BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayatını halkına vakfetti

Hayatını halkına vakfetti

Hazret-i Ömer Müslüman veya gayrimüslim demez; fakirin, güçsüzün, muhtaç kimselerin evlerini kapı kapı gezer, elleriyle onlara yardımlarda bulunurdu. Hazret-i Ömer güçlü ve muktedir bir halife olmasına rağmen bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazen de günün yorgunluğunu hafifletmek için mescidin çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu.



Hazret-i Ömer devlet yönetimde çok hassastı. "Dicle nehri kenarında koyun güden çobanın, bir koyunu zayi olsa, korkarım ki, onu Allahü teâlâ hazretleri niçin çobanın koyunlarını gözetmedin diye benden sorar" derdi. Rivayet olunur ki, bir gün Hazret-i Ömer, öğle sıcağında kendi soyunup, sadaka develerini bağlıyordu. Dediler, yâ Emîr-el-müminin! Niçin sen kendin zahmet çekersin. Bir kişiye buyurun, o bağlasa, olmaz mı? Buyurdu ki, bunlar fakirlerin hakkıdır. Çünkü, Allahü teâlâ beni bunlara çoban etti. Fakirlerin işlerini kendim görmem lazımdır. Zira âhırette benden sorarlar. Bir kişi dedi, yâ Emîr-el müminin! Sana yakın olanların işlerini sen kendin görürsün. Uzak olanların işini nasıl görürsün. Buyurdu ki, "İnşâallahü teâlâ bir sene gezeceğim. Nice gücü yetmez, fakir ve hastalar vardır. Kendim onların kapılarına varıp, ihtiyaçlarını göreceğim" Hazret-i Ömer her yere bir emir veya amir gönderirdi. Ona bir vasiyetnâme verir, ne yapmaları gerektiğini bildirirdi. Hazret-i Ömer savaşa gönderdiği askerlerin evlerine adam gönderip durumlarını sordurmayı adet haline getirmişti. Allahü teâlânın hikmeti, bir gece şehri dolaşıyordu, bir kapının yanından geçerken, içeriden bir kadının bağırmasını işitti. Kulak verdi. Gördü ki, o kadın ağlıyor ve devamlı söyleniyor ki, benim kocamı halife savaşa gönderdi. Ben burada aç ve susuz kaldım. Yarın varayım, halifenin kapısına çocuklarımı bırakayım. Hazret-i Ömer bunu işitir işitmez, ağlaya ağlaya evine gelip, bir denk un omzuna aldı. O kadının evine geldi. Mübarek elleri ile odun parçalayıp ve ateş yaktı. Sonra eline bir testi alıp, su getirdi. Ondan sonra bir tencereyi ocağa koyup, derhal o aşı pişirdi. Bir sahan içine koyup, o kadının çocuklarını doyurdu. Ondan sonra özürler dileyip, dedi ki, "Yâ hatun! Suçumuzu afv eyle. Zira habersizdik. Şimdiden sonra ihtiyaçlarını her zaman bize bildir" deyip, oradan ayrıldı. Hatun da, Hazret-i Ömer'in bu alçak gönüllü halini görünce hayret edip, Hazret-i Ömer'e hayır dualar etti. Müslümanlar, bulundukları yerlerde oturan gayrimüslim halkı korumaları altına aldıkları gibi, turist olarak gelen veya ticariî maksatla gelmiş olan gayrimüslimleri de sınırları dahilinde koruma altına alırlardı. Gayrimüslimlerin bir ticaret kervanı gelip Medine'nin yakınında konaklamıştı. Çok yorgun oldukları için hepsi derin bir uykuya dalmıştı. Hazret-i Ömer bu kervandan haberdar olunca, Eshâb-ı kirâmdan Abdurrahmân bin Avf'ı da yanına alıp, sabaha kadar kervanın etrafında dolaşarak onlara herhangi bir zarar gelmemesi için bekledi. Kervanda bulunanlar ancak sabaha karşı bundan haberdar oldular. Kendilerini bekleyen bu kişinin kim olduğunu merak ettiler. Sabaha karşı uzaklaşıp gittiklerini görünce, içlerinden biri tâkibe başladı. Hazret-i Ömer'in mescide girip namaz kıldırmasından sonra merakla bu zât kimdir diye soran kimse, onun Müslümanların halîfesi olduğunu öğrenip kervanda bulunanlara giderek hâdiseyi anlattı. Kâfile halkı o an derin bir sessizliğe büründü. Kimsenin konuşacak, bir şey söyleyecek hali kalmamıştı. Kervandakiler; "Onun Müslüman olmayanlara yardımı böyle olursa, kim bilir Müslümanlara şefkati ve yardımı ne kadar çoktur. Onun dini gerçekten hak dindir." dediler. Daha sonra da hazret-i Ömer'in huzuruna gidip hepsi Müslüman oldular. Hazret-i Ömer 'in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. Hazret-i Ömer Bizans ve İran'a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıydı. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazen de günün yorgunluğunu hafifletmek için mescidin çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine'den Mekke'ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmişti. Yaşanan bolluğa rağmen çoğu zaman Hazret-i Ömer’in evinde iki dirhem yiyeceğin olmadığı günlerde çoktu. Hatta bir gün kızı Hazret-i Hafsa, muhterem babalarını ziyarete gitti. Mübârek yüzlerini gördükten sonra, üzerindeki hırkanın on iki yerinde yaması olduğunu fark etti. Hatta yamanın ikisi deridendi. Hafsa, babasını bu hırka ile görüp, çok üzülüp, dedi ki, ey devletlim ve gözümün nuru babam. Bu hırkayı bir fakire verseniz. Kendinize yeni bir hırka alsanız caiz olmaz mı? Hazret-i Ömer buyurdular ki, kızım, sen Fahr-i âlem Hazretleri'nin kızıydın. Sen ona bizden yakındın. Bilmez misin ki, Server-i âlem bu alçak dünyadan neler çekmiştir. Ne mertebe sakınmıştır. Dünyayı hor ve zelîl edip, emri altına almıştır. Ahirete teşrif ettiklerinde, bana vasiyet edip, "Yâ Ömer, kıyâmet gününde, benim ile ve Ebû Bekir ile buluşmak istersen, yolumuzdan ayrılma" diye buyurmadı mı? demişti. Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, Hakikât Kitabevi
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93043
    % -1.58
  • 4.7293
    % -0.13
  • 5.4858
    % -0.27
  • 6.2662
    % -0.23
  • 194.478
    % -0.07
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT