BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne günlere kaldık...

Ne günlere kaldık...

Şirin İzmir’imizin Karşıyaka’sında, 240 milyonluk maaşını bankadan alan emekli bir amca ile 60-65 yaşlarında olan hanımı otobüs durağına yakın olan parkta, benim de oturduğum banka gelip oturdular. Yoruldukları, uflayıp puflamalarından belli oluyordu. Gerek hanım teyze, gerekse amcanın konuşmaları beni çok üzdü. Ancak yapabileceğim birşey de yoktu.



Şirin İzmir’imizin Karşıyaka’sında, 240 milyonluk maaşını bankadan alan emekli bir amca ile 60-65 yaşlarında olan hanımı otobüs durağına yakın olan parkta, benim de oturduğum banka gelip oturdular. Yoruldukları, uflayıp puflamalarından belli oluyordu. Gerek hanım teyze, gerekse amcanın konuşmaları beni çok üzdü. Ancak yapabileceğim birşey de yoktu. Konuşmalarında; köyde oturduklarını, havaların serinlediğini, odun ve kömürlerini bu aylıkla alırlarsa yiyecek sıkıntısı çekeceklerini anlattıklarında çok üzülmüştüm. Bu konuşmamız esnasında, yine yaşlı bir amca bize doğru gelerek, ağlamaklı bir ifadeyle şöyle seslendi: “Gurban olem size, param noksandı diye dolmuş şoförü beni burada indirdi. Garibim, şu paramın üstünü tamamlayın da kendimi evime bir atayım.” Bu arada o, yokluktan bahseden teyze, koynundan para çıkısını çıkardı ve o yaşlı adama bir milyon lira vermek istedi. İhtiyar adam; “yok anam bacım, benim 250 bin liraya ihtiyacım var” dediyse de, o iyi yürekli anne ısrarla 1 milyon lirayı verdi. Parayı alan adam, “Allah senden razı olsun bacım” diyerek, hemen gelen dolmuşa binerek gitti. Parayı veren teyze, para çıkısını koynundan çıkarırken, çıkının içinden bir de kağıt çıkardı ve bana: “Beyoğlum, şunu bana bir okuyuver” dedi. Kağıdı elime alınca, bir de ne göreyim, bir şiir... Ben de şiir okumayı çok severim. Şöyle bir göz gezdirdikten sonra, başladım seslice okumaya. Henüz birinci kıtasını bitirmemiştim ki, kadıncağız ağlamaya başladı. Ben de çok duygulandım. Buna rağmen şiiri sonuna kadar okudum. Kadın ve kocasının gözyaşları karşısında daha fazla duramazdım. Biraz uzaklaşıp, geriye dönüp baktığımda, kadın, başörtüsünün ucuyla gözyaşlarını siliyordu. Üzüntümden kağıdı geriye vermeyi unutmuşum. Eve gidince cebimden çıktı. Yapacak tek şey vardı; basın yoluyla bu teyzeye ve dedeye aynı şiiri ulaştırmak. Onun için yazdım... > İsmail Avcı (Emekli Öğretmen) - İZMİR 1964 yılında Kerim Coşkun tarafından yazılan şiir şu: YAŞANTI ZORUNLUĞU Yoksulluk karları buram buram Yağıyor köy damlarına. Acımıyor köylülere, Acımıyor kundaktaki bebelere... Eli koynunda düşünür Fatma Bacı, Kalmamış yakacak tezeği. Dört çocuk ocak başında ağlar Üşümüş ayakları, elleri... Kapının eşiğine oturmuş Elif teyze Bir yas tutmuş ağlar, belli belirsiz. Ağlamasın da ne yapsın? Kalmamış çuvalda unu, sandıkta bulguru. Aç kalmış sekiz çocuğu, Hepsi geçim derdi, yaşantı zorunluğu... Bu, ayıp değil mi? 03 Kasım 2002 Pazar günü saat 10’da Afyon Otobüs Garajı’nda bulunan I. P. Otobüs İşletmesi yazıhanesinden, 04 Kasım 2002 Pazartesi günü sabah saat 11’de Isparta’ya hareket edecek olan otobüsten eşim için bir kişilik bilet aldım ve bileti, satan kişi “bayan yanıdır” diye bir de not düştü. Pazartesi günü saat 11’de otobüs hareket etti. Buraya kadar herşey çok normal ve çok güzel, ancak takriben 15 veya 20 dakika sonra eşim beni telefonla aradığında, “otobüsün Cumhuriyet Tesisleri’nde mola verdiğini ve otobüsteki numaralı yerinin başka birisine ait olduğunu ifade eden otobüs muavini tarafından (mola yerine gelmeden) yerinden kaldırılarak otobüs şoförünün yanına oturtulduğunu; hostes koltuğunda da başka birisinin oturduğunu, şoföre burada Isparta’ya kadar gidemeyeceğini, buna çözüm bulunması gerektiğini söylediyse de, yapılacak birşey olmadığı yönünde cevap aldığını” söyledi. Ben de numaralı bileti satan Afyon yazıhanesini arayıp, durumdan haberdar ederek, bir bayana nasıl şoförün yanında merdiven basamağında yolculuk ettirilebildiğini sordum. Bana “abi sen merak etme şimdi otobüse telefon eder, durumu düzeltiriz, böyle şey olmaz” dediler. Ancak 3 saatlik yolculuk sonucunda Isparta’dan arayan eşim, 3 saat boyunca merdiven basamağında oturmak zorunda bırakıldığını ifade edince, tüm sinirlerim ayağa kalktı. Şimdi bu işin sonunda biz kime derdimizi anlatacağız? Otobüs, otogardan ayrılınca, sahipsiz ve sessiz insanlar kaderine mi terk ediliyor? Bir bayana veya bir yolcuya bu yapılan ayıp değil mi? Suçlusu yazıhane mi? 32 AE 300 plakalı otobüsün şoförü mü, muavin mi, yoksa şirket mi? Ne yapmak lazım, bunlar halen yapılacak mı? Bu gibi olaylara nasıl müdahale edilebilecek? Biz, bu tür davranışlarla mı Avrupa Birliği’ne gireceğiz? > Vedat Güngörür
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT