BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > AKP’den sonra AB

AKP’den sonra AB

Atatürk’ü, ölümünün 64. yıldönümünü andığımız şu günlerde “Atatürk sağ olsaydı ne derdi, ne yapardı?” sorusu, benim sık sık aklıma geliyor ve özellikle, Atatürk AB konusunda ve bu AB yalakalığı hususunda ne derdi, diye düşünüyorum. “Çağdaş Uygarlık düzeyine” -Batı düzeyine- ulaşmak, Avrupa’nın parçası olmak coğrafyamızın ve tarihi istikametimizin gereği, Atatürk’ün başlıca direktiflerinden biri idi.



Atatürk’ü, ölümünün 64. yıldönümünü andığımız şu günlerde “Atatürk sağ olsaydı ne derdi, ne yapardı?” sorusu, benim sık sık aklıma geliyor ve özellikle, Atatürk AB konusunda ve bu AB yalakalığı hususunda ne derdi, diye düşünüyorum. “Çağdaş Uygarlık düzeyine” -Batı düzeyine- ulaşmak, Avrupa’nın parçası olmak coğrafyamızın ve tarihi istikametimizin gereği, Atatürk’ün başlıca direktiflerinden biri idi. Atatürk tabii, batı seviyesine çıkmayı, Batının tam parçası olmayı isterdi ama, AB hayranları, “Brüksel Sevdalıları” gibi, AB’nin sopası altında, “ev ödevlerini” yapmak zorunluluğu ile ve kendi kriterlerimizden ve çıkarlarımızdan ödün vererek, kapıda şapkamız elimizde adeta dilenerek değil!. AB kompleksi “Avrupa Birliği süreci..” sözünü duyunca kızgınlığımdan tabancama davranasım geliyor. Uzun süredir bununla yatıyor kalkıyorduk; AKP iktidara tek başına geldi ya, bu “süreç”ten büsbütün ve daha fazla söz edilir oldu. AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan da, AB’nin Hıristiyan Kulübü olduğunu unuttu, Şükrü Sina Gürel’in dediği gibi, “AB kompleksinden” dolayı bu sürece odaklandı. Böylelikle Batıya yaranacağını ve onlar tarafından kabul edileceğine inanıyor. Kıbrıs’a ve Atina’ya gitmekten vazgeçti. İtalya’ya gidecek... Sonra da muhalifi Deniz Baykal’la müşterek cephe halinde Brüksel’e “ricacı” olmaya gideceklermiş! 10 Aralık’taki Kopenhag zirvesine Cumhurbaşkanımızla birlikte el ele gitmeleri de söz konusu! Erdoğan, modern giysileri ile özellikle Türkiye’nin üyeliğine ve daha önce tarih verilmesine kökünden karşı Hıristiyan Demokratlara AKP’nin Müslüman Demokrat değil çağdaş demokrat olduğunu gösterecekmiş. Olmayacak duaya amin Boşuna zahmet edecekler; bizim Avrupacı medyamız pek yansıtmıyorlar ama, Avrupa’daki hava hiç de müsait değil... Müzakere tarihi verilmemesi için uyum yasalarının uygulanmasını beklemek filan palavra: Giscard d’Estaing diğer Fransızlar Schreöder, Joschka Fischer ve diğer Almanlar açıkça söylediler; Başkenti, Avrupa’da olmayan Türkiye’nin girmesi AB’nin sonu olur diye... İtalyan Prodi de açıkça; “İtalya’daki Mama mia il Turco” korkusunun kolaylıkla silinemeyeceğini belirtti... Doğru; ataerkil Türk korkusunu Avrupalıların kolektif zihinlerinden silmek kolay değil ama kendi tarihimizin duyarlılıklarından nasiblerini almamış olan bizim Avrupacılar. TC’nin Başkentini Batının baskısından uzağa taşımak için, başkent yaptığı Ankara’yı şimdi AB uğruna terkederler de! Türk korkusu İşin püf noktası; güncelleşen “Türk korkusu”; Avrupalılar şimdi de 65-70 milyon, ilerde 90 milyon olacak genç Türkiye’nin Avrupa’yı dinanizmi ile fethetmesinden korkuyorlar. Açıkça “Avrupa Türkleri hazmedemez” diyorlar. Umutları parçalayıp yutmak ve başka taraflara kaymayalım diye, oltalarının ucunda, arkasından zincirli kapılarının arkasında bekletmek!.. Erdoğan’a tavsiyem Sayın Tayyip Erdoğan’a nacizane tavsiye ederim bu AB kompleksinden kurtulsun. Mesut Yılmaz’ın silinmesindeki baş faktör AB faktörü idi.. “AB’nin yolunun Diyarbakır’dan geçeceğini” söylemesi idi... Aslında AB yolu Türkiye için çıkmaz bir yoldur. AKP ve Erdoğan pek çabuk ve kolay silinmezler ama Erdoğan, modern dekoruna ve giysilerine rağmen, AB yolunda hüsrana uğrayacaktır!. Kopenhag zirvesinde bize kesin müzakere tarihi verilmeyecek, olsa olsa “şartlı salıverme” gibi şartlı bir formülle ve birkaç bin euro ile gönlümüzü alacaklar. Bunu görmemek için gafil olmak lazım. Bu gerçeğe rağmen, otuzdokuz Avrupalı haramiden şamar yedikten sonra mı celalleneceğiz ve AB’ye Atatürk’ün sağ olsa idi çoktan demiş olacağı gibi, “Haydi oradan maskaralar” deyip kendi yolumuza -Atatürk’ün yoluna- kendi kriterlerimizle devam edeceğiz? Alternatifi yıllarca sürecek ve bizi yutulacak lokmalar haline getirecek Çin işkencesi!.. Eğer devlet mecburiyeti yoksa umarım Devletimizin başı, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer “şartlı salıverileceğimiz” ve istiskal edileceğimiz Kopenhag zirvesine gitmez. Atatürk olsa idi kesinlikle gitmezdi... Koşullar değişik demeyin haysiyetin şerefin koşulları henüz değişmedi... Türkiye’nin başka ve haysiyetli seçenekleri muhakkak olmalı!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT