla konuşma dersi verirdi. Bu dersler sırasında çok sıkılırdık ve bir an önce bitsin diye saatten gözümüzü alamazdık. Aradan uzun yıllar geçince bu dersin gerekli olduğunu anladım ama sadece bize değil herkese verilmesi gereken bir ders olduğunu da kavradım. İşte bahar gelince ben aklımı bir tek noktada yoğunlaştıramıyorum. Çiçekten çiçeğe koşan kelebek gibi, benim aklım da fikirden fikire koşuyor. Günlük bunalımlara taze hatıralar karışıyor, ileriye dönük tasarılara, karamsarlık bulaşıyor. Ve içimden bir ses soruyor. “Acaba kaç bahar daha göreceğiz?” SÖZÜN ÖZÜ Aşkın trajedisi ilgisizliktir. LEVHA Gerçek başarı, başarısız olmak korkusunu yenmektir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT