BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Eshâbın en üstünüydü

Eshâbın en üstünüydü

"Ebû Bekir'in îmânı, bütün mü'minlerin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekir'in îmânı ağır gelir" diyen Peygamber efendimizin ilk halîfesi ve peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak fazîleti, üstünlüğü, sadece Hazreti Ebû Bekir'e nasîp olmuştu. Resûl-i ekrem de O'nu hep el üstünde tutmuş, yanından bir dakika dahi ayırmamıştı.



Peygamber efendimizin sadık, sıddîk ve muhlis dostu Hazreti Ebû Bekir, O’nun yanından hiç ayrılmaz, her türlü hizmetinde başkalarının önünde bulunurdu. Günün birinde Resûl-i ekreme bir gümüş yüzük hediye getirdiler. O mübarekler de yüzüğü her zaman olduğu gibi en yakın dostu Hazreti Ebû Bekir'e verip, kuyumcuda üzerine (Lâ ilâhe illallah) yazdırmasını buyurdu. Hazreti Ebû Bekir yüzüğü alıp, kuyumcuya götürdü. Allahü teâlânın ism-i şerîfinden, Peygamberimizin isminin ayrı olmasını layık görmeyip kuyumcuya yüzüğün üzerine (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah) nakşeylemesini söyledi. Sonra yüzüğü kuyumcudan alıp, geri dönerken Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama emreyledi ki, "Yâ Cebrail! Acele yetiş. Habibimin yüzüğüne Ebû Bekir'in adını yaz. Çünkü, Ebû Bekir, benim ism-i şerîfimden Habîbimin isminin ayrı olmasını layık görmedi. Ben de lâyık görmedim ki, Habîbimin isminden, Ebû Bekir'in ismi ayrı olsun" Cebail aleyhisselâm derhal yetişip, Ebû Bekir'den habersiz yüzüğün üzerine, Hazreti Ebû Bekir'in ismini kazıdı. Peyganberimiz, yüzüğü aldığında içine bakıp, gördü ki, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah, Ebû Bekr-i Sıddîk) kazılmış. Fahr-i kâinât, bunun hikmeti nedir, diye Ebû Bekir'e sual etti ki, "Yâ Sıddîk. Bu yüzüğün içine yalnız Lâ ilâhe illallah yazdır, diye sipariş olunmuştu. Sen ziyade yazdırmışsın. Sebebi nedir" Hazreti Sıddîk utancından mübarek başından ayağına varıncaya kadar terledi. Daha cevap vermeden Cebrail aleyhisselâm gelip, Resûlallah'a olayı anlattı. Bir gün Hazreti Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" sabâh namâzını kıldıktan sonra dönüp eshâbına, çok sevdiği dostu Ebû Bekr-i Sıddîk'ı sordu. Kimse cevâp vermeyince Hazreti Resûlullah ayağa kalkıp, Ebû Bekir nerede, buyurdu. Ebû Bekir arka saftan, Lebbeyk (buradayım) yâ Resûlallah, dedi. Resûlullah emir buyurması üzerine Ebû Bekir'e yol açtılar. Yanına geldiğinde, Hazreti Fahr-i kâinât buyurdular ki, "Yâ Ebâ Bekir nerede idin. Birinci rekatte bana yetiştin mi" Hazreti Ebû Bekir dedi ki: Yâ Resûlallah! Birinci safta sizinle tekbîr alıp, Fâtiha sûresini okumaya başlamıştım ki abdestimde vesvese oldu. Bunun üzerine abdest için dönüp, mescit kapısına geldim. Birdenbire bir ses işittim. Ardıma baktım, gördüm ki, altından bir kap asılmış ve içi su doluydu. O su, kardan beyâz ve baldan tatlı idi. Üstüne bir mendil örtülmüştü. Üzerinde, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah Ebû Bekr-i Sıddîk) diye yazılmış idi. Abdest alıp, mendili geri kabın üzerine koydum. Sonra gördüm, kaybolmuş, ben de ardından gelip, evvel rekatte size yetişti. Resûl-i ekrem buyurdu ki: "Müjdeler olsun sana yâ Ebâ Bekir. Ben namâzda kırâatı tamâmladım ki, rükûya gideyim. Dizlerim tutuldu. Sen gelmeyince, rükû edemedim. Sana abdest suyunu veren Cebrâîl idi. Mendili tutan Mikâîl idi. Benim dizlerimi tutan İsrâfîl idi" Yine bir gün Peygamber efendimiz mescitte oturmuş Cebrâîl aleyhisselâm ile söyleşiyordu. Eshâb-ı kirâm mescide gelip, Seyyid-i kâinâtı meşgûl görünce, Hazreti Cebrâîl ile söyleştiğini anlayıp sükût edip oturdular. O sırada Hazreti Ali ve ardından Hazreti Osman içeri girip, selâm verip, yerine oturdu. Biraz sonra mescidin kapısından Hazreti Ebû Bekir görününce Hazreti Cebrâîl aleyhisselâm hemen ayağa kalktı. Bunun üzerine Peygamberimiz de ayak üzerine kalktı. Eshâb-ı kirâm hayretle Peyganberimize, ayağa kalkmasının sebebini sordular. Buyurdular ki: Ebû Bekr-i Sıddîk mescide girip, selam verdiği zaman, Cebrail aleyhisselâm Ebû Bekr-e ta'zîm için ayağa kalktı. Bunun üzerine ben de ayağa kalktım. Sonra, “Yâ kardeşim Cebrail, Ebû Bekir'e ne için tazim ettiniz” diye sordum. Dedi ki: "Yâ Resûlallah! Ebû Bekir'e tazim bana vacibtir. Zîra Ebû Bekir benim hocamdır." Ben sordum: “Neden dolayı hocandır?” Cebrâîl aleyhisselâm dedi ki: "Hak teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yarattığı zaman, meleklere, O'na secde ediniz, diye emretti. Benim hatırıma geldi ki, secde etmeyeyim. Ben ondan efdalim. Zîrâ ki, o balçıktan yaratılmıştır” dedim. Bu niyet üzereydim ki o an Ebû Bekir'in ruhunu arş altında nurdan bir kubbe içinde gördüm. Bana dedi ki: “Yâ Cebrail secde eyle!.. Sakın muhalefet etme...” Bunu üç kere tekrarladı ve ardından arkama üç kere eliyle vurdu. O sırada kalbimden kibir ve enâniyyet ve inat kayboldu. Hemen Âdem'e secde eyledim. O an bendeki kibir ve enaniyyet, iblise intikal edip, Âdem'e secde etmedi. Ebedi tard edilip, melûn oldu ve ben de ebedi saadete kavuştum” dedi. Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, Hakikât Kitabevi
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT