BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hep Peygamberin yanındaydı

Hep Peygamberin yanındaydı

Hazreti Ebû Bekir, hazarda ve seferde Resûlullah’tan hiç ayrılmadı. Ona her zaman arkadaşlık etti, malını, canını fedâ etmeye hazır halde yanında bekledi. Mirâc hadisesinin ardından tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah, o gün Hazreti Ebû Bekir’e “Sıddîk” dedi. Bu adı almakla, derecesi bir kat daha yükselmiş oldu.



Resûlullah efendimiz mirâca çıktıktan sonra, ertesi gün, Kâ’be yanında mirâcını anlatınca, işiten müşrikler, inkar edip, alay etmeye başladılar. Müşrikler, bu olayı “Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor” diyerek, Ebû Bekir’e anlattılar. Hazreti Ebû Bekir, Resûlullah’ın mübârek adını işitince; “Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir”, deyip içeri girdi. Kafirler neye uğradıklarını anlayamadı. Hazreti Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullah’ın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle dedi ki: - Yâ Resûlallah! Mirâcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle ve kalpleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Yâ Resûlallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana fedâ olsun! Böyle tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah, o gün Hazreti Ebû Bekir’e “Sıddîk” dedi. Bu adı almakla, derecesi bir kat daha yükseldi. Hazreti Muhammed, Allahü teâlânın emri ile Mekke-i mükerremeden hicret etmeyi dilediği zaman, benim ile bu yolda kim hemrâh [yol arkadaşı] olur. Cânına ve başına kim kıyar, dediği zaman, herkesten önce Hazreti Ebû Bekir ileri atılıp, anam ve babam, mal ve canım, cümlesi yoluna feda olsun; yâ Resûlallah. Bu şerefli hizmete beni kabul eyle diyince, Peygamber efendimiz kabul buyurdu. Gece ile beraber yola çıktılar. Ve bir mağaraya geldiler. Ebû Bekir dedi ki, yâ Resûlallah! Bir miktar sabır edin. O mağaraya ben gireyim. Yılan, akrep cinsinden nesne var ise, zararı Ebû Bekir’e olsun! Resûlullah izin verdi. Hazreti Ebû Bekir sırtından mübarek gömleğini çıkarıp, parça parça edip, parçalar ile, mağaradaki deliklerin tamamını tıkadı. O deliklerden biri açık kaldı. Ona parça yetişmeyince o deliğe de ayağının tabanını iyice tıkadı. Ve ardından iki cihan serveri Besmele söyleyerek, mağara içine girdi. Sabâha kadar orada kaldılar. Sabâh oldu. Hazreti Ebû Bekir’in gömleğini arkasında göremeyince, sebebini sordular. Hazreti Ebû Bekr-i Sıddîk, yâ Resûlallah! Yolunda, gömleğimi yırtıp, akrep ve yılan deliklerini tıkayıp, şerlerini def eyledim; dediğinde, Resûl-i ekrem, “Allahım! Ebû Bekir’i, kıyamet günü, benim derecemde, benimle beraber bulundur!” buyurdu. Mübarek başını Hazreti Ebû Bekir’in kucağına koyup uyuğu zaman, Hazreti Sıddîk’ın ayağını yılan soktu. Resûlullah’ın uyanmaması için sabredip, hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı Resûlullah’ın mübarek yüzüne damlayınca uyandılar. Bu esnâda Fahr-i âlem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, Hazreti Ebû Bekr-i Sıddîkın mübarek yüzlerinde değişiklik görüp, suâl edince, meydana gelen hadiseyi anlatıp, yılanın birkaç defa tabanını soktuğunu söyledi. Bunun üzerine Resûlullah, Hazreti Ebû Bekir’in yarasına, mübârek ağızlarının suyundan sürdü ve o anda acısı şifa buldu. Resûlullah efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk içerdeyken, müşrikler, iz takip ederek mağaranın önüne geldiler. Mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örüldüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler. Bunun üzerine müşrikler içeri bakmadan geri döndüler. Hazreti Ebû Bekir, hazarda ve seferde Resûlullah’tan hiç ayrılmadı. Ona her zaman arkadaşlık etti. Her zaman, malını, canını feda etmeye hazır halde yanında beklerdi. Medine’deki mescid yapılırken birlikte çalıştılar. Hiçbir hizmet ve fedakârlıktan geri kalmadı. Hazreti Ebû Bekir, Resûlullah efendimizle birlikte bütün savaşlarda bulundu. Çok şiddetli muharebelerde, Peygamber efendimizin muhafızlığını yapıp, bedenini siper etti. Bedir Savaşı’nda bir ara, İslam askeri zorlanmaya başladı. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, Sa’d ve Sa’îd hazretlerini gönderdi. Sonra Hazreti Ebû Zer’i gönderdi. Daha sonra da Hazreti Ömer’i gönderdi. Bir saat geçtiği hâlde, zorlanma devam ediyordu. Bunu gören, Hazreti Ebû Bekir, kılıcını çekip atına binmek isteyince, Peygamber efendimiz elinden tutup buyurdu: - Yanımdan ayrılma yâ Ebû Bekir! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı, senin mübarek yüzünü görmekle hafifliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor. > Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, Hakikât Kitabevi
Reklamı Geç
KAPAT