BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cihana adalet dağıttı

Cihana adalet dağıttı

Hazret-i Ömer, haksızlık karşısında çok hiddetli olduğu gibi, adaletin yerine getirilmesinde de o kadar şefkatliydi. O, mevki, rütbe, soyluluk gibi hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştı. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında asla bir fark yoktu.



Hazret-i Ömer, haksızlık karşısında çok hiddetli olduğu gibi, adaletin yerine getirilmesinde de o kadar şefkatliydi. O, mevki, rütbe, soyluluk gibi hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştı. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında asla bir fark yoktu. Hazret-i Ömer, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmez, Hıristiyan ve Yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunurdu. Onu her an halkına yardım ederken görmek mümkündü. Dul ve yaşlı kadınlara suyu kendi çekerdi. Çoğu zaman unu kendi satın alır ve ihtiyaç sahiplerine bizzat kendi elleriyle götürürdü. Adaletin timsali, Müslümanların emiri Hazret-i Ömer, dört kıtaya yayılmış İslam devletinin halifesi olmasına rağmen hamallara, bir miktar yol ben götüreyim daha sonra da bir miktar sen götürürsün der, onların gönüllerini almaya çalışırdı. Köle ve cariyelerden de yardım elini esirgemez, su çekmekten veya un öğütmekten aciz kalmış ise, her ne şartlarda olursa olsun onlara yardım ederdi. O koskoca halife, geceleri Abdurrahmân bin Avf ile berâber şehri dolaşıp, halkının güvenliği için bekçilik yapardı. İslâm ordusunun İran'ı fethettiği gece, Hazret-i Osman, onun huzuruna girip selam vermişti. Hazret-i Ömer acele mektup yazıyordu. Mektubu yazıp bitirince yanmakta olan lambayı söndürdü. Başka bir lamba yaktıktan sonra onun selâmına cevap verip konuşmaya başladı. Hazret-i Osman, lambayı söndürüp, başka bir lamba yakmasının sebebini sorunca; "Söndürdüğüm lamba, beytülmâlındır. Şimdi seninle şahsi işimiz için konuşuyoruz, bunun için de kendime ait olan lâmbayı yaktım." buyurdu. Hazret-i Ömer zengin bir devletin halifesi olmasına rağmen gündelik hayatında da hep sıkıntı içinde yaşamayı tercih etti. Öyle ki evinin içinde eskimiş bir kilim ve hurma lifinden yapılma iki yastıktan başka hiç bir şey yoktu. Resûlullah'ın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" "Yâ Ömer, bana ilahi emir gelmiştir ki, adâlet nurunu, Ömer bin Hattâb'a ver. Şimdi sana verdim. Cihanda adalet etmek senin nasibindir." diye buyurduğu Hazret-i Ömer kıtlık zamanında, bir deve kurban edip, Medîne-i Münevverenin fakirlerine bölüştürün diye emretti. Hizmetçi devenin kıymetli yerlerinden yemek yapıp iftar vakti Hazret-i Ömer'in huzuna getirdi. Ömer "radıyallahü anh" fakirlere teslim olunan deve etinden yapıldığını anlayınca, rengi değişip, buyurdu ki; "Vay benim gibi valiye ki, fukaraya kötü yerini ayırıp, kendisi için en güzel yerinden alıkoyuyor. Şimdi, yâ hizmetçi! Bir daha böyle etme. Kaldır bu yemeği, benim önümden. Fakirlerden, çoluk-çocuğu olan bir kimsenin evine götür. Bana yine evvelki adet üzere yemek getir ki, halife olan kimsenin haftada bir kere et yemesi kafidir." Sonra Hazret-i Ömer eski adeti üzere, bir miktar zeytin yağı ile, kuru ekmek parçasıyla iftar edip yerlerin ve göklerin sahibi olan Allahü teâlâya şükür ve hamd eyledi. Hazret-i Ömer'in hilâfeti zamanında, Şam'a gidecekti. Bir deveden başka bineceği olmadığı için Mugire adlı bir köleyle birlikte devesini paylaştı. Bir saat Hazret-i Ömer deveye biner Mugire piyade olur, bir saat Mugire biner, Hazret-i Ömer önünde piyade olurdu. Şam'a girecekleri vakit, deveye binme sırası Mugire'ye gelmişti. Bu sırada Eshâb-ı güzîn, Hazret-i Ömer'e, "Şam'ın bütün ileri gelenleri sizi karşılamağa gelirler. Onlar atlı, siz halife iken yaya yürümek münasip değildir" deyince Hazret-i Ömer huzursuz olup, dedi ki, "Siz bu evhâmdan kurtulmadınız mı? Resûlullah getirdiği İslam elbisesini arkamıza giydirdi. Kelime-i şehâdeti dilimize çırağ eyledi. Kur'ân-ı azîm ile kalbimizi münevver eyledi. İslâmiyetin kadrini acaba niçin anlamamışsınız ki, kendinizi halka, at ile, kılıç ile göstermek istersiniz. Yalnız Habîb-i Ekrem'in ümmeti olmak şerefi size yetmez mi?", diye cevap verince, kimse söze kadir olamayıp, bir şey diyemediler. Mugire, bu güç zamanda deve hazırlayıp, Hazret-i Ömer'in huzuruna getirip, çöktürdü ve dedi ki, "Yâ halîfe! O Allahü teâlâ hakkı için ki, kalbimden helâl eyledim. İhsân eyle ve benim isteğimi kabûl eyle." Hazret-i Ömer, Mugire'nin canı gönülden ricasını görünce, hatırı için o gün saadetle deveye bindiler. Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, Hakikât Kitabevi
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT