BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz Zambak

Beyaz Zambak

İbrahim dayı Mete’yi tanıttı ona. -Bizim eve de uğrayın, dedi Rıza. -Biz hemen döneceğiz, akşama evde olmamız lâzım. -Kalsaydınız gelmişken. -Mete de İstanbul’a dönecek.



“Arkadaş, gel seni tarlaya götüreyim” İbrahim dayı Mete’yi tanıttı ona. -Bizim eve de uğrayın, dedi Rıza. -Biz hemen döneceğiz, akşama evde olmamız lâzım. -Kalsaydınız gelmişken. -Mete de İstanbul’a dönecek. Mete’ye döndü Rıza: -Arkadaş gel seni tarlaya götüreyim. Hiç tarla görmemişsindir sen. -Olur, diyerek Mete yerinden kalktı. Köye gelmişken bir tarla göreyim. Ama hemen dönmek şartıyla. -Aman ne yapacaksın Mete, dedi Meltem. -Hemen dönerim. -İyi, gitsin bakalım, dedi İbrahim dayı. Birlikte avludan çıktılar. Mete yıkık evlere, evlerin bitişiğindeki harabe bahçelere bakıyordu. Rıza bir sigara yaktı. -Bu köy eskiden çok güzeldi arkadaş. Çok güzeldi ama herkes şehire gidince böyle oldu. İnsan böyle güzel köyü bırakır da gider mi, aklım almaz bir türlü. Şimdi şehirde yaşayanlar böyle köy gibi yerler ararlarmış duyduğuma göre. Ağaçlık, temiz hava, yeşillik köyde. Dostluk, arkadaşlık, muhabbet köyde. Aşk bile köyde güzeldir... Ama güzellikleri bırakıp bırakıp gittiler. Köy de böyle oldu işte. Bence hâlâ güzel köy. -Doğru, dedi Mete. Terkedilmişliğin hüznüne rağmen köyün kendine göre bir güzelliği var. Rıza’nın kendi evlerine gelmişlerdi. Yaşlı bir kadınla, erkek evin önünde oturuyorlardı. Yaşlı kadın biber kurutuyordu. Rıza onlara Mete’yi tanıttı. Ahırdan iki at çıkarıp, at arabasına bağladı. -Tarla yolun öte yanında, dedi Rıza atları hazırlarken. Uzak değil yani, hemen getiririm seni. Atları bağladıktan sonra yularları eline aldı. -Hadi atla, dedi Mete’ye. Mercedes mi güzel, at arabası mı gör bakalım. Mete gülerek bindi. “Deh!..” dedi Rıza ve at arabası avludan çıktı. Evlerin arasından bir yola çıkıp, asfalt caddeye geçtiler. Bekleme yerinin yanından geçip bir tepeye doğru yol aldılar. Küçük tepeyi aştıklarında on kadar tarlanın yanyana olduğu bir yerde durdular. Tarlalarda bir-iki kadın çalışıyordu. Kendi tarlalarına geldiklerinde, bir ağacı gösterdi Rıza. -Sen ağacın altında eğleş biraz. Az bi işim var, hemen bitireyim. Mete etrafını seyretti. Tarlalar, ağaçlar, taşlar... Çok değişikti onun için bu manzaralar. Rıza arabadan pulluk indirdi, atlara bağladı ve çoğu sürülmüş tarlanın az kalan kısmını sürmeye başladı. Rıza, “Deh!.. Deh!..” diyerek atları kamçılıyor, sık sık terleyen alnını silip duruyordu. “Köy de, köyün insanları da çok farklı oluyor,” diye düşündü Mete. Bambaşka bir dünyası vardı Rıza’nın, kendine göre güzel bir dünyası. Az önce söyledikleri çok ilginçti gerçekten. “Aşk bile köyde güzeldir...” Birden onun sesini duydu. Gömleğinin yakasını bağrına kadar açmış, karşılara doğru şarkı söylüyordu. Siyah saçları savruluyordu rüzgârdan. Öylece baktı Rıza’ya. Siyah kot pantolonu ve kırmızı gömleği ilk defa dikkatini çekti onun. Sesi de çok güzeldi gerçekten, çok dokunaklı söylüyordu şarkıyı: Mutluluğu uzaktan Seyir mi edeceğim Belki de gül yüzünü Görmeden öleceğim Bu benim kaderimmiş Gönlüm oldu sırdaşım Aradım bulamadım Ben hayat arkadaşı Çok sevdim suç sayıldı Hiç sevmedim kabahat Bir his diyor ki bana Çek git kendini arat Öl de kendini arat Kendi duygularına da hitap eden bu şarkı, oldukça hüzünlü bir ritme sahipti. Özellikle son nakaratları çok etkileyiciydi. Doğrusu Rıza çok içten söylüyordu şarkıyı. -Nasıl emmioğlu beğendin mi?.. dedi Rıza, Mete’ye. Rıza çok ilginç bir gençti gerçekten, Mete’yi şaşırtıyordu. -Beğendim emmioğlu, harika söylüyorsun!.. -Bir şarkı daha patlatayım mı sana?.. -Patlat emmioğlu, dokunaklı olsun ama. -Ayıp ettin!.. dedi Rıza. Çocuklaşmıştı sanki, değişmişti. Onun bu durumu, sevecenliği hoşuna gidiyordu Mete’nin. Yine çok dokunaklı bir şarkı söylüyordu Rıza. Ağzıyla müziğini de yapıyordu ve gerçekten iyi beceriyordu. Kendinden geçmişti Rıza. Diğer tarlalardaki insanlar da onu dinliyorlardı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT